Beni Yalnız Bırakma: Bir Babayla Hesaplaşma Hikayesi

“Zeynep, odana git!” Babamın sesi evin duvarlarını titrettiğinde, annemle göz göze geldik. Annemin gözlerinde korku vardı, benimkilerde ise alışkanlık. O an, içimde bir şeyin daha koptuğunu hissettim. Yine ne yapmıştım ki? Sadece sofrada biraz fazla konuşmuştum, hepsi bu. Ama babam için bu bile fazlaydı.

O, dışarıda herkesin hayran olduğu, mahallede çocuklara şeker dağıtan, komşulara yardım eden o güler yüzlü adamdı. Ama evin kapısı kapandığında, başka birine dönüşüyordu. Annem bile onun yanında cümle kurarken kelimeleri tartardı. Ben ise her gün biraz daha küçülüyordum onun gözünde.

Bir gün okuldan eve dönerken, arkadaşım Elif’in babasıyla parkta top oynadığını gördüm. Gülüşüyorlardı, birbirlerine sarılıyorlardı. O an içimde bir boşluk hissettim. Neden benim babam bana hiç sarılmıyor? Neden bana hiç “Aferin kızım” demiyor? Eve döndüğümde anneme sordum:

“Anne, babam beni seviyor mu?”

Annem gözlerini kaçırdı. “Tabii ki seviyor Zeynep. Sadece… O sevgisini göstermeyi bilmiyor.”

Ama ben biliyordum; babam beni sevmiyordu. Bunu her bakışında, her bağırışında hissediyordum.

Yıllar geçti. Ortaokul bitti, liseye başladım. Babamın baskısı daha da arttı. Eve geç gelmem yasaktı, arkadaşlarımla dışarı çıkmam yasaktı, hatta telefonla konuşmam bile yasaktı. Bir gün okuldan eve dönerken yağmur başladı. Otobüs gecikti, eve yarım saat geç kaldım. Kapıyı açtığımda babamın öfkesiyle karşılaştım.

“Neredesin sen? Kimlerleydin? Yine mi başına buyruk hareket ediyorsun?”

Ağlamak istedim ama ağlamadım. Çünkü ağlamak da yasaktı bu evde.

Bir gece annemle mutfakta bulaşık yıkarken sessizce sordu:

“Zeynep, babanın neden böyle olduğunu hiç düşündün mü?”

Başımı salladım. “Bilmiyorum anne. Ama bazen keşke başka bir babam olsaydı diyorum.”

Annem bir an durdu, elleri titredi. Sonra bana döndü ve fısıldadı:

“Baban… Sen doğmadan önce çok değişmişti. Eskiden böyle değildi.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin sözleri kafamda dönüp durdu. Ne olmuştu da babam bu kadar değişmişti?

Lisenin ikinci yılında bir gün okulda rehberlik öğretmenimiz aile içi iletişim üzerine bir seminer verdi. Orada anlatılan her şey bana tanıdık geldi: baskıcı ebeveynler, sevgisiz ortamlar, suskun anneler… Eve gidince anneme sarıldım ve ağladım.

“Anne, ben böyle yaşamak istemiyorum!”

Annem de ağladı. “Ben de kızım… Ben de.”

Bir akşam babam işten geç geldiğinde annemle tartışmaya başladılar. Ben odama kaçtım ama sesleri duymamak imkânsızdı.

“Yeter artık Ahmet! Kızımıza böyle davranamazsın!”

Babamın sesi daha da yükseldi: “Sen karışma! O benim kızım!”

O an dayanamadım, kapıyı açıp salona koştum.

“Baba! Neden bana hep kötü davranıyorsun? Neden beni sevmiyorsun?”

Babam bir an sustu. Gözleri doldu ama hemen toparlandı.

“Ben seni korumak için böyleyim!” dedi öfkeyle.

Ama ben artık inanmıyordum.

O gece annem yanıma geldi ve bana hayatımızı değiştirecek sırrı anlattı:

“Zeynep… Baban sen doğmadan önce işini kaybetti. Çok zor zamanlar geçirdik. O zamanlar çok gururluydu ve yardım istemeyi reddetti. Sonra dedenin yanında çalışmaya başladı ama hiçbir zaman kendini affetmedi. Sana ve bana bağırmasının sebebi aslında kendine olan öfkesi.”

O an babama karşı hissettiğim öfke yerini acıya bıraktı. Ama yine de onun sevgisizliğini hak etmiyordum.

Bir gün cesaretimi topladım ve babamla konuşmaya karar verdim.

“Baba, seninle konuşmak istiyorum.”

Bana soğuk bir bakış attı ama dinledi.

“Biliyorum hayat sana kolay davranmadı. Ama ben senin kızınım ve sadece biraz sevgi istiyorum.”

Babam bir süre sustu. Sonra başını eğdi.

“Zeynep… Ben nasıl baba olunur bilmiyorum galiba.”

O an gözyaşlarımı tutamadım.

Yıllar geçti, üniversiteye başladım ve başka bir şehre taşındım. Babamla aramızdaki mesafe arttı ama bazen telefonda arayıp hâl hatır soruyor artık. Annem ise hâlâ aynı; sessiz ama güçlü.

Şimdi geriye dönüp baktığımda düşünüyorum: Bir insanın geçmişi, geleceğini ne kadar etkiler? Affetmek mi zor, anlamak mı? Siz olsanız ne yapardınız?