Başkasını Seçti: Bir Hayatın Kırılma Noktası
— Hayır, Elif, sen anlamıyorsun! Böyle devam edemem! — diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. Elif’in elini öyle sıkı tutuyordum ki, acıdan yüzü buruştu. — O, onunla evleniyor! O… o boş kafalı kızla! Peki ya ben? On iki yılımı neye harcadım?
Elif elini kurtarmaya çalıştı. — Zeynep, bırak, canım acıyor! — dedi ama umurumda değildi. O an dünyada sadece acım vardı. Salonda annemin sesi yankılandı:
— Kızlar, ne oluyor orada? Zeynep, ağlıyor musun yine?
Elif bana bakıp başını salladı. — Hadi, kalk biraz hava alalım. Burada boğulacaksın.
Ayağa kalktım ama bacaklarım titriyordu. Annem kapının eşiğinde dikiliyordu. Gözlerinde o tanıdık bakış: “Yine mi aynı mesele?” der gibi. Babam ise mutfakta gazeteyi buruşturdu, belli ki yine huzursuz olmuştum evde.
— Kızım, bak, bu kadar üzülmeye değmez. Hayat devam ediyor, dedi annem. Ama onun için kolaydı tabii. O, babamla görücü usulü evlenmişti ve aşkı hiç aramamıştı. Ben ise on iki yıl boyunca Emre’yi bekledim. Üniversitede tanışmıştık; ilk aşkımdı, tek aşkımdı.
Elif koluma girdi, beni dışarı çıkardı. Bahçede çiçeklerin arasında yürürken içimdeki öfke patladı:
— Neden ben? Neden hep ben kaybediyorum? Onun için her şeyimi verdim. Annemle kavga ettim, işimi değiştirdim… O ise bir anda başka birini seçti.
Elif durdu, gözlerimin içine baktı:
— Zeynep, belki de bu senin için bir başlangıçtır. Biliyorum, şimdi böyle hissetmiyorsun ama…
Sözünü kestim:
— Başlangıç mı? Elif, ben otuz dört yaşındayım! Herkes evlenip çoluk çocuğa karıştı. Annem her gün “torun istiyorum” diye başımın etini yiyor. Babam ise “Kız kısmı evde kalmaz” diye söyleniyor. Şimdi ne yapacağım?
Elif sarıldı bana. O an içimdeki duvarlar yıkıldı. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Komşu Ayşe Teyze camdan bakıyordu; mahallede dedikodu olacak diye düşündüm ama umurumda değildi artık.
O gece odamda uyuyamadım. Emre’nin bana attığı eski mesajları okudum; “Seninle yaşlanmak istiyorum” demişti bir keresinde. Şimdi ise başka bir kadınla nişan fotoğrafları sosyal medyada dolaşıyordu. Herkesin dilindeydim; “Zeynep’i bıraktı, yeni sevgilisiyle evleniyor” diye konuşuyorlardı.
Ertesi gün işe gitmek işkenceydi. Ofiste herkes bana acıyarak bakıyordu. Müdürüm Derya Hanım bile kahvemi masama bırakırken göz göze gelmemeye çalıştı. En yakın arkadaşım olan Elif dışında kimseyle konuşmak istemiyordum.
Öğle arasında annem aradı:
— Kızım, bak, komşunun oğlu Murat hâlâ bekar. İstersen bir konuşalım…
Telefonu kapattım. Annemin tek derdi beni evlendirmekti sanki. Oysa ben sadece biraz huzur istiyordum.
Akşam eve döndüğümde babam televizyonun karşısında oturuyordu.
— Zeynep, bak kızım… Hayat böyle işte. Her şey insanın istediği gibi olmuyor. Ama sen güçlü bir kızsın. Yıkılma böyle.
Babamın sözleri içimi biraz rahatlattı ama yine de geceleri uyuyamıyordum. Emre’nin sesini özlüyordum; onunla yaptığımız uzun yürüyüşleri, tartışmalarımızı bile…
Bir hafta sonra Elif beni dışarı çıkmaya zorladı:
— Yeter artık! Kendine gelmen lazım. Gel sinemaya gidelim.
İstemeye istemeye kabul ettim. Sinema çıkışı bir kafede oturduk. Yan masada iki kadın hararetle konuşuyordu:
— Duydun mu? Emre sonunda o kızla nişanlanmış!
Elif bana baktı; gözlerim doldu ama bu sefer ağlamadım. Sadece içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.
O gece eve dönerken Elif sordu:
— Zeynep, bundan sonra ne yapacaksın?
Cevap veremedim. Sanki hayatım durmuştu.
Bir ay geçti. Herkes hayatına devam etti ama ben hâlâ aynı yerdeydim. Bir gün annem odama geldi:
— Kızım, bak… Seni böyle görmek beni çok üzüyor. Ama hayatına sahip çıkman lazım.
O an annemin gözlerinde gerçek bir endişe gördüm. Belki de haklıydı; kendimi toparlamam gerekiyordu.
Ertesi gün işten erken çıktım ve sahile gittim. Denizin kenarında oturup uzun uzun düşündüm: On iki yıl boyunca hayatımı Emre’ye göre şekillendirmiştim; şimdi ise kim olduğumu bilmiyordum.
Telefonumu çıkardım ve Emre’ye son bir mesaj yazdım:
“Sana mutluluklar dilerim. Artık seni affediyorum ve kendi yoluma bakacağım.”
Gönderdikten sonra içimde hafif bir huzur hissettim.
O günden sonra küçük adımlarla hayata dönmeye başladım. Elif’le daha çok vakit geçirdim; yeni hobiler edindim, yoga kursuna başladım. Annemle daha az tartışıyordum artık; babam ise bana eskisinden daha çok destek oluyordu.
Bir gün iş yerinde yeni gelen bir çalışanla tanıştım: Barış adında sessiz, kibar bir adamdı. Önce korktum; tekrar sevmek mümkün müydü? Ama zamanla Barış’la sohbet etmek hoşuma gitmeye başladı.
Aylar geçti; Emre’nin düğün fotoğrafları sosyal medyada dolaşırken ben artık üzülmüyordum. Hatta bir gün Elif’e dedim ki:
— Belki de hayat bana ikinci bir şans veriyor.
Şimdi dönüp baktığımda şunu düşünüyorum: On iki yıl boyunca kendimi unuttum; hep başkalarını mutlu etmeye çalıştım. Şimdi ise ilk defa kendim için yaşıyorum.
Peki sizce insan gerçekten affedip yoluna devam edebilir mi? Yoksa geçmişin gölgesi hep peşimizi bırakmaz mı?