Kırık Gurur: Bir Anne-Kız Hikayesi

— Ne düşünüyorsun kızım, gerçekten? Dün öyle bir araba gördüm ki… Beyaz, deri koltuklu, pırıl pırıl. Sadece bir milyon üç yüz bin lira! — Annemin sesi mutfakta yankılandı, ama o yapmacık neşenin arkasında tanıdık bir baskı vardı.

Elimdeki kahve fincanını masaya koydum, derin bir nefes aldım. — Anne… — dedim, sesim yorgun ve kararsızdı. — Bunu daha önce de konuştuk. Ev kredimiz var, Zeynep her ay hastalanıyor. O parayı nereden bulayım?

Annemin gözleri bir anlığına karardı, sonra dudaklarını büküp başını çevirdi. — Herkesin çocuğu hasta oluyor, kızım. Sen de biraz daha çalışırsın, belki bir ek iş bulursun. Ben senin yaşındayken babanla iki işte çalışıyorduk.

İçimden bir şeyler koptu o an. Annemin beklentileriyle hayatın gerçekleri arasında sıkışıp kalmıştım. Eşim Cemal sabah erkenden işe gitmişti, Zeynep ise odasında öksürüyordu. Ben ise annemin gözünde hâlâ yetersizdim.

— Anne, ben elimden geleni yapıyorum. Gerçekten… — Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. — Herkesin hayatı senin zamanındaki gibi değil artık. Her şey çok pahalı, işler zor.

Annem bir an sustu, sonra mutfağın camından dışarı bakarak konuştu: — Senin için en iyisini istiyorum. Hep daha iyisini… Ama sen hep bahane buluyorsun.

O an çocukluğumdan beri üzerime yüklenen o ağır sorumluluk duygusu tekrar omuzlarımı ezdi. Babamı kaybettiğimizde annem bana “Artık evin büyüğü sensin” demişti. O günden beri ne yapsam eksik, ne yapsam yetersiz hissediyordum.

Telefonum çaldı, ekrana baktım: Cemal arıyordu. Açmadım. Şimdi onunla da tartışmak istemiyordum. Annem hâlâ camdan dışarı bakıyordu, gözlerinde eski günlerin özlemi vardı.

— Biliyor musun anne? — dedim sessizce. — Bazen keşke başka bir şehirde yaşasaydım diyorum. Belki o zaman bu kadar baskı hissetmezdim.

Annem bana döndü, gözlerinde şaşkınlık ve kırgınlık vardı. — Ben mi baskı yapıyorum sana? Sadece mutlu olmanı istiyorum.

— Mutlu olmak için önce huzurlu olmam lazım anne… — dedim, sesim titriyordu. — Ama ben hep bir şeyleri yetiştiremeyen, hep eksik kalan biri gibi hissediyorum kendimi.

Birden Zeynep’in öksürük sesi yükseldi odadan. Annem hemen kalktı, “Ben bakarım” diyerek odasına gitti. Ben ise mutfakta yalnız kaldım, ellerim titriyordu.

Küçükken annemle babamın tartışmalarını hatırladım. Babam işten geç gelir, annem ona sitem ederdi: “Çocuklar babalarını özlüyor.” Babam ise “Çalışmazsak nasıl geçineceğiz?” derdi. Şimdi ben de aynı döngünün içindeydim; çalışıyor ama yine de yetemiyordum.

Akşam olduğunda Cemal eve geldiğinde yüzü asıktı. — Annene yine araba muhabbeti mi yaptı? — dedi alaycı bir şekilde.

Başımı salladım. — Evet…

— Sen de hâlâ onun yanında oturuyorsun ya… Taşınalım şu mahalleden diyorum sana, dinlemiyorsun.

— Annemi yalnız bırakamam Cemal, biliyorsun.

Cemal içini çekti, ceketini çıkardı. — Hep senin sırtında bu yükler. Bir gün patlayacaksın.

O gece Zeynep’in ateşi yükseldi. Hastaneye gitmek zorunda kaldık. Acil serviste beklerken annemi aradım; açmadı. Cemal ise sessizce yanımda oturuyordu.

Doktor “Basit bir enfeksiyon” dediğinde rahatladım ama eve döndüğümüzde annem kapıda bekliyordu.

— Neden bana haber vermedin? — dedi öfkeyle.

— Aradım anne, açmadın.

— Benim torunum hasta olurken ben nasıl uyuyabilirim? Sen de iyice bencil oldun!

O an patladım: — Anne yeter! Her şeyde suçlu ben miyim? Elimden geleni yapıyorum ama asla yetmiyor! Ne zaman mutlu olacaksın?

Annem sustu, gözleri doldu. Sonra sessizce odasına çekildi.

O gece uyuyamadım. Yıllardır üzerime yüklenen sorumluluklar, annemin bitmeyen beklentileri ve kendi hayallerim arasında sıkışıp kalmıştım. Kendi hayatımı ne zaman yaşayacaktım? Hep başkalarını mutlu etmeye çalışırken kendimi unuttuğumu fark ettim.

Sabah olduğunda annem kahvaltı hazırlamıştı. Sessizce tabağıma menemen koydu. Göz göze gelmedik ama sofrada bir huzur vardı ilk defa.

Zeynep gülümsedi: — Anneciğim, bugün parka gidebilir miyiz?

Başımı salladım: — Tabii ki kızım.

Annem bana baktı, yorgun ama sevgi dolu bir ifadeyle: — Kızım… Belki de bazen fazla üstüne geliyorum. Ama seni kaybetmekten korkuyorum.

Gözlerim doldu yine. — Ben buradayım anne… Ama lütfen artık biraz da benim nefes almama izin ver.

O an anladım ki; bazen en yakınlarımız bile farkında olmadan bizi en çok yaralayanlar olabiliyorlar. Peki siz hiç ailenizin beklentileriyle kendi hayalleriniz arasında sıkışıp kaldınız mı? Ya da hiç “Ben ne zaman kendim olacağım?” diye sordunuz mu kendinize?