Komşunun Eski Mangalında Yanan Hayallerim: Cömertliğin Bedeli

“Hayır, olmaz! O mangal yıllardır benimle, kimseye veremem,” dedi Mehmet Bey, gözleriyle bahçesinin köşesindeki paslı mangalı işaret ederek. Sanki o eski, is kokulu demir yığını onun en değerli hazinesiymiş gibi. O an içimde bir öfke kabardı ama belli etmedim. Sadece gülümsedim, “Tabii Mehmet Abi, sen bilirsin,” dedim. Oysa içimden geçenleri duysaydı, belki de bana bir daha selam vermezdi.

O yaz akşamı, ailemle birlikte küçük bahçemizde mangal yapma hayali kuruyordum. Çocuklarım, Elif ve Mert, “Baba, bu yaz hiç mangal yapmadık!” diye sitem ediyordu. Eşim Zeynep ise, “Komşunun mangalı boş duruyor, bir sorsan belki verir,” demişti. Ben de cesaretimi toplayıp Mehmet Bey’in kapısını çalmıştım işte. Ama o, cimriliğiyle meşhurdu mahallede. Kimseye bir şeyini vermez, paylaşmazdı. Hatta geçen Ramazan’da bile iftara kimseyi çağırmamıştı.

O gece çocuklara yalan söyledim. “Mehmet Amca’nın mangalı bozukmuş,” dedim. Gözlerindeki hayal kırıklığını görünce içim burkuldu. Elif sessizce odasına çekildi, Mert ise bana küskün bir bakış attı. Zeynep ise hiçbir şey demedi ama yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu: “Biraz daha ısrar etseydin belki olurdu.”

Ertesi sabah işe gitmek için evden çıktığımda Mehmet Bey’in bahçesinde bir hareketlilik gördüm. Oğlu Serkan gelmişti; elinde bir çuval kömür, yanında marketten alınmış etler… İçimde kıskançlıkla karışık bir öfke kabardı. Bizim çocuklar hayal kırıklığı yaşarken onların keyif çatmasına dayanamıyordum.

Tam o sırada Serkan’la göz göze geldik. “Abi, buyur gel, akşam mangal yapıyoruz!” dedi gülerek. İçimden “Ne yüzle çağırıyorsun?” diye geçirdim ama sesimi çıkarmadım. Mehmet Bey ise bana bakmadan içeri girdi.

O gün işte de aklım hep o eski mangalda kaldı. Akşam eve dönerken marketten biraz sucuk ve tavuk aldım. Bahçeye çıktım, eski teneke kutudan bozma bir düzenekle ateş yakmaya çalıştım ama dumanı çocukların gözünü yaktı, Zeynep ise “Böyle olmaz,” diyerek içeri gitti.

Tam o sırada Mehmet Bey’in bahçesinden kahkahalar yükseldi. Serkan’ın arkadaşları gelmiş, herkes neşe içinde et pişiriyordu. Bizim evde ise sessizlik hâkimdi. Elif pencerenin önünde sessizce dışarı bakıyordu; Mert ise televizyonun karşısında surat asıyordu.

Gece yarısı bir patırtı koptu. Camdan baktığımda Mehmet Bey’in bahçesinde bir yangın çıktığını gördüm! Mangalın altındaki kuru otlar tutuşmuş, alevler hızla yayılıyordu. Hemen bahçeye koştum, hortumu kaptım ve Mehmet Bey’in bahçesine daldım. Serkan ve arkadaşları panik içindeydi; Mehmet Bey ise ne yapacağını şaşırmıştı.

“Çabuk hortumu uzat!” diye bağırdım Serkan’a. Birlikte yangını söndürmeye çalıştık. Sonunda alevler kontrol altına alındı ama bahçenin yarısı yanmıştı; eski mangal ise tamamen kül olmuştu.

Mehmet Bey yere çökmüş, elleriyle başını tutuyordu. Gözlerinde yaşlar vardı. “Yıllardır sakladığım her şey gitti,” dedi hıçkırarak. O an ona kızgınlığım geçti; sadece üzüldüm.

Ertesi sabah mahallede herkes bu olayı konuşuyordu. Kimisi Mehmet Bey’in cimriliğine laf atıyor, kimisi ise geçmiş olsun diyordu. Ben ise içimde garip bir huzursuzlukla dolaşıyordum.

O gün akşamüstü kapımız çaldı. Mehmet Bey elinde bir tabak börekle gelmişti. “Dünkü yardımın için sağ ol,” dedi utangaçça. “Mangal da gitti… Ama belki birlikte yeni bir tane alırız? Bu sefer beraber kullanırız.”

O an gözlerim doldu. Yıllardır süren mesafemiz bir anda erimişti sanki. Çocuklar da kapıya koştu; Elif ve Mert’in yüzünde ilk defa umut gördüm.

O akşam Mehmet Bey’le oturup çay içtik; geçmişten konuştuk, mahalledeki eski günleri andık. Birbirimize ne kadar uzak olduğumuzu fark ettik aslında; sadece bir mangal değil, yılların soğukluğunu da yakıp kül etmiştik o gece.

Şimdi düşünüyorum da… Acaba Mehmet Bey baştan cömert davransaydı, ya da ben daha açık konuşabilseydim, bu kadar acı yaşanır mıydı? Belki de bazen paylaşmak sadece bir eşyayı değil, hayatı da güzelleştiriyor… Sizce de öyle değil mi?