Kırık Hayaller, Yeniden Doğan Umut: Aşkı Kaybetmek ve Bulmak

“Bunu bana nasıl yaparsın, Elif?” diye bağırdı annem, gözleri dolu dolu. O an, mutfağın ortasında, ellerim titreyerek tuttuğum çay bardağıyla donup kaldım. Babam ise sessizce masanın ucunda oturuyor, gözlerini yere dikmişti. O an, sanki bütün hayatımın ağırlığı omuzlarıma çökmüştü.

Her şey bir hafta önce, Ayşe’nin Uludağ’daki doğum günü partisinde başlamıştı. O gece, karlar altında bir dağ evinde, gençliğimizin coşkusuyla dans ediyor, kahkahalar atıyorduk. Müzik yüksekti, şarap bardaklarda dönüyor, sohbetler sabaha kadar sürüyordu. O gece, hayatımda ilk defa kendimi özgür hissetmiştim.

Ama o özgürlük duygusu, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yerini pişmanlığa bıraktı. Çünkü o gece, çocukluk aşkım Emre’yle göz göze geldiğimizde içimde bir şeyler kıpırdamıştı. Oysa ben iki yıldır Baran’la beraberdim ve ailem onunla evlenmemi istiyordu. Baran düzgün bir işte çalışıyor, ailesiyle arası iyiydi; annem için ideal damat adayıydı. Ama Emre… O her zaman biraz başına buyruktu, hayalleri peşinde koşan biriydi.

Partinin ilerleyen saatlerinde Emre yanıma geldi. “Elif, hâlâ aynı gözlerle bakıyorsun bana,” dedi usulca. “Sen de değişmemişsin,” dedim gülerek ama içimde fırtınalar kopuyordu. Sonra bir anda elimi tuttu. “Beni unutamadığını biliyorum,” dedi. O an kalbim yerinden çıkacak sandım. Ama hemen elimi çektim, “Baran’ı seviyorum,” dedim yalan söyleyerek.

O gece eve döndüğümde aynaya bakamadım. Baran’ı aradım, sesimi duysun istedim ama konuşamadım. Ertesi gün annemle pazara gittik; her zamanki gibi sebzeleri seçerken bana Baran’dan bahsetmeye başladı: “Bak kızım, Baran gibi adam bulunmaz. Hem işinde gücünde hem de ailesine bağlı. Emre ise… Onun ne işi var ne de düzeni.” Annemin sözleri içimi acıttı ama haklıydı belki de.

Günler geçtikçe Emre’yle olan karşılaşmam aklımdan çıkmadı. Baran’la buluştuğumda ise kendimi suçlu hissediyordum. Bir akşam Baran bana evlenme teklif etti; herkesin önünde, büyük bir restoranda… Herkes alkışladı, annem ağladı sevinçten. Ama ben… Ben sadece donup kaldım. “Evet” dedim ama içimde bir boşluk vardı.

O gece Emre’den bir mesaj geldi: “Mutlu musun?” Sadece bu iki kelime… Cevap veremedim. Ertesi gün Emre’yle buluştuk. “Elif,” dedi gözlerimin içine bakarak, “Baran’ı seviyorsan git evlen ama eğer bana karşı hâlâ bir şey hissediyorsan, lütfen kendine yalan söyleme.” İçimdeki fırtına daha da büyüdü. Ne yapacağımı bilmiyordum.

Ailem düğün hazırlıklarına başladı bile. Annem çeyiz sandığını açtı, babam davetli listesini yaptı. Ben ise her gece uykusuz kalıyor, kendi içimde boğuluyordum. Bir gece anneme her şeyi anlatmaya karar verdim. “Anne,” dedim titreyen sesimle, “Ben Baran’ı sevmiyorum.” Annem önce sustu, sonra bağırmaya başladı: “Ne demek sevmiyorum? Herkesin içinde rezil mi edeceksin bizi? Bunca hazırlık ne olacak? İnsanlar ne der?”

Babam ise sessizce yanıma geldi ve elimi tuttu: “Kızım, mutlu olmayacaksan evlenme,” dedi kısık sesle. O an babamın gözlerinde yılların yorgunluğunu gördüm; belki de o da gençliğinde kendi kalbini susturmuştu.

Baran’a her şeyi anlatmak zorundaydım. Onunla buluştuğumda ellerim buz gibiydi. “Baran,” dedim, “Sana yalan söyledim. Seni sevdiğimi sandım ama aslında kendimi kandırmışım.” Baran önce sustu, sonra gözleri doldu: “Beni hiç mi sevmedin Elif?” dedi kırık bir sesle. “Sevdim ama… başka türlü sevdim.” O an Baran’ın kalbini kırdığımı biliyordum ama daha fazla yalan söyleyemezdim.

Ailem günlerce benimle konuşmadı. Annem akrabaları aradı, herkesin diline düştüm. Mahallede kadınlar arkamdan fısıldaşıyordu: “Kız nişanı attıymış…” Ama ben ilk defa kendim için bir şey yapmıştım.

Emre’yle yeniden buluştuğumuzda ona sarıldım ve ağladım: “Korkuyorum,” dedim, “Herkesi karşıma aldım.” Emre ise saçımı okşadı: “Ben hep buradayım Elif,” dedi.

Aylar geçti; ailem yavaş yavaş kabullendi durumu. Annem hâlâ bazen iç geçiriyor ama babam bana daha çok sarılıyor artık. Baran ise başka biriyle nişanlandı; ona mutluluklar diledim.

Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu soruyorum kendime: İnsan gerçekten mutlu olmak için kimleri kırmalı? Kendi kalbimizin sesini dinlemek bencillik mi yoksa cesaret mi? Siz olsanız ne yapardınız?