Bir Öğretmenin İhmali: Oğlumun Sessiz Çığlığı

“Baba, lütfen… Gerçekten iyi hissetmiyorum,” dedi Emir titrek sesiyle. Sınıfın köşesinde, gözleri yaşlı, elleriyle sıralara tutunmuştu. Öğretmeni, Ayşe Hanım, gözlüğünün üzerinden sertçe bakıp, “Emir, yine mi? Her gün bir bahane buluyorsun. Dersimi bölme!” diye çıkıştı. O an içimde bir şeyler koptuğunu hissettim. Çünkü o anı, okuldan gelen telefonla öğrendiğimde, oğlumun başına gelenleri hayal edebiliyordum.

O gün iş yerinde yoğun bir toplantıdaydım. Telefonum titrediğinde ekranda “Okul” yazıyordu. Kalbim hızla çarpmaya başladı. “Emir Bey, oğlunuz Emir bayıldı. Hemen okula gelir misiniz?” dediler. Arabaya atladım, ellerim direksiyonda titriyordu. Yolda aklımdan bin bir düşünce geçti: Ya başına ciddi bir şey geldiyse? Ya ben yanında olamazsam?

Emir’in bayılma nöbetleri vardı. Doktorlar, “Stres ve yorgunluk tetikleyebilir,” demişti. Ona defalarca, “Eğer kendini kötü hissedersen hemen yere otur, başını öne eğ,” diye öğretmiştim. Ama o gün bunların hiçbiri olmamıştı. Okula vardığımda ambulansın ışıkları gözümü aldı. Koşarak içeri girdim; yerde yatan oğlumun başında hemşire vardı. Yüzü bembeyazdı, alnında kan vardı.

“Baba…” dedi kısık bir sesle. Elini tuttum, gözlerim doldu. “Neden yere oturmadın oğlum? Sana öğretmiştim ya…”

Emir’in gözleri doldu, dudakları titredi: “Öğretmen izin vermedi baba… Ayağa kalkmamı söyledi… Korktum…”

O an içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Oğlumun canı, bir yetişkinin inadı ve duyarsızlığı yüzünden tehlikeye girmişti. Okul müdürünün odasına yürüdüm; kapıyı çaldım ama beklemeden içeri girdim.

Müdür, Hasan Bey, şaşkınlıkla bana baktı. “Emir Bey, sakin olun lütfen…”

“Sakin mi olayım? Oğlum yerde bayılmış! Öğretmeni yardım etmek yerine onu azarlamış! Sizce bu normal mi?” Sesim titriyordu ama geri adım atmadım.

Ayşe Hanım da odaya geldi; yüzünde pişmanlıktan eser yoktu. “Çocuklar bazen dikkat çekmek için böyle davranıyorlar,” dedi soğuk bir ifadeyle.

“Oğlum hasta! Raporu var! Siz hiç merak edip dosyasına baktınız mı? Bir çocuğun yardım istemesini neden görmezden geldiniz?” dedim öfkeyle.

Ayşe Hanım gözlerini kaçırdı. Hasan Bey araya girdi: “Elbette bu çok üzücü bir durum… Gerekli incelemeyi başlatacağız.”

Ama ben biliyordum; bu ülkede çoğu zaman incelemeler unutulur, çocukların sesi duyulmazdı.

O gece Emir’in başında sabaha kadar bekledim. Uykusunda bile huzursuzdu; bazen ağlayarak uyanıyordu. Sabah olduğunda kahvaltı masasında sessizce oturuyordu. Eşim Zeynep de perişandı; “Keşke yanında olabilseydim,” dedi gözleri dolu dolu.

Emir’in okula dönmesi gerektiğinde korkuyordu. “Baba, yine bana inanmazlarsa?” dedi fısıltıyla.

O an karar verdim; oğlumun sesi olacaktım. Okul aile birliğinde konuyu gündeme getirdim. Diğer velilerden de benzer şikayetler geldi: “Bizim çocuk da geçen hafta ateşi çıktığında eve gönderilmemiş,” dedi bir anne. Bir başkası, “Kızım teneffüste düştü, ilgilenilmedi,” diye ekledi.

Ayşe Hanım savunmaya geçti: “Sınıfta otuz beş çocuk var! Herkese yetişemem!”

Bir baba ayağa kalktı: “Ama çocuklarımızın canı söz konusu! Sizin işiniz sadece ders anlatmak değil, onları korumak da!”

Toplantı hararetli geçti; bazı veliler öğretmeni savundu: “Çocuklar bazen abartıyor,” dediler. Ama ben oğlumun gözlerindeki korkuyu unutamıyordum.

O günlerde mahallede de konu oldu bu olay. Komşularımızdan biri bana yanaşıp fısıldadı: “Boşver Emir Bey, uğraşma… Okullar hep böyleydi.” Ama ben susamazdım.

Bir akşam Emir’le parkta yürüyüşe çıktık. “Baba,” dedi aniden, “Ben yanlış mı yaptım? Belki de öğretmen haklıydı…”

Dizlerinin önünde çöktüm; gözlerine baktım: “Hayır oğlum! Kimse senin acını küçümseyemez. Senin hislerin önemli.”

O günden sonra Emir’in özgüveni sarsıldı; derse katılmak istemedi, arkadaşlarından uzaklaştı. Evde daha içine kapanık oldu. Zeynep’le birlikte psikolojik destek almaya karar verdik.

Bir gün okuldan eve döndüğünde elinde bir resim vardı; karanlık bir sınıf çizmişti, köşede küçük bir çocuk ağlıyordu. “Bu ben miyim?” diye sordum.

Başını salladı; “Ama artık korkmuyorum baba,” dedi sessizce.

Ayşe Hanım hakkında soruşturma açıldı ama sonuç değişmedi; sadece başka bir okula gönderildi. Olay unutuldu gitti ama Emir’in yaşadıkları bizim için unutulmaz bir yara olarak kaldı.

Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Bir çocuğun çığlığı neden bu kadar kolay duymazdan gelinir? Biz ne zaman çocuklarımızın hislerini ciddiye almayı öğreneceğiz?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Çocuğunuzun yaşadıklarını görmezden gelebilir miydiniz?