Beni Yalnız Bırakma: Bir Anadolu Kızının Sessiz Çığlığı
“Yine mi düşük not getirdin Elif?!” Babamın sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Annem hemen araya girmeye çalıştı, “Ali, kız daha çocuk, biraz anlayışlı ol…” Ama babam anneme öyle bir baktı ki, annem cümlesini yutkunarak bitirdi. O an, yine yalnızdım. İçimdeki korku, midemde bir düğüm gibi sıkıştı. Babamın öfkesiyle büyüdüm ben. Dışarıda komşuların yanında gülümseyen, bana ise asla bir tebessüm bile göstermeyen bir adamdı o.
Küçükken anlamazdım neden bana böyle davrandığını. Okuldan eve dönerken ayaklarım geri geri giderdi. Arkadaşlarımın babalarıyla parka gittiğini gördükçe içim burkulurdu. Bizim evde ise babamın sesiyle titreyen tabaklar, annemin sessiz gözyaşları vardı. Annemle bazen gece yarısı mutfakta buluşurduk. O bana sessizce çay koyar, ben de ona sarılırdım. “Anne, babam beni sevmiyor mu?” diye sorduğumda gözleri dolar, “Seviyor kızım, sadece… kendini ifade edemiyor,” derdi. Ama ben inanmazdım.
Bir gün okuldan eve döndüğümde annemi mutfakta ağlarken buldum. Babam işten geç gelmiş, anneme bağırmıştı yine. O gece annemin yanına kıvrıldım. “Anne, neden hep susuyorsun?” dedim. Annem başını okşadı, “Bazen susmak en büyük çığlıktır Elif’im,” dedi. O an annemin ne kadar yalnız olduğunu anladım.
Babam dışarıda bambaşka bir insandı. Mahalledeki çocuklara şeker dağıtır, komşulara yardım ederdi. Herkes onu çok severdi. Ama evin kapısı kapandığında, o sevgi dolu adam kaybolurdu. Bir gün okuldan arkadaşım Zeynep’i eve davet ettim. Babam ona öyle nazik davrandı ki, Zeynep giderken “Ne kadar tatlı bir baban var!” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Benim göremediğim sevgiyi başkalarına gösterebiliyordu demek ki…
Lise yıllarımda babamın bana olan tavrı daha da sertleşti. Sınavdan düşük not aldığımda “Sen adam olmazsın!” diye bağırırdı. Annem araya girmeye çalışırdı ama babam onu da sustururdu. Bir gün dayanamadım, “Baba, neden beni sevmiyorsun?” diye sordum. Gözleri bir anlığına doldu ama hemen kendini toparladı, “Ben seni adam ol diye yetiştiriyorum!” dedi. O an anladım ki, babam sevgisini göstermekten korkuyordu.
Bir gün okulda rehber öğretmenimiz Sevgi Hanım’la konuştum. Ona her şeyi anlattım. “Elif, bazen aileler sevgiyi yanlış yollarla göstermeye çalışır,” dedi. “Ama senin hissettiklerin çok değerli.” O gün ilk defa biri beni anladı.
Evde ise işler daha da kötüleşti. Annem hastalandı. Babam ilgisizdi; annem hastaneye giderken bile yanında olmadı. Ben annemin başında sabahladım. Bir gece annem bana döndü ve “Kızım, sakın benim gibi susma,” dedi. O an karar verdim; ne olursa olsun kendi sesimi bulacaktım.
Üniversite sınavını kazandığımda babam hiç sevinmedi. “Kız kısmı okuyup ne yapacak?” dedi sadece. Annem ise gözlerimin içine bakıp sarıldı bana: “Seninle gurur duyuyorum.” O an annemin sevgisi bana yettiğini anladım.
Üniversiteye başladığımda evden ayrıldım. İlk defa özgür hissettim kendimi. Ama içimde hep bir yara vardı; babamın sevgisini hak etmek için çabaladığım yılların yarası… Üniversitede psikoloji okudum; insanların neden böyle davrandığını anlamak istedim belki de.
Yıllar geçti, mezun oldum, çalışmaya başladım. Annemle sık sık konuşuyorduk ama babamla aramızda hâlâ bir duvar vardı. Bir gün annem ağır hastalandı; hastaneye kaldırdık. Babam ilk defa gözlerimin içine bakıp “Elif, annene iyi bak,” dedi. O an sesim titreyerek “Sen de iyi bak baba,” dedim.
Annem vefat ettiğinde dünyam başıma yıkıldı. Babam o gün ilk defa ağladı; bana sarıldı ve “Sana hiç iyi baba olamadım Elif,” dedi. İçimdeki kırgınlık bir nebze olsun hafifledi ama hiçbir zaman tamamen geçmedi.
Şimdi kendi ayaklarım üzerinde duruyorum ama hâlâ o küçük kız çocuğunun içimdeki sesini susturamıyorum: “Neden bazı babalar sevgilerini göstermekten bu kadar korkar? Biz çocuklar olarak neyi eksik yaptık da onların sevgisine layık olamadık? Sizce de susmak bazen en büyük çığlık değil mi?”