Bir Yılbaşı Akşamı: Kırık Tabaklar ve Kırık Kalpler
“Yeter artık! Her yıl aynı şey!” diye bağırdım, elimdeki çatalı masaya vururken. Annem şaşkınlıkla bana baktı, babam ise gözlerini yere indirdi. Kardeşim Zeynep ise sessizce ağlamaya başladı. Yılbaşı akşamıydı; sofrada bolca yemek, nar gibi kızarmış hindi, annemin meşhur yaprak sarması ve babamın inadına aldığı baklava vardı. Ama hiçbirimiz mutlu değildik.
Her yıl olduğu gibi, annem sabahın köründe kalkıp mutfağa girmişti. Babam ise televizyonun karşısında, eski Türk filmlerini izleyerek zaman öldürüyordu. Ben ise İstanbul’dan kalkıp Eskişehir’e, ailemin yanına gelmiş, içimde bir huzursuzlukla sofraya oturmuştum. Zeynep ise üniversite sınavına hazırlanıyor, ama annemin baskısından bıkmıştı.
O akşam, sofrada herkesin yüzünde bir maske vardı. Annem, “Hadi oğlum, biraz daha pilav al,” dediğinde, içimde bir şeyler koptu. “Anne, istemiyorum,” dedim sertçe. Babam hemen araya girdi: “Oğlum, annenin emeği var. Biraz saygılı ol.”
İşte o an, yıllardır içimde biriktirdiğim öfke patladı. “Baba, sen de her şeyi annemin üstüne yıkıyorsun! Hiçbir şeye karışmazsın ama sofrada ahkam kesersin!” dedim. Annem gözleri dolu dolu bana bakarken, Zeynep başını önüne eğdi.
Babam bir an sustu, sonra sesi titreyerek konuştu: “Ben bu evi ayakta tutmak için yıllarca çalıştım. Şimdi de suçlu ben mi oldum?”
Annem ise elindeki kaşığı bırakıp mutfağa kaçtı. Ardından bir tabak sesi geldi; yere düşüp kırılmıştı. Hepimiz irkildik. Zeynep fısıldadı: “Yeter artık… Herkes birbirini suçluyor ama kimse kimseyi dinlemiyor.”
O an çocukluğuma döndüm. Her yılbaşı gecesi annemle babam tartışırdı. Annem hep sessizce ağlar, babam ise sigarasını yakıp balkona çıkardı. Ben ve Zeynep ise odalarımıza kapanırdık. O zamanlar anlamazdım; şimdi ise her şey çok netti.
Annem mutfaktan döndü, gözleri kıpkırmızıydı. “Ben bu evi bir arada tutmaya çalışıyorum ama kimse anlamıyor,” dedi. Babam ise başını öne eğdi: “Belki de artık bir arada olmamalıyız.”
Zeynep dayanamayıp bağırdı: “Ben sınava hazırlanıyorum ama evde huzur yok! Herkes birbirine laf sokuyor, kimse mutlu değil!”
Bir anlık sessizlik oldu. Sonra ben konuştum: “Belki de sorun bizde değil; bu evdeki beklentilerde. Herkes birbirinden bir şeyler bekliyor ama kimse gerçekten ne istediğini bilmiyor.”
Annem gözyaşlarını sildi: “Ben sadece çocuklarım mutlu olsun istedim.”
Babam derin bir nefes aldı: “Ben de… Ama galiba yanlış yaptım.”
O gece sofradaki yemekler soğudu, kimse doymadı. Herkes kendi köşesine çekildi. Ben balkona çıktım; kar hafif hafif yağıyordu. İçimde bir boşluk vardı. Zeynep yanıma geldi: “Ağabey… Sence biz hiç mutlu olabilecek miyiz?”
Ona sarıldım: “Bilmiyorum Zeynep… Belki de önce birbirimizi anlamamız gerek.”
O geceyi hiç unutmadım. Yılbaşı gecesi kırılan sadece bir tabak değildi; yıllardır biriktirdiğimiz acılar da döküldü ortaya.
Şimdi düşünüyorum da… Aile olmak sadece aynı sofrada oturmak mı? Yoksa birbirimizin yükünü hafifletmek mi? Sizce hangisi?