Mükemmel Anne Maskesi: Bir Yalanın Ardındaki Acı
“Yeter artık! Bir daha o kadının adını duymak istemiyorum!” diye bağırdım, ellerim titreyerek kahve fincanını masaya bıraktım. Kafedeki birkaç kişi dönüp bana baktı ama umurumda değildi. Karşımda oturan çocukluk arkadaşım Zeynep’in gözleri kocaman açılmıştı. “Aylin, sakin ol. Nefes al,” dedi yavaşça. Ama içimdeki öfke, yıllardır biriktirdiğim kırgınlıklar, boğazıma düğümlenmişti.
Dört yıl oldu. Dört koca yıl. Kardeşim Murat’ın eski eşi Elif, sosyal medyada her hafta yeni bir fotoğraf paylaşıyor; kızları Defne’yle el ele, gülücükler saçıyorlar. Altına da hep aynı cümleler: “Canım kızım, hayatımın anlamı.” Oysa Defne’yi en son dört yıl önce gördü. O günden beri ne bir telefon, ne bir mesaj… Sadece mahkeme kararları, avukatlar ve soğuk duvarlar.
Ben ise Defne’yi büyütüyorum. Annemle birlikte, o küçücük kızın saçlarını örüyor, ateşi çıktığında sabaha kadar başında bekliyorum. Okulda anneler günü etkinliğinde Defne’nin gözleri dolduğunda, ona sarılıp “Ben buradayım,” diyorum. Ama Elif’in Instagram’da paylaştığı o sahte mutluluk kareleri… Herkes ona hayran; “Ne fedakar anne!” diyorlar. Kimse bilmiyor gerçeği.
Zeynep’in sesiyle kendime geldim: “Aylin, bu seni neden bu kadar yaralıyor? Sonuçta Defne’ye sen bakıyorsun, gerçek sevgiyi sen veriyorsun.”
Gözlerim doldu. “Ama Zeynep,” dedim fısıltıyla, “Defne hâlâ annesini özlüyor. Her gece yastığına sarılıp ‘Anne’ diye ağlıyor. Ben ne yaparsam yapayım, o boşluğu dolduramıyorum.”
Kafeden çıktığımızda Ankara’nın soğuk rüzgarı yüzümü yaktı. Eve dönerken içimdeki fırtına dinmemişti. Annem kapıyı açtı; gözlerinde yorgun bir sevgi vardı. “Defne odasında resim yapıyor,” dedi sessizce.
Defne’nin yanına gittim. Küçük elleriyle bir aile resmi çizmişti: Ben, annem, Murat ve kendisi… Elif yoktu. “Anne?” diye sordum usulca.
Başını kaldırdı, gözlerinde kocaman bir hüzün vardı. “Aylin teyze… Annem beni neden sevmiyor?”
O an içimde bir şey koptu. Sarıldım ona, kelimeler boğazımda düğümlendi. “Bazen büyükler hata yapar Defne’ciğim,” dedim zorla gülümseyerek. “Ama ben hep buradayım.”
Gece Murat aradı. Sesi yorgundu; İstanbul’da yeni bir işe başlamıştı ama Defne’yi her hafta aramayı ihmal etmiyordu. “Aylin, Elif yine fotoğraf paylaşmış,” dedi öfkeyle. “İnsanlar bana mesaj atıyor; ‘Çocuğunu annesinden ayırmak nasıl bir vicdansızlık?’ diye…”
“Biliyorum Murat,” dedim sessizce. “Ama kimse gerçeği bilmiyor.”
O gece uyuyamadım. Sosyal medyada Elif’in son paylaşımına baktım: Defne’nin bebeklik fotoğrafı, altına uzun bir yazı: “Kızım, sensiz geçen her günüm eksik…” Yorumlar: “Ne güzel annesin!”, “Allah sizi ayırmasın!”
Bir an kendimi suçlu hissettim. Belki de ben fazla acımasızdım? Belki Elif’in de acıları vardı? Ama sonra Defne’nin ağlayan yüzü gözümün önüne geldi. O küçük kızın annesiz büyümesi…
Ertesi gün annemle kahvaltı yaparken konu yine Elif’e geldi. Annem derin bir iç çekti: “Kızım, insanlar dışarıdan bakınca her şeyi bilir sanıyorlar. Ama kimse bizim yaşadıklarımızı bilmiyor.”
“Anne,” dedim gözlerim dolarak, “Ben Defne’ye yetebiliyor muyum sence?”
Annem elimi tuttu: “Sen elinden gelenin fazlasını yapıyorsun. Ama bazı yaralar zamanla iyileşir.”
O gün Defne’yi okula götürdüm. Kapıda diğer anneler vardı; hepsi şık giyinmiş, çocuklarına sarılıyorlardı. Bir an kendimi eksik hissettim; ben ne annesiydim ne de gerçek teyzesi gibi hissediyordum bazen.
Okul çıkışında Defne elimi tuttu: “Aylin teyze, sen benim annem olsan olur mu?”
Gözlerimden yaşlar aktı; ona sarıldım sıkıca. “Ben zaten senin annen gibiyim Defne’ciğim.”
Akşam Murat tekrar aradı; sesi bu kez daha kararlıydı: “Aylin, belki de artık gerçeği anlatmanın zamanı geldi. İnsanlar Elif’in yalanlarına inanıyor.”
Bir an düşündüm; ailemizin kirli çamaşırlarını ortaya dökmek… Ama ya Defne? Onun mahremiyeti? Onun duyguları?
Zeynep’e mesaj attım: “Sence sosyal medyada gerçekleri yazmalı mıyım?”
Cevabı kısa ve netti: “Bazen sessizlik en büyük cevaptır Aylin.”
Ama içimdeki öfke dinmiyordu. O gece Elif’e mesaj attım: “Defne seni özlüyor. Onu aramak ister misin?”
Cevap gelmedi.
Ertesi sabah Defne yine resim yaptı; bu kez sadece ikimizi çizmişti. Altına kocaman harflerle yazmıştı: ‘Aylin Anne’. O resmi görünce ağladım; hem mutluluktan hem de içimdeki o bitmeyen eksiklikten.
Bazen düşünüyorum; toplumsal baskılar mı bizi böyle yapıyor? Herkes dışarıya mükemmel görünmek zorunda mı? Peki ya çocuklar? Onların duyguları ne olacak?
Şimdi size soruyorum: Bir insan sadece sosyal medyada anne olunca gerçekten anne sayılır mı? Yoksa annelik her gün yanında olup sevgini göstermek mi? Siz olsanız ne yapardınız?