Sadece Bir Anne: Hayallerim ve Gerçeklerim Arasında
“Anne, neden hep üzgünsün?” Elif’in sesi, mutfağın sessizliğini böldü. Elimdeki bıçağı tezgâha bıraktım, gözlerim doldu. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim her şeyin ağırlığı omuzlarıma çöktü. “Üzgün değilim kızım, sadece biraz yorgunum,” dedim ama sesim titredi. Elif gözlerini kaçırdı, Mert ise televizyonun karşısında cipsini çıtırdatmaya devam etti.
Sabahları saat altıda kalkıyorum. Elif’in ve Mert’in kahvaltılarını hazırlıyorum, çantalarını kontrol ediyorum. Onlar okula gidince ben de işe koşuyorum; bir muhasebe ofisinde çalışıyorum. Akşam eve döndüğümde ise yemek, ödev kontrolü, çamaşır derken gün bitiyor. Bazen aynada kendime bakınca, kim olduğumu unutmuş gibi hissediyorum. Sadece bir anne… Ne kadın, ne insan; sadece çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayan bir makine.
Eşim Serkan’la evliliğimizin ilk yıllarında hayallerim vardı. Üniversitede okurken tiyatroya gitmeyi, kitap okumayı, arkadaşlarımla uzun uzun sohbet etmeyi severdim. Serkan’la tanışınca her şey değişti. “Aile olacağız, çocuklarımız olacak,” dediğinde gözlerim parlamıştı. Ama kimse bana anneliğin bu kadar yalnız ve yorucu olacağını söylememişti.
Bir akşam Serkan işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Yine mi makarna? Başka bir şey yok mu evde?” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. “Serkan, çalışıyorum, çocuklarla ilgileniyorum, evin her işiyle ben uğraşıyorum. Biraz yardım etsen olmaz mı?” diye bağırdım. O ise omuz silkti: “Ben de bütün gün çalışıyorum, biraz da sen idare et.”
O gece Elif odama geldi. “Anne, babamla neden kavga ettiniz?” diye sordu. Sarıldım ona, gözyaşlarımı saklamaya çalıştım. “Bazen büyükler de yorulur kızım,” dedim. Ama içimdeki fırtına dinmedi.
Bir gün işyerinde yeni gelen stajyer Derya ile öğle yemeği yedik. Derya benden on yaş küçük, hayat dolu biriydi. “Ayşe abla, sen hiç kendin için bir şey yapıyor musun?” diye sorduğunda donup kaldım. Ne zamandır kendim için hiçbir şey yapmadığımı fark ettim. En son ne zaman kitap okudum? En son ne zaman bir kahve içip sadece gökyüzüne bakarak hayal kurdum? Hatırlamıyordum bile.
O akşam eve dönerken parkta oturdum. Telefonumu sessize aldım, gözlerimi kapattım. Çocuklarımın kahkahalarını, Serkan’ın sesini duymadığım bir on dakika… O kadar huzurluydu ki ağladım. Sonra suçluluk duygusu sardı içimi; anneler ağlamazdı, anneler güçlü olurdu.
Bir hafta sonra Elif’in doğum günüydü. Ona sürpriz yapmak için pastasını kendi ellerimle yaptım. Elif pastayı görünce sarıldı bana: “Sen dünyanın en iyi annesisin!” dedi. O an kalbim ısındı ama hemen ardından içimde bir boşluk hissettim; ben sadece iyi bir anne miydim? Başka hiçbir şey miydim?
Bir gece Serkan’la konuşmaya karar verdim. “Serkan, ben çok yoruldum,” dedim. “Biraz da kendim için bir şeyler yapmak istiyorum.” O ise alaycı bir şekilde güldü: “Ne yapacaksın ki? Tiyatroya mı gideceksin? O işler gençlikte kaldı Ayşe.”
O an anladım ki, bu evde benim hayallerime yer yoktu. Ama ya ben? Benim de yaşamaya hakkım yok muydu?
Ertesi gün iş çıkışı Derya ile kafede buluştuk. Ona her şeyi anlattım; hayallerimi, yorgunluğumu, yalnızlığımı… Derya elimi tuttu: “Ayşe abla, sen sadece anne değilsin. Sen de bir insansın! Hayatını çocuklarına adaman güzel ama kendini unutursan onlar da seni unuturlar.”
O gece uzun uzun düşündüm. Çocuklar büyüyordu; Elif artık kendi kararlarını almaya başlamıştı bile. Mert ise odasına kapanıp oyun oynuyordu çoğu zaman. Ben ise hâlâ onların peşinde koşturuyordum; kendimi unutarak…
Bir sabah Elif kahvaltıda bana baktı: “Anne, senin hiç arkadaşın yok mu? Hiç dışarı çıkmıyorsun.” Gülümsedim: “Vardı kızım, ama şimdi herkes kendi hayatında.” Elif başını eğdi: “Sen de kendi hayatını yaşa anne… Biz büyüyoruz artık.”
O gün işe giderken karar verdim; haftada bir gün sadece kendime ayıracaktım. İlk başta Serkan karşı çıktı: “Evde iş var, çocuklar var!” Ama bu kez geri adım atmadım: “Bir gün de sen ilgilenirsin Serkan! Ben de insanım!”
İlk başlarda suçluluk duydum; parkta yürüyüş yaparken ya da kafede tek başıma otururken sürekli eve dönmek istedim. Ama zamanla alıştım; kendime vakit ayırmanın ne kadar değerli olduğunu fark ettim.
Bir akşam Elif yanıma geldi: “Anne, bugün çok mutlu görünüyorsun,” dedi. Gülümsedim: “Evet kızım, çünkü biraz da olsa kendime vakit ayırdım.” Elif sarıldı bana: “Sen mutlu olunca biz de mutlu oluyoruz anne…”
Şimdi hâlâ her sabah erken kalkıyorum, çocuklarımın kahvaltısını hazırlıyorum ama artık haftada bir gün kendime ait bir dünyam var. Kitap okuyorum, yürüyüş yapıyorum, bazen eski arkadaşlarımla buluşuyorum.
Bazen düşünüyorum; neden toplumda anneler sadece anne olmak zorunda? Neden kadınların hayalleri hep erteleniyor? Ben sadece anne miyim? Yoksa kendi hayatını yaşamaya hakkı olan bir kadın mıyım?
Sizce anneler sadece çocukları için mi yaşamalı? Yoksa biraz da olsa kendi hayallerinin peşinden gitmeli mi?