Kırık Bir Yolda: Aşkın ve Kayıpların Hikayesi
— Maksut, yanlış yoldan gidiyorsun! dedim, sesim titreyerek. Ellerimle direksiyonun kenarına sıkıca tutundum, gözlerim ormanın derinliklerinde kaybolan patikayı arıyordu. Maksut ise, her zamanki sakinliğiyle, “Doğru yoldayız, Zeynep,” dedi. Ama içimde bir huzursuzluk vardı; sanki sadece ormanda değil, hayatımızda da kaybolmuştuk.
O gün, annemle babamın evinden çıkarken, içimde bir ağırlık vardı. Annem, “Kızım, bu çocuk sana göre değil,” demişti yine. Babam ise sessizce çayını karıştırmış, gözlerini kaçırmıştı. Maksut’la üç yıldır birlikteydik ama ailem bir türlü kabullenememişti onu. Maksut’un işsizliği, ailesinin köyde yaşaması, benim üniversite mezunu olmam… Hep bir engeldi aramızda.
O gün, şehirden uzaklaşıp biraz nefes almak istemiştik. Maksut’un önerisiyle ormana gitmeye karar verdik. “Biraz kafa dinleriz,” demişti. Ama şimdi, arabayla daracık bir yolda ilerlerken, içimdeki huzursuzluk büyüyordu.
— Maksut, lütfen dönelim. Bak, bu yol çok daraldı. Hem annem de arar birazdan, merak eder.
— Zeynep, güven bana. Biraz daha gidelim, sonra döneriz.
Ama yol birden bitti. Arabanın önünde devrilmiş bir ağaç vardı. Maksut arabayı durdurdu, “İşte şimdi dönebiliriz,” dedi gülerek. Ama ben gülmedim. İçimdeki korku büyüdü.
— Maksut, neden hep böyle yapıyorsun? Neden beni hiç dinlemiyorsun?
O an Maksut’un yüzünde bir gölge belirdi. “Sürekli bana güvenmediğini hissettiriyorsun,” dedi. “Ailene de, bana da…”
Birden ağlamaya başladım. Ormanın sessizliğinde sadece hıçkırıklarım duyuluyordu. Maksut yanıma geldi, elimi tuttu. “Zeynep, ben de korkuyorum. İş bulamıyorum, ailene kendimi ispat edemiyorum. Ama seni seviyorum.”
O an anladım ki, sadece ormanda değil, hayatımızda da kaybolmuştuk. Birbirimize güvenmiyorduk. Ben ailemin baskısından, o ise kendi yetersizliğinden kaçıyordu.
Telefonum çekmiyordu. Arabada oturup birbirimize sarıldık. Saatler geçti. Güneş batmaya başladı. Maksut birden ayağa kalktı.
— Yürüyelim mi? Belki ana yola çıkarız.
Korkarak kabul ettim. Ormanın içinde yürürken çocukluğum aklıma geldi. Babamla pikniğe gittiğimiz günler… O zamanlar her şey daha kolaydı. Şimdi ise her adımda daha da kayboluyordum.
Birden Maksut durdu.
— Zeynep, ben seni bırakmak istemiyorum ama… Belki de ailen haklıdır. Belki de sana yük oluyorum.
O an kalbim sıkıştı.
— Hayır! dedim. Seninle her şeye rağmen olmak istiyorum ama… Ailem olmadan da yapamıyorum. Onların sevgisine muhtacım.
Maksut gözlerini kaçırdı. “Ben de annemi özlüyorum,” dedi sessizce. “Ama o da beni anlamıyor.”
Bir süre sessiz yürüdük. Sonra bir ışık gördük; uzakta bir köy evi vardı. Kapıyı çaldık. Yaşlı bir kadın açtı kapıyı.
— Evlatlarım, ne işiniz var bu saatte burada?
Durumu anlattık. Kadın bizi içeri aldı, sıcak bir çorba verdi. Sobanın başında otururken kadın bize baktı:
— Gençler, hayat kolay değil. Ben de zamanında ailemle kavga ettim, sevdiğim adam için köyden şehre gittim. Ama sonunda anladım ki, insan en çok kendini affetmeli önce.
Kadının sözleri içime işledi. O gece Maksut’la konuşmadan uyuduk.
Sabah köyden ayrılırken kadın bize sarıldı:
— Birbirinizi kaybetmeyin ama kendinizi de unutmayın.
Şehre döndüğümüzde annem kapıda bekliyordu. Gözleri doluydu.
— Kızım, neredesin? Geceyi nerede geçirdin?
Ağlayarak boynuna sarıldım. Maksut ise mahcupça başını eğdi.
Babam sessizce yanımıza geldi.
— Maksut, dedi. Gel içeri konuşalım.
İlk defa babam Maksut’u eve davet etti. Oturduk, konuştuk. Babam dedi ki:
— Kızım seni seviyor, sen de onu seviyorsan… Biz de alışırız zamanla. Ama birbirinize güvenin yeter.
O an içimde bir şey kırıldı ve yeniden inşa oldu sanki. Maksut’un eli elimdeydi; ilk defa bu kadar güçlü hissettim kendimi.
Şimdi bazen o ormanda kaybolduğumuz günü düşünüyorum. Hayatta da bazen yolumuzu kaybediyoruz ama önemli olan birbirimize sarılmak değil mi? Siz hiç hayatınızda böyle kaybolmuş hissettiniz mi? Ya da aileyle aşk arasında kaldığınız oldu mu? Yorumlarda paylaşır mısınız?