Bir Yabancının Gölgesinde: İstanbul’da Kaybolan Bir Sevdanın Hikâyesi
“Neden geldin yine buraya, Emir?” diye kendi kendime fısıldadım, arabamın direksiyonuna sıkıca tutunmuşken. Dışarıda yağmur ince ince yağıyor, camdan süzülen damlalar sanki içimdeki boşluğu anlatıyordu. Bir yıl önce tam bu köşede, hayatımın en büyük hatasını yaptım. O gün, Elif’i son kez gördüğüm gündü.
Telefonum titredi. Annem arıyordu. Açmaya elim gitmedi. Yine aynı sorular: “Ne zaman evleneceksin Emir? Artık yaşın geldi. Bak, komşunun kızı Zeynep de seni beğeniyormuş.” Annemin sesi kulaklarımda yankılandı. Ben ise hâlâ Elif’in gülüşünü, saçlarının omzuna düşüşünü unutamıyordum.
Bir yıl önceydi… İşten çıkmıştım, kafam yorgun, kalbim kırık. O gün Elif’i tesadüfen gördüm. Bir an göz göze geldik. O an zaman durdu sandım. Ama ben, korkaklığım yüzünden arabadan inemedim. Onu çağıracak cesareti bulamadım kendimde. Elif köşe başından kaybolduğunda, hayatımdan da kaybolduğunu anlamam uzun sürmedi.
O günden beri her hafta bu köşeye geliyorum. Belki yine görürüm diye… Belki bu sefer cesaret ederim diye… Ama her seferinde sadece kendi yalnızlığımla baş başa kalıyorum.
Bir gün babamla tartıştık. “O kız sana göre değil Emir! Bizim ailemize uygun biriyle evlenmelisin,” dedi. Babamın gözlerinde öfke vardı ama ben onun korkusunu da gördüm: Aileden kopmamdan, kendi doğrularını sorgulamamdan korkuyordu.
Elif’le tanışmamız da tesadüftü aslında. Üniversitede aynı sınıftaydık. O zamanlar hayat daha kolaydı; ne aile baskısı vardı ne de gelecek kaygısı. Elif’le saatlerce Boğaz’da yürür, hayaller kurardık. “Bir gün kendi evimiz olacak mı?” diye sorardı bana. Ben de “Olacak,” derdim, ama içimde hep bir şüpheyle.
Mezun olduktan sonra her şey değişti. Babam iş bulmamı istedi, annem ise evlenmemi… Elif’le olan ilişkimizi gizli tutmak zorunda kaldık. Bir gün Elif bana, “Beni ailene ne zaman tanıştıracaksın?” dediğinde sustum. O suskunluğum her şeyi bitirdi aslında.
Şimdi burada, arabamda otururken o anları tekrar tekrar yaşıyorum. Keşke o gün arabadan inip Elif’in peşinden koşsaydım… Keşke ailemin sözlerine kulak asmasaydım…
Birden telefonum tekrar çaldı. Bu sefer Zeynep’ti. Annem numaramı ona vermiş olmalıydı. “Merhaba Emir, nasılsın? Annemler bu akşam bize gelmeni bekliyor,” dedi neşeli bir sesle. İçimden bir öfke yükseldi ama sesimi çıkarmadım. “Belki gelirim,” dedim kısık bir sesle.
Arabadan indim, yağmurun altında yürümeye başladım. Her adımda Elif’in ayak izlerini aradım kaldırımda. Birden bir kadın sesi duydum arkamdan: “Emir?” Döndüm, kalbim deli gibi atıyordu ama o Elif değildi. Sadece ona benzeyen bir yabancıydı.
O gece eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu. “Neredeydin yine? Zeynep’ler seni bekledi,” dedi sitemle. “Anne, ben Zeynep’i istemiyorum,” dedim ilk defa açıkça. Annemin gözleri doldu: “Peki kimi istiyorsun Emir? O kız seni terk etti!”
O an anneme ilk kez içimi döktüm: “Elif beni terk etmedi anne! Ben onu korkaklığım yüzünden kaybettim.” Annem sustu, gözlerinden yaşlar süzüldü.
Ertesi sabah babamla kahvaltıda sessizlik vardı. Birden bana döndü: “O kızı hâlâ unutamadın mı?” dedi sertçe. “Unutamadım baba,” dedim kararlı bir sesle. “Ama hayatımı sizin istediğiniz gibi yaşayamam.”
O gün işten izin aldım ve Elif’in çalıştığı eski kafeye gittim. İçeri girdiğimde kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Masaların arasında dolaştım, her köşede onun izini aradım ama yoktu.
Kafenin sahibi Ayşe Hanım beni tanıdı: “Emir, uzun zaman oldu seni görmeyeli.”
“Merhaba Ayşe Hanım… Elif burada mı hâlâ?”
Ayşe Hanım’ın yüzü gölgelendi: “Elif geçen ay taşındı oğlum… Çok zor zamanlar geçirdi, ailesiyle de sorunları vardı.”
Bir an nefesim kesildi sanki. Onun da benim gibi yalnız olduğunu bilmek içimi daha da acıttı.
Kafeden çıktığımda yağmur yeniden başlamıştı. Kaldırımda yürürken cebimdeki eski bir notu buldum: Elif’in bana yazdığı küçük bir mektup… “Korkma Emir, hayat cesurları sever,” yazıyordu.
O gece eve döndüğümde annem ve babam salonda oturuyordu. Onların karşısına geçtim ve ilk kez kendi hayatımı yaşamak istediğimi söyledim.
“Ben Elif’i bulacağım,” dedim kararlı bir şekilde.
Babam başını öne eğdi, annem ise sessizce ağladı.
Ertesi sabah valizimi topladım ve Elif’in taşındığı mahalleyi bulmak için yola çıktım. İstanbul’un karmaşasında onu ararken aslında kendimi bulduğumu fark ettim.
Şimdi bu satırları yazarken hâlâ Elif’i bulamadım ama artık korkmuyorum.
Belki de asıl mesele birini bulmak değil, kendini bulmakmış… Siz hiç ailenizin beklentileriyle kendi hayalleriniz arasında sıkışıp kaldınız mı? Ya da sevdiğiniz birini korkularınız yüzünden kaybettiniz mi?