Gölge Altında: Sevgi ve Manipülasyonun Hikayesi

— Zeynep, yine getirmiş… Hem de bu sefer koca bir tencere! — dedi eşim Mehmet, mutfağın kapısında durup başını kaşıyarak.

O an elimdeki soğanı doğramayı bıraktım. İçimde bir öfke dalgası yükseldi. Annem değil, kayınvalidemdi bu; her gelişinde ya bir tencere, ya bir tabak, ya da başka bir şey getirip sonra da lafını esirgemeyen o kadın.

— Ne varmış tencerede? — dedim, sesimi alçaltmaya çalışarak.

— İtalyanmış, paslanmaz çelikmiş… “Benim gelinim böyle ucuz şeylerle yemek yapamaz,” dedi. Bir de bana bakıp, “Senin annenin mutfağına benzemesin burası,” diye ekledi.

Mehmet’in gözleri yere kaydı. O an anladım ki, yine arada kalmıştı. Ama ben de arada kalmıştım; hem eşimle aramda, hem de kayınvalidemin gölgesinde.

Küçük bir Anadolu kasabasında yaşıyorduk. Herkes birbirini tanır, herkesin derdi aynı kahvede konuşulurdu. Benim derdim ise evimin içinde büyüyordu. Kayınvalidem Fatma Hanım, evlendiğimiz günden beri üzerimde bir gölge gibi dolaşıyordu. Her işime karışır, her yemeğime laf ederdi. “Sen daha çorba yapmayı bile bilmiyorsun Zeynep,” derdi bazen. Oysa annemden öğrendiğim tariflerle Mehmet’in en sevdiği yemekleri yapardım.

Bir gün, yine akşam yemeği için sofrayı kurarken Fatma Hanım ansızın kapıdan girdi. Elinde büyükçe bir poşet vardı.

— Bunları pazardan aldım, senin gibi gençler anlamaz sebzenin iyisinden — dedi, poşeti masaya bırakırken.

— Teşekkür ederim Fatma Hanım, ama dün de alışveriş yapmıştım — dedim kibarca.

— Senin aldıklarınla olmaz o işler kızım. Bak, domatesin kokusundan anlarsın tazeliğini. Senin annen sana öğretmemiş mi bunları?

Mehmet o sırada televizyonun sesini açtı. Belli ki tartışmaya girmek istemiyordu. Ben ise içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışıyordum. O gece yemek boyunca Fatma Hanım’ın eleştirileri bitmedi. “Pilav biraz lapa olmuş,” dediğinde gözlerim doldu ama belli etmedim.

O gece yatakta Mehmet’e döndüm:

— Mehmet, ben bu şekilde devam edemem. Annenin her lafı içimi acıtıyor. Sen de hiçbir şey demiyorsun.

Mehmet derin bir iç çekti:

— Zeynep, annem işte… Yaşlı kadın, alışkanlıkları var. Boşver takılma.

Ama ben takılıyordum. Her gün biraz daha içime kapanıyor, kendimi değersiz hissediyordum. Sabahları aynaya bakınca gözlerimin altındaki morluklar artıyordu.

Bir sabah annem aradı:

— Kızım iyi misin? Sesin solgun geliyor.

— İyiyim anne, sadece biraz yorgunum.

Ama annem anladı. “Bak kızım, kimseye kendini ezdirme,” dedi. O an ağlamamak için kendimi zor tuttum.

Bir hafta sonra Fatma Hanım yine geldi. Bu sefer yanında komşusu Şerife Teyze de vardı. Sofrada otururken Şerife Teyze:

— Zeynep kızım, senin yemeklerin çok güzelmiş ama Fatma abla biraz serttir biliyorsun — dedi gülerek.

Fatma Hanım hemen atıldı:

— Yok canım, ben gelinimi çok severim ama gençler işte… Her şeyi bilmiyorlar tabii.

O an içimde bir şey koptu. Sanki yıllardır biriktirdiğim tüm kırgınlıklar dilime dolandı:

— Fatma Hanım, ben elimden geleni yapıyorum. Her gün sizin için en iyisini hazırlamaya çalışıyorum ama ne yapsam yaranamıyorum. Lütfen bana biraz güvenin.

O an masada bir sessizlik oldu. Mehmet şaşkınlıkla bana baktı. Fatma Hanım’ın yüzü asıldı:

— Demek öyle… Ben sana yardım etmeyeyim mi yani?

— Yardım değil Fatma Hanım, biraz huzur istiyorum sadece.

Şerife Teyze konuyu değiştirmeye çalıştı ama artık olan olmuştu. O akşam Fatma Hanım erkenden kalkıp gitti.

Mehmet bana döndü:

— Keşke böyle söylemeseydin Zeynep…

— Mehmet, ben artık dayanamıyorum! Sen de beni anlamıyorsun! — dedim ve ağlamaya başladım.

O gece ilk defa Mehmet’le ciddi bir kavga ettik. O bana annesini savundu, ben ise kendi sınırlarımı korumaya çalıştım. Ertesi gün Mehmet işe giderken kapıda durdu:

— Zeynep, annemle aranı düzeltmeye çalış lütfen.

Ama ben artık kendimi düşünmek istiyordum. Annemi aradım ve ona her şeyi anlattım. Annem bana cesaret verdi:

— Kızım, bazen insan kendi sınırlarını çizmek zorunda kalır. Yoksa kimse seni anlamaz.

O günden sonra Fatma Hanım’ın getirdiği tencereleri kabul etmedim. Alışveriş poşetlerini geri verdim. Mehmet başta çok kızdı ama zamanla alıştı. Evdeki huzur yavaş yavaş geri geldi.

Şimdi bazen aynaya bakınca kendimi daha güçlü hissediyorum. Ama hâlâ aklımda şu soru var: Bir kadının kendi evinde huzur bulması neden bu kadar zor olmalı? Sizce de bazen ailedeki sevgiden çok manipülasyon mu ağır basıyor?