Okul Bahçesinde Utanç: Oğlumun Onuru İçin Verdiğim Savaş

“Baba, neden kimse bana yardım etmiyor?” Mert’in gözleri yaşlarla doluydu, sesi titriyordu. O an, içimde bir şeyler koptu. Oğlumun elleri avuçlarımda, okulun bahçesinde yere çökmüş haldeydik. Etrafımızda toplanan çocuklar hâlâ gülüyor, cep telefonlarıyla olan biteni kaydediyordu. Bir öğretmen uzaktan bakıyor ama hiçbir şey yapmıyordu. O an, oğlumun gözlerindeki çaresizliği gördüm ve kendime söz verdim: Ne olursa olsun, oğlumun onurunu geri alacaktım.

Her şey birkaç hafta önce başlamıştı. Mert, yeni okuluna alışmaya çalışıyordu. Sessiz, içine kapanık bir çocuktu. Annesiyle ayrıldığımızdan beri daha da içine kapanmıştı zaten. Bir sabah kahvaltıda tabağına dokunmadı. “Okulda bir sorun mu var?” diye sordum. Başını salladı, “Yok baba, sadece iştahım yok.” Ama gözlerinden bir şeyler sakladığını anlamıştım.

O gün öğleden sonra okuldan aradılar. Mert’in kavga ettiğini söylediler. Okula gittiğimde müdür odasında üç çocuk ve Mert vardı. Müdür, “Oğlunuz arkadaşlarına saldırmış,” dedi. Mert’in yüzünde taze bir morluk vardı. “Baba, ben başlamadım,” dedi Mert sessizce. Diğer çocuklar ise sırıtıyordu. Müdürün bakışlarından, oğluma inanmadığını anladım.

Olayı araştırmak istedim ama müdür, “Çocuklar arasında olur böyle şeyler,” diyerek geçiştirdi. Eve dönerken Mert’in elini tuttum. “Bana anlatmak ister misin?” dedim. Uzun süre sessiz kaldı. Sonra fısıldadı: “Baba, bana ‘yabancı’ diyorlar. Annem Arnavut ya, onunla dalga geçiyorlar.” İçimden bir öfke yükseldi. Bu ülkede hâlâ insanların kökeniyle dalga geçiliyordu.

Ertesi gün okula gittim, rehber öğretmenle konuştum. “Çocuklar bazen acımasız olabilir,” dedi kadın öğretmen. “Ama Mert’in de kendini savunmayı öğrenmesi lazım.” O an anladım ki, kimse oğlumu korumayacaktı.

Mert her geçen gün daha da içine kapandı. Odasından çıkmaz oldu. Akşamları yemek masasında sessizlik hâkimdi. Bir gece ağladığını duydum. Kapısını çaldım, içeri girdim. Yastığına gömülmüş haldeydi. “Baba, ben kötü bir çocuk muyum?” dedi hıçkırarak. Sarıldım ona, “Hayır oğlum, asla!” dedim ama kelimelerim yetersizdi.

Bir sabah okula bırakırken Mert’in elleri titriyordu. “Baba, bugün gelmesen olur mu?” dedi. “Neden?” diye sordum. Gözlerini kaçırdı: “Sen gelince daha çok dalga geçiyorlar.” O an yüreğim parçalandı.

O gün öğleden sonra telefonum çaldı. Bir veli aradı: “Yusuf Bey, sizin oğlanı yine bahçede sıkıştırmışlar.” Apar topar okula koştum. Bahçede bir kalabalık vardı. Çocuklar Mert’i yere itmiş, çantasını alıp havaya fırlatıyorlardı. Bazıları cep telefonuyla çekiyordu. Kimse müdahale etmiyordu.

Koşup oğlumu yerden kaldırdım. Etrafımdaki çocuklara bağırdım: “Ne yapıyorsunuz siz?!” Kimse cevap vermedi; sadece dağıldılar. Bir öğretmen yaklaştı: “Sakin olun Yusuf Bey.” Sakin olmamı nasıl bekleyebilirdi ki?

Müdürle tekrar konuştum. Bu kez daha serttim: “Oğluma yapılan bu muameleye göz yumamazsınız!” Müdür omuz silkti: “Sosyal medyada yayılan videolar var, ama çocuklar arası şakalaşma gibi görünüyor.”

O gece eve döndüğümüzde Mert konuşmadı bile. Yemek yemedi, odasına kapandı. Ben ise mutfakta annemi aradım; yaşlı kadının sesi titriyordu: “Oğlum, sabretmek lazım… Ama torunumun böyle ezilmesine dayanamam.”

Bir hafta boyunca okula gitmedi Mert. Psikoloğa götürdüm; doktor, “Travma yaşıyor,” dedi. Okuldan ise kimse aramadı bile.

Bir akşam eski eşim Zeynep geldi; gözleri doluydu: “Yusuf, bu çocuk burada mahvoluyor.” Haklıydı ama başka okula almak da kolay değildi; hem maddi durumumuz hem de yeni bir çevreye alışmak korkutucuydu.

Bir gece Mert’in odasında eski fotoğraflara baktığını gördüm; ilkokulda ne kadar neşeliydi… Şimdi ise gözlerinde sürekli bir korku vardı.

Bir gün sosyal medyada bir video gördüm: Oğluma yapılan zorbalık herkesin önünde paylaşılmıştı; yüzlerce kişi izliyor, bazıları gülüyordu bile… İçimdeki öfke patladı.

Ertesi sabah okula gittim; velilerle konuştum, bazıları bana hak verdi ama çoğu sessizdi: “Bizim çocuğumuz yapmaz öyle şeyler,” dediler. Oysa herkes biliyordu gerçeği.

Bir veli toplantısında ayağa kalktım: “Bu okulda çocuklarımıza yapılan zorbalığa neden göz yumuyorsunuz? Hepimiz susarsak bu iş nereye varacak?” Müdür gözlerini kaçırdı; bazı veliler başlarını öne eğdi.

Mert’in yaşadıkları beni de değiştirdi; artık hiçbir şeye sessiz kalamıyordum. Mahalledeki gençlerle konuştum; onlara empatiyi anlattım, zorbalığın ne kadar yıkıcı olduğunu… Bazıları dinledi, bazıları umursamadı.

Aylar geçti; Mert yavaş yavaş toparlandı ama eski neşesi yoktu artık. Ben ise her gün kendime aynı soruyu soruyordum: Bir baba olarak yeterince mücadele ettim mi? Yoksa bu sistemin sessizliğine ben de ortak mı oldum?

Şimdi size soruyorum: Çocuğunuz böyle bir şey yaşasa siz ne yapardınız? Sessiz kalmak mı doğruydu yoksa mücadele etmek mi? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın; belki birlikte bir şeyleri değiştirebiliriz.