Bir Dilim Umut: Mutfakta Yenen Savaş
“Zeynep! Yine mi zeytinyağlı yulafla uğraşıyorsun? Dökeceksin yine her tarafı, bak demedi deme!” Annemin sesi, mutfağın rutubetli tavanında yankılanıyordu. Bir yandan tencere kapağını kapatıyor, bir yandan da ocakta kaynayan çayın altını kısıyordu. Kızgınlığı, gözlerinin kahverengi çerçevesinde netleşen çizgilerle daha da belirginleşiyordu. Ama ben, 23 yaşında, hâlâ annesinden azar işiten ve hayatının kontrolünü bir türlü eline alamamış biri olarak, o gün mutfağın köşesinde dikilip ona bakarken, kendime daha fazla kızgındım.
“Anne, bir dene işte ya. Bak geçen gün Serap’ın gönderdiği tarife benziyor. Hem yarım paket bisküviyi bir oturuşta yiyip ardından pişman olmaktan daha iyidir.” Sesim titriyordu. Hem kendimi savunuyor, hem de annemin bana bir gülümseme armağan etmesini umut ediyordum. Annemse yüzüme küçümseyerek baktı, “Serap kim? O senin gibi çift kat gömlek giyiyor mu?” dedi. O an tekrar çocukluğuma döndüm; ilkokulda beden eğitimi derslerinde her koşturmada üzerimdeki fazla kilolar sanki herkesin dalga konusu olurdu. Şimdi ise kendi birikimimi, kendimle verdiğim bu savaşı gören yoktu. Bazen keşke kendimi anlatmaya çalışmaktan vazgeçip, o herkesin aldığı gibi bir ekmek arası salam yesem diye düşünüyordum.
O günün sabahıysa her zamankinden farklıydı. Dün akşam okuldan, “Bursunuz kesildi” maili gelmişti. Ardından babamın, “Bir iş bulamadın gitti. Şu göbeği biraz erit de güven gelsin sana,” demesiyle tüm özgüvenimi kaybetmiştim. O yüzden, kendimi mutfağa kapatıp, muzları ezmek bana terapi gibi gelmişti. Her bir muz tanesini çatalla ezdiğimde hissettiğim öfke ve umutsuzluğu, hamurun içinde yok ediyordum sanki.
İlk barı fırından çıkarırken, pencereden içeri giren sabah güneşi tezgaha vurdu. “Allah’ım, küçük bir mucize olsun ne olur,” diye geçirdim içimden. Annem, elinde alışveriş poşetiyle kapıdan seslendi: “Zeynep, bana bak, bacakların biraz küçülürse konuşuruz o tariflerini!” İşte o an içim yandı. İçimden, “Hiçbir zaman tam anlamıyla sevilmeyecek miyim ben?” diye geçirdim. Bana güvenilmelerini, bana inanmalarını istiyordum sadece. Birkaç kilo fazlalığım, hayallerimden vazgeçmem için yeterli sebep mi olmalıydı? Kendimi aynada izlerken, gözyaşlarım yanaklarımdan akıp gidiyordu.
Akşam, Serap bana mesaj attı: “Kız, fırında barların resmini at!” Serap çocukluk arkadaşım; mahalledeki tek sırdaşım. Ona fotoğraf atarken parmağım titredi, “Bence annem yiyecek gibi değil ama ben denedim. Kokusu efsane” diye yazdım. Birkaç dakika sonra gelen cevap, bana yeniden güç verdi: “Onların boğazına takılsın dertleri kızım. Sen elinden geleni yap, sonra hepsi bakacak, ‘Nasıl başardın?’ diye soracak.” O an içimde bir ışık yandı. Belki de bu mücadele sadece bana karşı değil, herkese olmuştu. Ama onlar susacak, ben işin içinden çıkacaktım.
O gece odamda, dolabın aynasına kendime bir söz verdim: “Kimseye kendini kanıtlamak zorunda değilsin Zeynep. Ama bu hikâyenin başrolü sensin.” Uyumadan önce son bir barı daha yedim, üzerine limonlu su hazırladım. O barın lezzetini kimsenin anlamadığını, ama bana her lokmada biraz daha umut verdiğini hissettim.
