Bir Annenin Gölgesinde: Aşkın ve Ailenin Sınavı
“Ne olur, lütfen bu sefer de bir kusur bulma anne…” Emre’nin sesi, apartman boşluğunda yankılandı. Kapının önünde, elimde titreyen çiçeklerle beklerken, içimdeki korku büyüyordu. İstanbul’un eski semtlerinden birinde, Emre’nin çocukluğunun geçtiği bu apartmanın önünde, hayatımın en önemli sınavına girmek üzereydim. Annem her zaman, “Bir kadının en büyük rakibi bazen kayınvalidesidir,” derdi. O an, bu sözün ne kadar doğru olduğunu iliklerime kadar hissediyordum.
Emre kapıyı çaldı. İçeriden gelen ayak sesleri, kalbimin ritmini hızlandırdı. Kapı açıldı; karşımda sert bakışlı, ince dudaklı, başörtüsünü özenle bağlamış bir kadın duruyordu. Emre’nin annesi, Gülseren Hanım. Gözleri beni baştan aşağı süzdü. “Hoş geldiniz,” dedi ama sesi soğuktu. Elimdeki çiçekleri uzattım, “Sizin için aldım,” dedim. Çiçekleri aldı ama yüzünde en ufak bir tebessüm yoktu. “Ne zahmet ettin kızım,” dedi, ama sesinde bir sitem vardı.
Salona geçtik. Duvarlarda eski aile fotoğrafları, vitrinlerde porselen takımlar… Her şey düzenliydi ama havada bir gerginlik vardı. Emre yanımda otururken elimi tuttu, ama annesi hemen fark etti ve bakışlarıyla bizi ayırdı. “Emre, mutfağa gel de bana yardım et,” dedi. Emre gönülsüzce kalktı. İkimiz yalnız kaldık.
Gülseren Hanım bana döndü: “Senin ailen ne iş yapar?” diye sordu. Sesinde sorgulayan bir ton vardı. “Babam emekli öğretmen, annem ev hanımı,” dedim. Başını salladı. “Bizim ailede herkes çalışkandır, kolay kolay kimseye güvenmem,” dedi. İçimde bir şeyler kırıldı. O an anladım ki, bu kadın beni asla kabullenmeyecek.
Emre mutfaktan döndüğünde gözleriyle bana cesaret vermeye çalıştı. Ama Gülseren Hanım’ın bakışları her şeyi gölgeliyordu. Akşam yemeğinde konu evlilikten açıldı. “Düğünü nerede yapacaksınız?” diye sordu Gülseren Hanım. Emre hemen atıldı: “Anne, sade bir nikah düşünüyoruz.” Kadıncağız kaşlarını çattı: “Bizim mahallede öyle sessiz sedasız düğün olmaz. Herkesin gözü üzerimizde.”
O gece eve dönerken Emre’nin elini tuttum: “Beni istemiyor, hissediyorum.” Emre sustu. “Zamanla alışır,” dedi ama sesinde umut yoktu.
Aylar geçti. Düğün hazırlıkları sırasında Gülseren Hanım her şeye karıştı. Gelinlik seçerken yanımızda olmak istedi; beğendiğim hiçbir modeli onaylamadı. “Bizim ailede böyle açık gelinlik giyilmez,” dedi. Ev tutarken bile sürekli arayıp müdahale etti: “O semtte oturulmaz, komşuları iyi değildir.”
Bir akşam Emre’yle tartıştık. “Annen her şeye karışıyor, ben bu şekilde mutlu olamam,” dedim. Emre başını eğdi: “O benim annem… Onu üzmek istemiyorum.” O an anladım ki, aramızda görünmez bir duvar vardı; adı ‘anne’ydi.
Düğün günü geldiğinde bile Gülseren Hanım’ın yüzü asıktı. Nikah masasında bana bakmadı bile. Fotoğraf çekiminde yanımıza yaklaşmadı. O gece eve döndüğümüzde içimde büyük bir boşluk vardı.
Evliliğimizin ilk aylarında her şey daha da zorlaştı. Gülseren Hanım neredeyse her gün arıyor, evimize habersiz geliyordu. Temizlikten yemeğe kadar her şeye karışıyordu. Bir gün mutfağa girdiğimde beni eleştirirken yakaladım: “Sen böyle yemek mi yaparsın? Emre çocukluğundan beri böyle şeyler yemez.”
Emre’ye söyledim: “Annenin bu tavırlarına daha ne kadar dayanacağız?” Emre sessiz kaldı. Bir gece kavga ettik; Emre ilk kez bana bağırdı: “Annemin kalbini kırmak istemiyorum!” O an gözyaşlarımı tutamadım.
Aylar geçtikçe evliliğimiz çatırdamaya başladı. Her tartışmamızda Gülseren Hanım aramıza giriyor, Emre’yi bana karşı dolduruyordu. Bir gün annesinin evine gittiğinde geri dönmedi; sabaha kadar bekledim. Sabah geldiğinde gözleri şişmişti: “Annem hasta olmuş, yanında kalmam gerekiyordu,” dedi ama biliyordum ki bu sadece bir bahaneydi.
Bir sabah annem aradı: “Kızım, mutlu musun?” Sustukça içimdeki acı büyüdü. Anneme yalan söylemek istemedim: “Anne, bazen insan en çok sevdikleriyle sınanırmış.”
Bir gün Gülseren Hanım beni aradı: “Senin yüzünden oğlum bana yabancılaştı,” dedi. O an içimdeki tüm umutlar söndü.
Emre’yle konuşmaya karar verdim: “Ya birlikte yeni bir sayfa açarız ya da bu evlilik burada biter.” Emre gözlerimin içine baktı: “Seni seviyorum ama annemi bırakamam.”
O gece valizimi topladım ve annemin evine döndüm.
Şimdi geceleri pencereden dışarı bakarken kendime soruyorum: Bir annenin sevgisiyle bir kadının aşkı arasında kalan erkekler neden hep susar? Ve biz kadınlar… Ne zaman kendi mutluluğumuz için savaşmayı öğreniriz?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz adam için nereye kadar mücadele ederdiniz?