Gece Yarısı Bekleyişi: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Saat kaç oldu Emir? Yine mi haber vermeden geç kalıyorsun?” diye bağırdım, sesim titreyerek. Salonda bir ileri bir geri volta atarken, duvardaki eski saat her tik takında içimi oyuyordu. Gözüm kapının tokmağına takılıp kalmıştı; her an dönecek, her an anahtar sesi gelecek diye bekliyordum. Ama yine yoktu. Yine gecikmişti. Ve ben, yine yalnızca kendi sesimi duyuyordum bu koca evde.
Emir’in son zamanlarda eve geç gelmeleri, bende tarifsiz bir huzursuzluk yaratıyordu. Eskiden okuldan çıkar çıkmaz eve koşardı; şimdi ise telefonlarımı açmıyor, mesajlarıma cevap vermiyordu. Geçen gece sabaha karşı geldiğinde, gözleri kan çanağı gibiydi. “Neredeydin oğlum?” dedim, sesi çıkmadı. Sadece omuz silkti. “Anne, büyüdüm artık. Her şeye karışma,” dediğinde içimde bir şeyler koptu. O an anladım ki, oğlumla aramda görünmez bir duvar örülmüş.
Kocam Murat ise her zamanki gibi sessizdi. Televizyonun karşısında oturmuş, haberleri izliyordu ama gözleri ekranda değildi. “Bir şeyler yapmamız lazım,” dedim ona. “Emir’i kaybediyoruz.” Murat başını kaldırmadan, “Büyüyor işte, gençlik böyle olur,” dedi. Ama ben biliyordum; bu sadece gençlik değildi. Emir’in gözlerinde bir hüzün, bir öfke vardı. Sanki bana anlatamadığı bir derdi vardı.
O gece yine bekledim. Saat ikiye yaklaşırken, kapı nihayet açıldı. Emir içeri girdi; üstü başı dağınık, yüzünde yorgun bir ifade vardı.
“Emir! Nerede kaldın oğlum? Delireceğim artık!”
“Anne, ne var ya? Arkadaşlardaydım işte.”
“Kim bu arkadaşlar? Neden bana haber vermiyorsun?”
“Anne yeter! Boğuyorsun beni!”
O an gözlerim doldu. “Sadece merak ediyorum oğlum… Sadece iyi olduğunu bilmek istiyorum.”
Emir başını öne eğdi, ayakkabılarını çıkardı ve odasına kapandı. Kapının ardından müzik sesi yükseldi; benimle konuşmak istemiyordu. Murat ise hâlâ sessizdi. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Yatağımda dönüp dururken, kendi annemi düşündüm. O da bana böyle mi endişelenirdi acaba? Ben de ona böyle mi acı verirdim?
Ertesi gün kahvaltı sofrasında sessizlik hâkimdi. Masada üç kişiydik ama sanki üç yabancıydık. Murat gazeteye gömülmüş, Emir ise telefonuna bakıyordu.
“Emir, bugün okuldan sonra eve gel lütfen,” dedim yavaşça.
“Dershaneye gideceğim anne.”
“Dershanen hangi günlerdi oğlum? Bugün yoktu.”
Emir gözlerini kaçırdı. “Arkadaşlarla çalışacağız.”
Murat araya girdi: “Bırak Halime, çocuk büyüdü artık.”
Ama ben bırakmak istemiyordum. Çünkü biliyordum; bir şeyler yolunda değildi.
O gün öğleden sonra Emir’in odasını toplarken, masasının çekmecesinde bir not buldum: “Bazen bu evde nefes alamıyorum.” Kalbim sıkıştı. Gözyaşlarım süzüldü yanaklarımdan. Demek ki oğlum gerçekten mutsuzdu ve ben bunu görememiştim.
Akşam olduğunda Emir yine geç kaldı. Bu sefer telefonunu aradım, açmadı. Mesaj attım: “Oğlum neredesin? Lütfen haber ver.” Cevap yoktu. Saat gece yarısını geçtiğinde paniklemeye başladım. Murat’a döndüm: “Bir şey oldu mu acaba? Polise mi gitsek?”
Murat derin bir iç çekti: “Halime, abartıyorsun.”
Ama ben abartmıyordum; annelik içgüdüsüyle bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum.
Saat üçte kapı çaldı. Koşarak açtım; Emir’in yanında tanımadığım bir çocuk vardı. Emir’in gözleri kıpkırmızıydı.
“Ne oldu oğlum? İyi misin?”
Emir cevap vermedi; yanındaki çocuk konuştu: “Teyze, Emir biraz kötü oldu… Biraz hava alsın dedik.”
O an anladım ki oğlumun bana anlatmadığı çok daha büyük sorunları vardı. Onu kolundan tutup içeri aldım.
“Emir, bana anlatmak istediğin bir şey var mı?”
Emir başını öne eğdi, gözlerinden yaşlar süzüldü: “Anne… Bazen çok yalnız hissediyorum. Kimse beni anlamıyor sanıyorum.”
O an içimdeki tüm öfke yerini acıya bıraktı. Oğluma sarıldım: “Seni anlamaya çalışacağım oğlum… Yeter ki bana anlat.”
Murat ise köşede sessizce izliyordu bizi; belki de ilk defa oğlunun ne kadar kırılgan olduğunu görüyordu.
O geceden sonra hayatımız değişti mi? Belki biraz… Ama kolay olmadı. Aile terapisine gitmeye başladık; ilk başta Murat karşı çıktı ama sonra o da geldi. Emir yavaş yavaş açıldı bize; okulda zorbalığa uğradığını, arkadaşlarının onu dışladığını anlattı. Ben ise kendimi suçladım; neden daha önce fark etmedim diye.
Her gece hâlâ endişeyle bekliyorum Emir’i ama artık onunla konuşabiliyorum. Bazen hâlâ tartışıyoruz ama en azından birbirimizi duymaya çalışıyoruz.
Şimdi size soruyorum: Bir anne olarak çocuğunuzun gerçekten ne yaşadığını anlayabiliyor musunuz? Yoksa biz de kendi korkularımızın içinde kaybolup çocuklarımızı yalnız mı bırakıyoruz?