Bir Bebekle Değişir mi Hayatımız?

“Bir bebek olursa, her şey değişir. Söz veriyorum, daha çok çalışırım.”

Serkan’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağını tezgâha bırakırken içimde bir şeyler kırıldı. O an, göz göze gelmekten kaçındım. Yorgun bir akşamüstüydü; işten yeni gelmiş, üstümü bile değiştirmemiştim. Annem aramış, “Ne zaman torun seveceğiz?” diye sormuştu yine. Sanki herkesin hayatıma dair bir planı vardı, bir tek benim yoktu.

“Serkan, bak… Ben bu şekilde çocuk sahibi olmayı istemiyorum,” dedim usulca. Sesim titredi mi, bilmiyorum. O ise gözlerini kaçırdı, elleriyle masadaki kırıntıları topladı.

“Sen bana güvenmiyorsun demek ki,” dedi, sesi kırgın. “Bir aile olursak, ben de adam gibi çalışırım. Şimdi neden uğraşayım ki? Evde ikimiz varız, yetiyor işte.”

İçimde bir öfke kabardı. Yetiyor mu gerçekten? Kira, faturalar, market… Her ay sonu hesap kitap yaparken tırnaklarımı yiyordum. Serkan’ın işine olan ilgisizliği, sürekli geç kalışları, patronuyla kavga edişleri… Bazen işten atılacak diye ödüm kopuyordu. Ben ise sabahın köründe uyanıp metrobüse binip işe gidiyor, akşam eve dönerken yorgunluktan gözlerim yanıyordu.

İki yıl oldu evleneli. Bir yıl sevgiliydik önce; o zamanlar her şey daha kolaydı sanki. Hayallerimiz vardı: küçük bir ev, birlikte yapılan kahvaltılar, hafta sonu sinemaları… Şimdi ise hayaller yerini endişelere bırakmıştı.

O gece uyuyamadım. Tavana bakıp düşündüm: Bir çocukla gerçekten değişir miydi Serkan? Yoksa sorumluluktan daha da mı kaçar? Ya ben? Kendi hayallerimden vazgeçip annemin istediği gibi sadece “anne” mi olacaktım?

Ertesi sabah kahvaltıda annem aradı yine. “Kızım, bak yaşın geçiyor. Serkan da istiyormuş. Ne bekliyorsunuz?”

“Anne, hazır değiliz,” dedim kısık sesle.

“Hazır olunmaz ki zaten! Çocuk olunca insan mecbur kalıyor, her şey yoluna giriyor,” dedi annem. Sanki hayatın sırrı buydu: Bir çocuk yapınca her şey düzeliyordu.

O gün iş yerinde kafamı toplayamadım. Arkadaşım Elif yanıma geldi.

“Ne oldu Aslı? Suratın beş karış.”

“Serkan yine çocuk muhabbeti açtı,” dedim. “Çocuk olursa çalışacakmış daha çok.”

Elif güldü acı acı: “Benim enişte de öyleydi. Şimdi iki çocuk var, hâlâ işsiz güçsüz geziyor.”

İçimde bir korku büyüdü. Ya Serkan da öyle olursa? Ya ben tek başıma hem çalışıp hem çocuk büyütmek zorunda kalırsam?

Akşam eve dönerken markete uğradım. Sepete peynir koyarken yaşlı bir kadın bana gülümsedi: “Evladım, çocukların var mı?”

Yutkundum: “Yok teyzeciğim.”

“Yapın kızım, hayat kısa. Çocukla güzelleşir her şey.”

Herkes aynı şeyi söylüyordu ama kimse bana sormuyordu: Ben ne istiyorum?

Eve geldiğimde Serkan televizyonun karşısında pinekliyordu. Yanına oturdum.

“Serkan, neden çocuk istiyorsun gerçekten?”

Bana döndü, gözlerinde bir hüzün vardı: “Belki de hayatımda bir anlam olur diye… Şimdi hiçbir şey için çabalamak istemiyorum. Ama baba olursam değişirim sanıyorum.”

Bir an sustum. Onun içindeki boşluğu hissettim ama kendi boşluğum daha büyüktü sanki.

“Ya değişmezsen?” dedim sessizce.

Cevap vermedi. Sadece elimi tuttu.

O gece rüyamda bir bebek gördüm; ağlıyordu ve ben ona ulaşamıyordum. Uyandığımda gözlerim yaşlıydı.

Günler geçti. Annem baskıyı artırdı, Serkan umutla bekledi. Ben ise içimdeki savaşı kaybediyordum.

Bir akşam babam aradı: “Aslı kızım, annen üzülüyor bak. Torun istiyor kadıncağız.”

“Baba, ben de üzülüyorum ama korkuyorum,” dedim ilk kez açıkça.

Babam sustu bir süre: “Sen ne istiyorsan onu yap kızım. Kimseyi mutlu etmek için kendini feda etme.”

O sözler içime su serpti ama yetmedi.

Bir gün Serkan işten kovuldu. Eve geldiğinde gözleri doluydu: “Haklıydın Aslı… Ben hiçbir zaman sorumluluk alamadım.”

O an ona sarıldım ama içimde bir karar verdim: Bir bebeğin yükünü taşımaya hazır değildik.

Aylar geçti, Serkan yeni bir iş buldu ama bu kez kendi isteğiyle çalışmaya başladı. Çocuk konusu ise sessizce rafa kalktı.

Şimdi bazen pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: Hayatımızı değiştirmek için gerçekten bir bebek mi gerek? Yoksa önce kendimizi mi değiştirmeliyiz?

Sizce bir insanı değiştiren şey dışarıdan gelen bir sorumluluk mu, yoksa içindeki cesaret mi? Siz olsanız ne yapardınız?