Kırk İki Yaşında Bir Dilim Hayat: Bir Pasta, Bir Çay Poşeti ve Kırık Hayaller

“Bir çay poşetini iki bardakta kullanmak cimrilik mi, yoksa alışkanlık mı?” diye sordum kendi kendime, o küçük mutfakta, adamın arkasından bakarken. O ise, sanki bu sorunun cevabını yıllardır biliyormuş gibi, “Çay israf edilmez, Ayşe,” dedi. Gözlerimi kaçırdım. O an, kırk iki yaşımda, hayatımda ilk defa birinin evinde misafir olmanın tuhaf utancını hissettim.

Her şey, doğum günümün ertesi sabahı başladı. Annem telefonda yine aynı cümleleri tekrarlıyordu: “Kızım, bak herkes evlendi, çocuk sahibi oldu. Sen hâlâ yalnızsın. İnsan bir yuva kurmak ister.” İçimdeki boşluk büyüdü. O gün karar verdim; hayatıma yeni bir sayfa açacaktım. Arkadaşım Elif’e açıldım. “Ayşe, internetten adam mı bulunur? Git, insan içine karış,” dedi. Onun ısrarıyla, mahalledeki kitap kafede düzenlenen şiir gecesine katıldım.

O gece orada tanıştım Murat’la. Koyu saçları, hafif kırlaşmış sakalı ve gözlerindeki o derinlik… Sanki yıllardır tanıdığım biriydi. Şiirler okundu, kahkahalar atıldı. Gece sonunda Murat bana döndü: “Bir gün bana uğra, birlikte çay içeriz.”

İki gün sonra, elimde pastaneden aldığım en pahalı vişneli pastayla kapısını çaldım. Kapıyı açtığında üzerindeki eski kazak ve terlikleriyle bana gülümsedi. İçeri girdim; evde eski koltuklar, kitaplarla dolu raflar ve duvarda solmuş aile fotoğrafları vardı.

Murat mutfağa geçti. Ben de peşinden gittim. “Çay koyayım,” dedi. Dolabı açtı, tek bir çay poşeti çıkardı. Suyu kaynattı, iki bardağa bölüştürdü. Ben pastayı masaya koydum. O ise pastayı alıp buzdolabına kaldırdı. “Şimdi yemeyelim, sonra yeriz,” dedi. İçimde bir burukluk oluştu ama belli etmedim.

Çaylarımızı içerken sohbet ettik. Murat’ın hayatı da benimkine benziyordu; boşanmıştı, bir kızı vardı ama annesiyle yaşıyordu. “Hayat bazen insanı yalnız bırakıyor,” dedi Murat. “Ama yalnızlık da alışkanlık gibi; önce acıtır, sonra uyuşturur.”

O akşam eve dönerken içimde garip bir huzursuzluk vardı. Annem aradı yine: “Ne yaptın? Adam nasıl biri?” Yalan söyledim: “Çok iyi biri anne.” Ama içimde bir şeyler eksikti.

Sonraki haftalarda Murat’la birkaç kez daha buluştuk. Hep aynıydı: Çay poşetiyle yapılan çaylar, dolaba kaldırılan pastalar ya da börekler… Bir gün cesaretimi topladım: “Murat, neden getirdiğim şeyleri hemen yemiyoruz?” dedim.

Gözlerini kaçırdı: “Ayşe, ben alışkınım tek başıma yaşamaya. Her şeyi idareli kullanırım. Belki de paylaşmayı unuttum.”

O an anladım ki Murat’ın cimriliği maddi değil, duygusaldı. Kendini korumak için duvarlar örmüştü; kimseye tam olarak açılmıyordu.

Bir akşam Murat’ın evinde otururken kapı çaldı. Komşusu Emine teyze elinde bir tabak börekle geldi: “Murat oğlum, yine yalnız mısın?” Bana dönüp gülümsedi: “Siz de buyurun kızım.” Emine teyze oturdu, sohbet başladı.

Emine teyze bana döndü: “Evlenmek kolay Ayşe kızım, ama iki yalnız ruhun birbirine dokunması zor.” O an gözlerim doldu.

Eve döndüğümde annem yine aradı: “Kızım, bak yaşın geçiyor. Evlen de torun sevelim.” Artık dayanamıyordum: “Anne, ben mutlu olmak istiyorum sadece!” dedim.

Bir gece Murat’la sahilde yürürken ona sordum: “Biz ne yapıyoruz Murat? Gerçekten birbirimizi istiyor muyuz?”

Uzun süre sustu. Sonra başını eğdi: “Ayşe, ben korkuyorum. Yine kaybetmekten korkuyorum.”

O an anladım ki sadece Murat değil, ben de korkuyordum. Yalnızlığa alışmıştık; paylaşmak, yeniden sevmek cesaret istiyordu.

Bir sabah Murat’tan mesaj geldi: “Ayşe, bu akşam gelme olur mu? Biraz yalnız kalmak istiyorum.” O an içimde bir şeyler koptu.

Elif’e anlattım her şeyi. “Ayşe,” dedi, “Belki de önce kendini sevmelisin. Başkasının duvarlarını yıkmaya çalışırken kendi yaralarını unutuyorsun.”

Günler geçti, Murat aramadı. Ben de aramadım. Annem hâlâ baskı yapıyordu ama artık umursamıyordum.

Bir sabah pastaneye gittim; aynı vişneli pastadan bir dilim aldım. Eve geldim, kendime güzel bir çay demledim – bu kez iki poşet kullandım! Pastamı tabağa koyup pencereden dışarı baktım.

Kırk iki yaşında öğrendim ki bazen en pahalı pastayı bile paylaşacak kimse bulamazsın; ama kendinle barışınca o pasta daha tatlı gelir.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç birinin duygusal duvarlarına çarpıp geri döndünüz mü? Yoksa kendi duvarlarınızı yıkmayı başarabildiniz mi?