Bir Yılbaşı Akşamı: Kırık Kalplerin Masası
“Baba, hadi! Biraz daha kaldır kollarını, bak Kasım’ın yıldızını sen asacaksın!” diye bağırdı annem, mutfaktan salona doğru. Babam ise, elleri titreyerek, küçük kız kardeşim Elif’i kucağına almaya çalışıyordu. Elif’in gözleri parlıyordu ama babamın elleri artık eski gücünde değildi. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Annemin sesiyle irkildim: “Yorulduysan bırak ben yaparım!” dedi, sesi hem yorgun hem de sitemkârdı.
Oturma odasında yılbaşı ağacının altında toplanmıştık. Her yıl olduğu gibi, ailece bir araya gelmiş, eski geleneklerimizi yaşatmaya çalışıyorduk. Ama bu yıl her şey farklıydı. Babam Janusz… Hayır, babamın adı Mehmet. Mehmet Bey, eskisi gibi güçlü değildi. Yıllar önceki o neşeli adam gitmiş, yerine sessiz, içine kapanık bir adam gelmişti. Annem ise hâlâ her şeyi kontrol etmeye çalışıyor, ama gözlerinin kenarındaki çizgiler derinleşmişti.
Küçükken yılbaşı geceleri bizim için bir masaldı. Babam bizi sırtına alır, ağacın en tepesine yıldızı yerleştirirdi. Annem mutfakta salata yaparken şarkılar söylerdi. Şimdi ise sofrada herkes suskun. Kardeşim Burak telefonuna gömülmüş, Elif ise babamın kucağında huzursuzca kıpırdanıyor.
“Mehmet Bey, bırak ben asayım,” dedi annem tekrar. Babam bir an duraksadı, sonra Elif’i yavaşça yere indirdi. Gözlerinde utanç vardı. Annem yıldızı aldı ve ağacın tepesine yerleştirdi. O an herkes sustu. Sadece televizyonun cılız sesi duyuluyordu.
İçimden geçenleri anlatmak istesem de kelimeler boğazımda düğümleniyor. Babamın yaşlandığını kabullenmek istemiyorum. O bizim kahramanımızdı. Şimdi ise gözlerimizin önünde yavaşça siliniyor gibi.
“Baba iyi misin?” diye sordum sessizce. Göz göze geldik. “İyiyim kızım,” dedi ama sesi titriyordu. Annem masaya salata koyarken birden patladı: “Herkes birbirine yabancı oldu! Eskiden ne güzel sohbetler ederdik.”
Burak başını kaldırmadan cevap verdi: “Anne, işten yeni geldim, yorgunum.”
Annemin gözleri doldu. “Ben de yorgunum Burak! Herkesin keyfi yerinde olsun diye uğraşıyorum,” dedi ve mutfağa kaçtı.
Babam sessizce sandalyesine oturdu. Elif ise ağacın altındaki hediyelere bakıyordu. O an çocukluğumun geçtiği bu evde ne kadar yabancılaştığımızı fark ettim.
Sofraya oturduğumuzda annem gözlerini sildi ve gülümsemeye çalıştı: “Hadi bakalım, yeni yıl için dilek dileyelim.”
Herkes sırayla dileğini söyledi. Burak işinde terfi almak istediğini söyledi. Elif yeni bir oyuncak bebek istediğini fısıldadı. Annem ise “Ailemizin sağlığı yerinde olsun,” dedi ama sesi kırıktı.
Sıra babama geldiğinde uzun süre sustu. Sonra başını kaldırdı: “Ben… sadece eskisi gibi bir arada olalım istiyorum,” dedi ve gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
O an sofrada bir sessizlik oldu. Kimse göz göze gelmiyordu. Ben ise içimdeki suçluluk duygusuyla boğuluyordum. Yıllardır İstanbul’da yaşıyor, yılda bir iki kez eve geliyordum. Annemle babam yaşlanırken ben kendi hayatıma dalmıştım.
Birden Burak sandalyesini itti ve kalktı: “Ben biraz hava alacağım,” dedi ve balkona çıktı. Annem arkasından bakarken dudaklarını ısırdı.
Babam bana döndü: “Kızım, sen de anlat bakalım, neler yapıyorsun İstanbul’da?”
Ne anlatabilirdim ki? İş yerindeki sıkıntılarımı mı? Yalnızlığımı mı? Yoksa burada olmamanın verdiği pişmanlığı mı? “Her şey yolunda baba,” diyebildim sadece.
Annem sofrayı toplarken bana döndü: “Seneye de gelir misin? Belki daha kalabalık oluruz.”
O an gözlerim doldu. Çünkü biliyordum ki her yıl biraz daha eksiliyorduk. Geçen yıl dedemiz vardı mesela… Bu yıl yoktu.
Burak balkondan içeri girdiğinde gözleri kızarmıştı. “Anne… Özür dilerim,” dedi sessizce.
Annem ona sarıldı: “Hepimiz yorulduk oğlum… Ama birbirimize sahip çıkmazsak ne anlamı kalır?”
Babam ise sessizce elimi tuttu: “Kızım… Hayat çok hızlı geçiyor. Bir gün bakıyorsun, çocukların büyümüş… Sen hâlâ onları sırtına almak istiyorsun ama gücün yetmiyor.”
O an içimde bir şey koptu. Babamın ellerini tuttum: “Baba… Sen bizim kahramanımızsın hâlâ.”
Elif ise ağacın altındaki hediyesini açarken bağırdı: “Bakın! Hepimiz için bir kart yazmışım!”
Kartta şunlar yazıyordu: “Birlikte olunca her şey güzel.”
O gece herkes biraz daha birbirine yaklaştı ama içimizdeki kırıklar hâlâ oradaydı. Yılbaşı gecesi masasında geçmişin gölgeleriyle yüzleşirken şunu düşündüm:
Gerçekten birbirimizi anlamak için ne kadar çaba harcıyoruz? Yoksa sadece aynı masada oturmak yetiyor mu? Sizce aile olmak ne demek?