Bir Anneden Kızına: Kırık Hayallerin Gölgesinde
“Senin bu evde ne işin var, Elif?” Zeliha Hanım’ın sesi mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. O an, hayatımın kırılma noktasıydı. “Baran’a güvenme,” dedi, gözleriyle beni delip geçerken. “Oğlum sana huzur vermez. Benim oğlum, benim bildiğim Baran… Sana mutluluk getirmez.”
O an içimde bir şeyler koptu. Baran’ı sevmiştim, ona inanmıştım. Annemden, babamdan, hatta en yakın arkadaşım Derya’dan bile çok ona güvenmiştim. Ama şimdi, evliliğimizin ikinci yılında, kayınvalidemin bu sözleriyle sarsılıyordum. Zeliha Hanım yavaşça mutfaktan çıktı, arkasında ağır bir sessizlik bırakarak. Ben ise masanın başında, ellerim dizlerimde, gözlerim boşluğa dalmış halde kala kaldım.
Baran o akşam eve geç geldi. Kapıdan içeri girdiğinde yüzünde yorgun bir ifade vardı. “Ne oldu Elif?” dedi, sesimdeki kırgınlığı fark etmişti. “Annenle konuştuk,” dedim kısık sesle. “Bana burada yerim olmadığını söyledi.”
Baran başını öne eğdi. “Annemin huyunu biliyorsun,” dedi. “Sana alışması zaman alacak.”
Ama ben biliyordum ki mesele alışmak değildi. Zeliha Hanım beni hiç istememişti. Baran’ın üniversiteden mezun olur olmaz evlenmemizi istememişti zaten. “Daha yolun başındasınız,” demişti hep. Ama biz birbirimizi seviyorduk, hayallerimiz vardı.
İlk zamanlar her şey güzeldi. Baran iş bulmuştu, ben de bir anaokulunda öğretmenlik yapıyordum. Küçük bir evimiz vardı; akşamları birlikte yemek yapar, eski Türk filmleri izlerdik. Ama Baran’ın işinde sorunlar çıkmaya başlayınca her şey değişti.
Bir sabah Baran işten çıkarıldığını söylediğinde dünyam başıma yıkıldı. O günden sonra Zeliha Hanım’ın sözleri daha da ağırlaştı. “Ben sana demedim mi?” dedi bir gün sofrada. “Benim oğlum sorumluluk almaz, seni de kendini de süründürür.”
Baran ise içine kapanmaya başladı. Geceleri geç saatlere kadar dışarıda kalıyor, eve geldiğinde sessizce odasına çekiliyordu. Ben ise her gün biraz daha yalnızlaşıyordum bu evde.
Bir akşam Derya aradı. “Elif, iyi misin?” diye sordu endişeyle. “Sana ihtiyacım var,” dedim gözyaşlarımı tutamayarak.
Derya yanıma geldiğinde ona her şeyi anlattım. “Bazen düşünüyorum da,” dedim, “belki de Zeliha Hanım haklıdır. Belki de Baran bana mutluluk getirmeyecek.”
Derya elimi tuttu. “Sen Baran’ı seviyorsun,” dedi. “Ama sevgi bazen yetmez Elif. Kendini de düşünmelisin.”
O gece sabaha kadar düşündüm. Sabah olduğunda Baran’la konuşmaya karar verdim.
“Baran,” dedim kahvaltı masasındayken, “Böyle devam edemeyiz.”
Baran gözlerini kaçırdı. “İş bulacağım Elif, söz veriyorum.”
“Bu mesele sadece iş değil,” dedim titreyen sesimle. “Biz birbirimize yabancı olduk.”
Baran bir süre sustu, sonra başını kaldırdı: “Sana yük olduğumu biliyorum.”
“Yük değilsin,” dedim hemen. “Ama ben de yoruldum Baran. Annenin sözleri… Senin suskunluğun… Kendimi bu evde fazlalık gibi hissediyorum.”
O an Baran’ın gözlerinde yaşlar belirdi. İlk defa onu böyle gördüm. “Seni kaybetmekten korkuyorum,” dedi sessizce.
O gün ilk defa uzun uzun konuştuk Baran’la. Geçmişimizi, hayallerimizi, korkularımızı… Ama ertesi gün Zeliha Hanım yine aramıza girdi.
Bir sabah mutfağa girdiğimde Zeliha Hanım oradaydı. Yüzü asıktı.
“Elif,” dedi soğuk bir sesle, “Senin annen baban seni böyle mi yetiştirdi? Kadın dediğin kocasına destek olur, ailesini ayakta tutar.”
İçimdeki öfke patladı: “Ben elimden geleni yapıyorum Zeliha Hanım! Ama siz her fırsatta beni aşağılıyorsunuz!”
Zeliha Hanım bana yaklaştı: “Ben oğlumu senden önce de tanıyordum! Oğlumun mutsuz olmasını istemem!”
O an anladım ki bu evde ne yaparsam yapayım asla yeterli olmayacaktım.
Bir hafta sonra annem aradı: “Kızım, iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor.”
Dayanamadım, ağlamaya başladım telefonda.
“Gel biraz bizde kal,” dedi annem.
Baran’a durumu anlattığımda sessizce başını salladı: “Belki de biraz ayrı kalmak iyi gelir.”
Eşyalarımı topladım ve annemin evine döndüm. O gece odamda yalnız başıma otururken kendime sordum: Sevgi gerçekten her şeye yeter mi? Bir kadının kendi mutluluğu için savaşması bencillik mi? Yoksa bazen gitmek en doğru karar mı?
Şimdi buradan size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevgi için savaşmaya devam mı ederdiniz yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?