Ertesi gün, babam işten erkenden geldi. Annemle mutfakta fısıldaşıp bana bakıyorlardı. “Zeynep, bu işlerle kafanı bozmuşsun. Bari YouTube’a falan video çek de millet izlesin, belki iş olur,” diye laf attı. Annemin de kaşları çatılıydı, “Zeynep’in takipçisi mi var ki?” diye söylendi. Aslında bu cümlelerin ardında, “Kızım beceriksizsin,” mesajı gizliydi. O kadar incindim ki, mutfağa girip dolabı açtım, boğazıma düğümlenen ağlamaları saklamak için bir kaç yudum süt içtim. Süt boğazımdan zor geçerken, “Olsa olsa beni böyle sustururlar işte,” dedim içimden. Ama ayakta kalmak zorundaydım.
Bir hafta boyunca sabırla bar yaptım, fotoğraflarını çekip Serap’a attım. Her gün tartıldım, her barın ardından iyi hissettim. Bir sabah, alışveriş için bakkala indiğimde, mahalledeki çocuklardan biri yanıma yaklaşdı: “Abla, bizim annem barını denedi; çok güzel olmuş. Sen mi uydurdun tarifi?” Yüzüm kızardı, “Ben biraz değiştirdim sadece,” dedim. O an, mahallede küçük bir umut oldum galiba; bar tarifi yayılmıştı. Akşam, annem elinde bir tabak barla koltuğuna yayılmış. “Fena değilmiş. Belki biraz kestaneli falan yapsan daha güzel olur,” dedi. Bu, ondan duyduğum ilk takdirdi.
Ama asıl savaş, kendi içimdeydi. Tartıdaki rakamlar yavaşça azalırken, odamın aynasında da bir parça daha Zeynep belirdi. “Kendi yolunu açan bir Zeynep,” dedim aynaya her bakışımda. Sonunda, YouTube’da kendi kanalımı açmaya karar verdim. İlk videoda heyecandan kelimelerim birbirine dolandı. “Selam, ben Zeynep, bugün sizinle muzlu yulaf bar yapacağız. Bu bar, benim hayatımın dönüm noktası oldu,” dedim ve gülümsedim. Kısa sürede yorumlar gelmeye başladı: “Abla ben de anneme yaptıramıyordum, sayende başladım.” İşte o an, yalnız olmadığımı hissettim.
Kanalımda sadece tarif paylaşmıyor, hayatımı da paylaşıyordum. “Bursum kesildi, moralim bozuldu ama yeniden ayağa kalktım” dedim. Bir takipçim, “Seninle aynı şeyleri yaşadım, kocam bile inanmıyordu bana,” diye yazdı. O zaman fark ettim gücümü: Bana inanmayan ailem değil, benmişim! Ben kendime inandıkça, ailem de yavaş yavaş peşimden gelmeye başladı.
Aylar geçti. Haftada bir gün annemle bar yapmak artık bir alışkanlık oldu. Şimdi, sabahları marketten ekmek yerine, yulaf ve muz alışverişi yapıyoruz. Birlikte güldüğümüz, “Bak şu barın kenarı biraz fazla kızarmış, benim gibi inatçı işte!” diye birbirimizi ti’ye aldığımız günler geldi çattı. Annem arada, “Senin şu barlar moda oldu Zeynep!” derken, gülümsemesiyle gözlerini kaçırıyor.
Babam ise bambaşka biri oldu. Bir akşam, bahçede otururken yanıma gelip, “Zeynep, kadınlar çok güçlü oluyor bazen. Sen çok dayanıklısın, ben çocukken böyle biri olamazdım,” dedi. O an ona sarıldım. İçimde, barlarım kadar yumuşak bir huzur yayıldı. Hayat ne garip, dedim. Bir mucize bazen bir dilimle başlar. Hayallerinizi küçümseyenlere inat, siz büyük düşünün. Hiçbir şey umutsuzluğun adı olmamalı. Bazen başkaları için bir şey ifade etmese de, kendi hayatınızın başrolü sizsiniz.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç küçücük bir değişimin, tüm aileyi ve kendi bedeninizi dönüştürdüğüne şahit oldunuz mu? Bir dilim umut, sizi de ayağa kaldırabilir mi?