Fırtınalı Bir Gecede Başlayan Yolculuk: Kayıp Bir Çocukluğun Ardından

“Anne, neden hep banyoya saklanıyoruz? Diğer odalar daha büyük, neden orası?” diye sordum, sesim titriyordu. Annem kollarını daha da sıkı sardı bana, gözleri cam gibi parlıyordu karanlıkta. “Çünkü burası en güvenli yer, yavrum,” dedi ama sesi sanki başka bir şey anlatıyordu. O an, dışarıda gök gürültüsüyle birlikte evin camları zangırdadı. Annemin elleri titredi, ben de onun korkusunu içime çekip sustum.

O gece, fırtına bitene kadar banyoda kaldık. Annem bir ara sessizce ağladı. Küçüktüm ama o gözyaşlarının sadece gök gürültüsünden olmadığını hissettim. Babam yine yoktu. Zaten çoğu gece yoktu. Annem hep “İşi var, geç gelecek,” derdi ama ben onun yalan söylediğini biliyordum. Çünkü babamın işi yoktu; işsizdi. Mahallede herkes konuşurdu: “Yusuf yine kahvede sabahladı,” derlerdi. Annem ise her seferinde başını öne eğer, kimseyle göz göze gelmezdi.

Bir sabah, fırtınadan sonra, annem bana kahvaltı hazırlarken birden yere çöktü ve başını ellerinin arasına aldı. “Ne olacak bizim halimiz?” diye mırıldandı. O an içimde bir şey kırıldı. Koştum yanına, sarıldım. “Anne, ben büyüyünce seni koruyacağım,” dedim. Gülümsedi ama gözlerinde umut yerine keder vardı.

Okulda da kolay değildi hayatım. Arkadaşlarımın babaları onları okula bırakırdı, benimse babam ya uyurdu ya da evde bile olmazdı. Bir gün öğretmenimiz, “Baban ne iş yapıyor?” diye sorduğunda, yutkundum ve “İş arıyor,” dedim. Sınıfta bir sessizlik oldu, sonra birkaç çocuk kıkırdadı. O gün eve dönerken ayaklarım yere daha ağır basıyordu.

Bir akşam babam eve sarhoş geldi. Annemle mutfakta tartışmaya başladılar. Kapının aralığından izledim. Babam bağırıyordu: “Ben de insanım! Herkes gibi yaşamak istiyorum!” Annem ise ağlıyordu: “Biz de insanız Yusuf! Çocuğun önünde rezil olduk!” Babam bir anda sustu, bana baktı. Göz göze geldik. O an içimde bir korku büyüdü; babamdan değil, ailemin dağılmasından korktum.

O geceden sonra babam birkaç gün ortadan kayboldu. Annem perişandı. Komşular yardım etti; biri yemek getirdi, biri bana okul harçlığı verdi. Ama annem her seferinde teşekkür edip kapıyı kapattıktan sonra ağladı. Ben de onunla birlikte sessizce ağladım.

Bir gün okuldan dönerken mahalledeki çocuklar bana takıldı: “Senin baban yine kahvede mi?” dediler. Koşarak eve gittim, kapıyı çarptım ve odama kapandım. Annem geldi, kapıyı tıklattı: “Oğlum, açar mısın?” Açmadım. O gece ilk defa anneme kızdım; neden bu kadar güçsüzdü? Neden babamı tutup getiremiyordu? Neden herkesin ailesi tamdı da bizimki eksikti?

Yıllar geçti, ben büyüdüm ama içimdeki o eksiklik hiç dolmadı. Liseye başladığımda babam tamamen kayboldu hayatımızdan. Annem çalışmaya başladı; sabahları temizlik işine giderdi, akşamları yorgun dönerdi eve. Ben de okuldan sonra markette çalıştım. Her akşam sofrada iki tabak olurdu; üçüncüsü hep boş kalırdı.

Bir gün annem hastalandı; grip sandık ama geçmedi. Doktora gittik, “Stres ve yorgunluk,” dedi doktor. Annem bana bakıp gülümsedi: “Merak etme oğlum, iyiyim.” Ama ben onun iyi olmadığını biliyordum.

Üniversite sınavına hazırlandığım yıl annem daha da kötüleşti. Bir gece ateşi çıktı, hastaneye götürdüm. Doktorlar yatırmamızı istedi. O gece hastane koridorunda otururken içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Babamı aradım; açmadı. Mesaj attım: “Annem hastanede.” Cevap gelmedi.

Sabaha karşı annemin yanına girdim; uyanıktı, elimi tuttu: “Sen güçlü olacaksın oğlum,” dedi. O an ağlamamak için kendimi zor tuttum.

Annem iyileşti ama eskisi gibi olamadı hiç. Ben üniversiteyi kazandım; İstanbul’a gittim. Annemi geride bırakmak zorunda kaldım ama her hafta sonu aradım onu. İstanbul’da hayat daha zordu; yalnızlık başka bir şekilde çöktü üstüme.

Bir gün üniversitede bir arkadaşım bana sordu: “Ailen nasıl?” Yutkundum; “Annem iyi,” dedim sadece. Babamdan hiç bahsetmedim.

Yıllar sonra mezun oldum, işe girdim ve annemi yanıma aldım İstanbul’a. Bir akşam balkonda otururken bana döndü: “Babanı affedebilecek misin?” dedi sessizce. Uzun süre sustum; cevap veremedim.

Şimdi otuz yaşındayım ve hâlâ o banyoda annemin kollarında hissettiğim korkuyu unutamıyorum. Babamdan kalan boşluk hâlâ içimde bir yerlerde sızlıyor.

Bazen düşünüyorum: Bir aileyi asıl ne ayakta tutar? Sevgi mi, sabır mı yoksa sadece birlikte kalabilmek mi? Sizce hangisi?