Beni Seçmediler: Aylin ve Baran’ın Aşkının Kırık Hikayesi
“Senin gibi bir kız bizim ailemize uygun değil, Aylin.” Baran’ın annesi, gözlerimin içine bakarak bu cümleyi kurduğunda, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O an, Baran’ın elini sımsıkı tutarken, avuçlarımın terlediğini fark ettim. Baran ise başını öne eğmiş, annesinin sözlerine karşı çıkacak cesareti bulamıyordu. Oysa biz birbirimizi gerçekten seviyorduk. Üniversitede tanıştığımızda, hayata dair umutlarımız, hayallerimiz ve korkularımız birbirine öylesine benziyordu ki, sanki yıllardır kayıp olan ruh eşimi bulmuştum.
Ama gerçek hayat, filmlerdeki gibi değildi. Baran’ın ailesi, özellikle de annesi, benim gibi bir kızın oğullarına uygun olmadığını daha ilk günden belli etmişti. Babam küçük bir kasabada esnaftı; annem ise ev hanımıydı. Onların gözünde ise “iyi bir aileden gelmek” demek, İstanbul’un köklü semtlerinden birinde büyümek, özel okullarda okumak ve en azından bir doktor ya da avukat olmak demekti. Ben ise edebiyat okumayı seçmiş, yazarlık hayalleri kuran bir genç kızdım. Onların gözünde ise bu hayaller, “boş işler”di.
Baran’la ilişkimiz ilerledikçe, üzerimizdeki baskı da arttı. Bir akşam, Baran’la Kadıköy’de bir kafede otururken, gözleri dolu dolu bana döndü:
“Aylin, annemler seni asla kabul etmeyecek gibi hissediyorum. Ne yapacağız?”
“Baran, biz birbirimizi seviyoruz. Onları ikna edebiliriz. Zamanla beni tanıdıkça değişirler belki,” dedim umutla.
Ama umutlarım her geçen gün biraz daha soldu. Baran’ın ailesiyle her karşılaşmamızda, annesi bana küçümseyici bakışlar atıyor, babası ise neredeyse hiç konuşmuyordu. Bir gün sofrada annesi bana dönüp sordu:
“Senin annen çalışmıyor mu? Ev hanımıymış sanırım. Peki senin yazarlık hayalinle nasıl geçineceksiniz?”
O an boğazım düğümlendi. Baran hemen araya girdi:
“Anne, Aylin’in yeteneği var. Kitap çıkaracak yakında.”
Annesi dudak büktü:
“Kitapla para kazanılır mı oğlum? Biz senin geleceğini düşünüyoruz.”
O gece eve dönerken Baran’ın sessizliği beni daha da yaraladı. Sanki ailesinin sözleri onun da içine işlemişti. Birkaç gün sonra Baran’dan bir mesaj aldım: “Biraz düşünmem lazım.”
Düşünmek… O kelimeyi duyduğumda içimdeki tüm umutlar yıkıldı. Baran’la buluştuğumuzda gözleri kırmızıydı.
“Aylin… Annemler çok baskı yapıyor. Babam da artık aramıza mesafe koymamı istiyor. Seni seviyorum ama ailemi de kaybetmek istemiyorum.”
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken ona sarıldım:
“Baran, ben de seni seviyorum ama kendimi sana ispatlamaktan yoruldum. Sanki her gün sınava giriyorum ve hep başarısız oluyorum.”
Baran’ın elleri titriyordu:
“Keşke başka bir dünyada olsaydık…”
O günden sonra aramızdaki mesafe giderek büyüdü. Baran’ın ailesinin baskısı, onun üzerindeki yükü ağırlaştırdı. Ben de kendi ailemin yanında huzur bulmaya çalıştım ama annemin gözlerindeki endişeyi görmek canımı acıtıyordu.
Bir akşam annem yanıma oturdu:
“Kızım, aşk güzel şey ama insanın kendine olan saygısı daha önemli. Kimseye kendini kanıtlamak zorunda değilsin.”
O gece uzun uzun düşündüm. Hayatım boyunca hep başkalarının onayını beklemişim meğer. Baran’ı kaybetmekten korkarken kendimi kaybettiğimi fark ettim.
Bir sabah Baran’dan son bir mesaj geldi: “Seni asla unutmayacağım Aylin. Ama ailemi seçmek zorundayım.”
O an içimde bir boşluk oluştu ama aynı zamanda hafifledim de. Artık başkalarının beklentileriyle savaşmak istemiyordum.
Yıllar geçti… Şimdi kendi kitaplarımı yazıyor, hayallerimin peşinden gidiyorum. Bazen Baran’ı düşünüyorum; acaba o da mutlu mu? Ya da ailesinin istediği gibi biri olmanın bedelini ödüyor mu?
Hayat bazen bizi en çok sevdiğimiz yerden sınar. Peki siz olsaydınız, aşkınız için ailenize karşı durabilir miydiniz? Yoksa siz de benim gibi kendinizi seçer miydiniz?