Bir Ayrılığın Eşiğinde: Elif’in Sessiz Çığlığı

“Anne, siz babamla neden artık hiç gülmüyorsunuz?”

Derya’nın sesi, mutfakta bulaşık yıkarken arkamdan bir bıçak gibi saplandı kalbime. Ellerim sabunlu suyun içinde titredi, gözlerimden yaşlar süzülmemek için direndi. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim korkuların ve kaçışların duvarı yıkıldı. Kızımın gözlerinde cevabını veremediğim bir soru vardı: Biz neden artık mutlu değiliz?

Serkan’la evliliğimizin başında her şey çok güzeldi. Üniversitede tanışmıştık; o zamanlar hayallerimiz büyüktü, birbirimize inancımız tamdı. O, mühendislikte okurken ben edebiyat bölümündeydim. İstanbul’un kalabalığında birbirimize tutunmuş, hayatın zorluklarını birlikte göğüsleyeceğimize söz vermiştik. Ama zamanla, o sözler gündelik hayatın ağırlığında ezildi. Serkan işten yorgun döner, ben de evde Derya’yla uğraşmaktan bitap düşerdim. Akşam yemeklerinde konuşmalarımız faturalar, okul masrafları ve bitmeyen şikayetler etrafında dönerdi.

Bir gün, Serkan kapıdan içeri girdiğinde suratında yine o ifadesiz bakış vardı. Ceketini askıya astı, ayakkabılarını çıkardı ve televizyonun karşısına geçti. Ben ise mutfakta yemek hazırlarken kendi kendime söyleniyordum:

“Yine konuşmayacak… Yine sessizlik…”

O akşam sofrada üçümüz otururken Derya birden sordu:

“Anne, babamla neden hiç sarılmıyorsunuz?”

Serkan başını önüne eğdi, ben ise gözlerimi kaçırdım. O an anladım ki, ne kadar saklamaya çalışsak da çocuklar her şeyi hissediyor. O gece Derya uyuduktan sonra Serkan’la ilk defa uzun zamandır konuşmaya çalıştım.

“Serkan, böyle devam edemeyiz. Derya da farkında artık. Ne yapacağız?”

Serkan derin bir nefes aldı, gözleri doldu ama ağlamadı:

“Bilmiyorum Elif… Sanki aramızda bir duvar var ve her geçen gün daha da kalınlaşıyor.”

O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca ‘idare ederiz’, ‘çocuk için sabrederiz’ diyerek kendimi kandırmıştım. Ama artık Derya’nın da mutsuzluğumuza ortak olmasına dayanamıyordum.

Ertesi gün anneme gittim. Annem eski usul bir kadındır; “Yuvayı dişi kuş yapar” der hep. Ona anlatmaya çalıştım:

“Anne, olmuyor… Serkan’la konuşamıyoruz bile.”

Annem gözlerini kaçırdı:

“Elif, herkesin evinde sorun olur. Sabret kızım. Boşanmak kolay ama sonrası zor.”

Ama ben artık sabredemiyordum. O gece Serkan’la tekrar konuştuk. Bu sefer daha açık ve netti:

“Elif, belki de ayrılmak en doğrusu… Derya için de bizim için de.”

Gözyaşlarımı tutamadım. Yıllardır içimde tuttuğum korkular bir anda dışarı taştı:

“Peki ya Derya? O ne olacak?”

Serkan sessizce başını eğdi:

“Onu birlikte büyüteceğiz. Ama böyle devam edersek ona sadece mutsuzluk örneği olacağız.”

O gece sabaha kadar ağladım. Derya’nın odasına girdim, başını okşadım. Uykusunda bile kaşları çatılıydı. O an karar verdim: Onun için güçlü olmalıydım.

Boşanma süreci başladığında ailemden büyük tepki aldım. Babam bana ilk defa bağırdı:

“Elif! Bizim ailede boşanma olmaz! Ne demek ayrılmak? Çocuğun var senin!”

Ama ben kararımı vermiştim. Derya’yı mutsuz bir evde büyütmek istemiyordum.

Bir akşam Derya yanıma geldi:

“Anne, siz boşanacak mısınız?”

Gözlerim doldu ama ona yalan söylemek istemedim:

“Evet kızım… Ama seni çok seviyoruz ve her zaman yanında olacağız.”

Derya bir süre sustu, sonra fısıldadı:

“O zaman ben babamda kalmak istiyorum.”

O an içimde bir şeyler öldü sanki. Kızımın beni seçmemesi… Belki de en çok acıtan buydu.

Günler geçtikçe mahallede dedikodular başladı. Komşular arkamdan konuşuyor, annem pazarda yüzünü yere eğiyordu. İş yerinde arkadaşlarım bana acıyarak bakıyordu. Herkesin gözünde ‘boşanmış kadın’ damgası yemiştim.

Bir gün Derya’yı okuldan alırken öğretmeniyle karşılaştım:

“Elif Hanım, Derya son zamanlarda çok içine kapanık oldu. Evde bir sorun mu var?”

O an boğazım düğümlendi:

“Evet… Biz Serkan’la ayrılıyoruz.”

Öğretmen başını salladı:

“Çocuklar bu süreçte çok etkileniyorlar. Onun yanında olduğunuzu hissettirmeye çalışın.”

Eve dönerken Derya’ya sarıldım:

“Kızım, ne olursa olsun seni çok seviyorum.”

Derya başını omzuma koydu:

“Ben de seni seviyorum anne… Ama keşke hep birlikte olsak.”

Boşanma günü mahkeme salonunda Serkan’la yan yana oturduk. İkimiz de ağlamamak için kendimizi zor tuttuk. Hakim kararını açıkladığında içimde garip bir boşluk oluştu. Yıllarca paylaştığım adam artık hayatımdan çıkıyordu.

Eve döndüğümde annem aradı:

“Elif, iyi misin?”

Sadece “Bilmiyorum” diyebildim.

Şimdi yeni bir hayata başlıyorum. Derya hafta sonları babasında kalıyor, hafta içi benimle. Her akşam onunla konuşmaya çalışıyorum, duygularını anlamaya çalışıyorum. Bazen geceleri yalnız kaldığımda kendi kendime soruyorum: Doğru olanı mı yaptım? Kızımı mutsuzluktan kurtardım mı yoksa ona daha büyük bir yara mı açtım?

Sizce çocuklar için mutsuz bir evde kalmak mı daha iyi yoksa huzurlu ama ayrı iki evde büyümek mi? Benim gibi olan anneler ya da babalar… Siz ne hissediyorsunuz?