“Gelinim Oğlumu Kandırıyor!” — Bir Anne ve Gelin Arasında Sessiz Savaş

“Senin yüzünden oğlum perişan oldu, Zeynep! İki çocuk doğurdun diye her şey ona mı kaldı?!”

Kayınvalidemin sesi mutfağın duvarlarında yankılanırken, elimdeki biberon titredi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sanki yıllardır biriktirdiğim sabır, o anki bakışıyla tuzla buz oldu. Yatak odasından gelen bebek ağlamasıyla irkildim. Bir yanda altı aylık oğlum Emir, diğer yanda üç yaşındaki kızım Elif. Doğum iznindeyim; geceleri uykusuz, gündüzleri yorgun… Ama kayınvalideme göre ben sadece tembel bir gelindim.

Eşim Serkan işten yeni gelmişti. Kapıdan içeri adımını atar atmaz annesi ona döndü: “Bak oğlum, karın bütün gün yatıyor! Sen çalış, eve gel, çocuklarla ilgilen, yemek yap… Böyle gelin mi olur?”

Serkan gözlerini kaçırdı. O an, onun da arada kaldığını biliyordum. Ama annesinin yanında bana destek olamıyordu. İçimde bir öfke kabardı. “Anne,” dedim titreyen bir sesle, “Ben bütün gün çocuklarla uğraşıyorum. Emir’in kolik sancıları var, Elif de sürekli ilgi istiyor. Yemek yapmaya fırsatım olmuyor bazen. Lütfen beni anlamaya çalış.”

Kayınvalidem alaycı bir kahkaha attı: “Bizim zamanımızda kadınlar hem tarlada çalışırdı hem de beş çocuk büyütürdü! Şimdi iki çocuğa bakamıyorsun!”

O an gözlerim doldu. Annem aklıma geldi; o da gençliğinde kayınvalidesinin yanında ezilmişti. Hep derdi ki: “Kızım, evlilikte en zor sınav kayınvalideyle verilir.” Haklıymış.

O gece Serkan’la konuşmak istedim. Elif uyurken, Emir’i emzirirken ona sordum: “Serkan, neden annene karşı beni savunmuyorsun? Ben gerçekten tembel miyim?”

Serkan başını eğdi: “Zeynep, annem yaşlı… Onu üzmek istemiyorum. Biraz idare etsen?”

İçimdeki yalnızlık büyüdü. Benim kimseye anlatamadığım yorgunluğum, uykusuzluğum, iki çocuğun arasında sıkışmışlığım… Bir de üstüne kayınvalidemin suçlamaları…

Bir sabah Elif ateşlendi. Kayınvalidem yine evdeydi. Panikle Serkan’ı aradım ama toplantısı vardı. Elif’i kucağıma aldım, ateşi düşmüyordu. Kayınvalidem ise mutfakta yüksek sesle telefonda konuşuyordu: “Gelinim yüzünden torunum hasta oldu! Çocuğa bakamıyor ki!”

O an dayanamadım. “Yeter!” diye bağırdım. “Ben elimden geleni yapıyorum! Lütfen artık bana yüklenmeyin!”

Kayınvalidem bana öyle bir baktı ki, sanki ben bu evin düşmanıydım. Sonra kapıyı çarpıp çıktı.

O gün Elif’i hastaneye götürdüm. Doktor viral enfeksiyon dedi. Eve döndüğümde Serkan ve kayınvalidem salonda oturuyordu. Kayınvalidem gözyaşları içinde Serkan’a anlatıyordu: “Bu kız seni kullanıyor oğlum! Senin sırtına bindi! Ben olmasam çocuklar aç kalacak!”

Serkan bana döndü: “Zeynep, annemi üzmüşsün.”

O an içimdeki her şey kırıldı. “Ben mi suçluyum Serkan? Gerçekten mi?” dedim.

O gece annemi aradım. Ağladım. Annem sessizce dinledi, sonra dedi ki: “Kızım, bazen insan en yakınındakilerden bile anlayış göremez. Ama sen kendi değerini bilmelisin.”

Ertesi gün kayınvalidem yine geldi. Bu kez ona kapıyı açmadım. Kapıda kaldı, bağırdı çağırdı ama açmadım. Serkan akşam eve geldiğinde öfkeliydi: “Annem kapıda kalmış! Ne biçim gelinsin sen?”

Artık susmadım: “Serkan, ben bu evde yalnızım! Senin annen bana her gün hakaret ediyor, sen ise sessiz kalıyorsun! Ben iki çocuğa bakıyorum, uykusuzum, yorgunum ama kimse anlamıyor! Artık yeter!”

Serkan ilk kez sustu. Gözlerinde şaşkınlık vardı.

O gece Emir’i uyuturken düşündüm: Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım? Ne zaman kendi evimde yabancı oldum?

Bir hafta sonra kayınvalidem yine geldi. Bu kez konuşmak istedim. Ona dedim ki: “Anne, ben sizin düşmanınız değilim. Sadece biraz anlayış istiyorum.”

Kayınvalidem gözlerini kaçırdı: “Ben de oğlumu düşünüyorum Zeynep… O çok çalışıyor.”

“Ben de çalışıyordum,” dedim sessizce. “Ama şimdi çocuklarımız için evdeyim.”

Bir süre sessizlik oldu. Sonra kayınvalidem kalktı gitti.

O günden sonra evde bir soğukluk başladı. Serkan daha çok işe sığındı, ben ise çocuklarla baş başa kaldım.

Bir akşam Elif bana sarıldı: “Anneciğim, neden üzgünsün?”

Gözlerim doldu: “Hiçbir şey yok kızım.”

Ama vardı… Kendi ailemde bile kendimi yalnız hissediyordum.

Bir gün cesaretimi topladım ve Serkan’a dedim ki: “Ya birlikte bu aileyi koruyacağız ya da ben kendi yoluma gideceğim.”

Serkan ilk kez gerçekten dinledi beni o gece. Uzun uzun konuştuk. Ona hissettiklerimi anlattım; yorgunluğumu, yalnızlığımı…

Ertesi sabah Serkan annesine telefon etti: “Anne, Zeynep’e haksızlık ediyorsun. O iyi bir anne ve eş.”

Kayınvalidem bir süre gelmedi eve.

Aylar geçti… Çocuklar büyüdü, ben işe döndüm. Kayınvalidemle aramızda hâlâ mesafe var ama artık kendimi daha güçlü hissediyorum.

Bazen düşünüyorum; neden kadınlar hep birbirine rakip olur? Neden en çok destek olmamız gereken yerde en çok yara alırız?

Sizce de ailede en büyük savaşı kadınlar mı veriyor? Yoksa biz mi birbirimize hayatı zorlaştırıyoruz?