Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Giden Yıllar, Kırık Hayaller

“Yeter artık, Zeynep! Önce yaşlandın, şimdi de hastalandın! Ben bu yükü daha fazla taşıyamam!”

Kapının sertçe kapanışı hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Eşim Murat’ın gözlerinde ilk defa bana yabancı birini gördüm. Yirmi beş yıllık evliliğimizin, iki çocuğumuzun, birlikte kurduğumuz hayatın bir anda bu kadar kolay silinip atılabileceğine inanamadım. Ellerim titreyerek mutfağın köhne sandalyesine oturdum. Telefonumun ekranına boş boş bakarken, içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu.

Bir hafta önce doktorum, bana meme kanseri teşhisi koymuştu. O an dünyam başıma yıkıldı. Annemi de aynı hastalıktan kaybetmiştim. Murat’a söylediğimde, gözleri bir anlığına dolmuştu ama sonra hızla uzaklaşmıştı benden. Sanki ben artık başka biriydim; hasta, güçsüz ve yük olan biri…

O sabah, çocuklar okula gitmişti. Murat ise iş bahanesiyle erkenden çıkmıştı. Ben ise mutfakta, annemin eski çaydanlığında su kaynatırken, kendi kendime mırıldanıyordum:

“Zeynep, sen güçlüsün. Hep ayakta kaldın. Şimdi de kalkacaksın.”

Ama içimdeki ses, “Yalnızsın,” diye fısıldıyordu.

Telefonum çaldı. Arayan ablamdı. “Zeynep, nasılsın?” dediğinde sesim titredi:

“İyi değilim abla… Murat beni bırakıyor.”

Bir sessizlik oldu. Sonra ablam, “Senin yanında olacağım,” dedi. Ama biliyordum ki onun da kendi ailesi, kendi dertleri vardı. Kimse kimsenin yükünü uzun süre taşıyamazdı bu hayatta.

O gün akşam Murat eve geldiğinde valizini toplamıştı. Göz göze bile gelmedik. Sadece kapıda durdu ve soğuk bir sesle:

“Çocuklara bir şey söyleme. Ben onlara anlatacağım.”

Kapı kapandı. Ardından gelen sessizlikte sadece kendi nefesimi duydum.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken geçmişi düşündüm: Murat’la ilk tanıştığımız günü, çocukların doğduğu anları, birlikte gittiğimiz yaz tatillerini… Hepsi birer film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ama en çok da annemin bana söylediği o sözü hatırladım:

“Hayatta en çok kendine güveneceksin kızım.”

Ertesi sabah hastaneye kontrole gittim. Doktorum bana umut verici şeyler söyledi ama ben hâlâ içimdeki boşluğu dolduramıyordum. Hastane koridorunda yürürken, yanımdan geçen başka bir kadınla göz göze geldim. O da başörtüsünü hafifçe düzeltip bana gülümsedi. O an anladım ki bu hastalık sadece benim değil; binlerce kadının ortak kaderiydi.

Eve döndüğümde çocuklar okuldan gelmişti. Kızım Elif’in gözleri endişeliydi:

“Anne, babam neden gitmiş?”

Ne diyeceğimi bilemedim. “Biraz kafasını dinlemesi gerekiyormuş,” dedim yalan söyleyerek.

O gece Elif yanıma sokuldu:

“Anne, sen hasta mısın?”

Başımı salladım. “Evet kızım, biraz hastayım ama iyileşeceğim.”

Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Ben sana yardım ederim anne,” dedi ve sarıldı bana.

O an içimde bir güç hissettim. Belki de Murat’sız daha güçlü olacaktım.

Günler geçtikçe mahallede dedikodular başladı. Komşular kapımı çalıp geçmiş olsun derken gözlerinde acıma vardı. Biri fısıldadı:

“Murat da hemen bırakıp gitmiş kadını…”

Kulağıma gelen her laf içimi daha da acıttı ama bir yandan da inatla ayakta kalmaya çalıştım. Çocuklar için yemek yaptım, evimi temizledim, hastaneye tek başıma gidip geldim.

Bir gün eski arkadaşım Ayşe aradı:

“Zeynep, seninle gurur duyuyorum. Senin gibi güçlü kadın az bulunur.”

O an ağlamamak için kendimi zor tuttum.

Ama geceleri yalnız kalınca korkularım geri geliyordu: Ya ölürsem? Ya çocuklarım annesiz kalırsa? Ya Murat çocukları da alıp giderse?

Bir gece Elif’in odasında dua ederken yakaladım kendimi:

“Allah’ım, bana güç ver… Çocuklarımı bırakma.”

Tedaviler ağırdı; saçlarım dökülmeye başladı. Aynada kendime baktığımda tanıyamıyordum artık o kadını. Ama Elif ve oğlum Emre her akşam yanıma gelip sarılıyorlardı.

Bir gün kapı çaldı; Murat gelmişti. Gözleri doluydu.

“Zeynep… Ben hata yaptım,” dedi sessizce.

O an içimde bir öfke kabardı:

“Hata mı yaptın? Ben burada ölümle savaşırken sen neredeydin Murat?”

Başını eğdi:

“Korktum… Yalnız kalmak istemedim.”

Güldüm acı acı:

“Ben de yalnız kaldım Murat! Ama kaçmadım!”

O an anladım ki artık ona ihtiyacım yoktu.

Murat gitmek istediğinde çocuklar arkasından bakmadı bile.

Aylar geçti… Tedaviler bittiğinde doktorum gülümsedi:

“Tebrikler Zeynep Hanım, savaşı kazandınız.”

O an gözyaşlarımı tutamadım.

Şimdi mutfakta oturup çayımı içerken düşünüyorum: Hayat bazen en büyük darbeyi en yakınından vuruyor insana. Ama insan en çok da o zaman güçleniyor.

Siz olsaydınız ne yapardınız? En yakınınız sizi terk ettiğinde yeniden ayağa kalkabilir miydiniz?