Kilerde Bulduğum Günlük: Evliliğimin Sessiz Çöküşü

“Bir insanın hayatını değiştiren şey, çoğu zaman basit bir tesadüftür,” diye geçirdim içimden, ellerim eski sandığın kilidinde gezinirken. O gün tam da sıradan bir cumartesi gibiydi, sabah Murat’la mutfakta çay içmiş, ardından ben temizlik yapmak için kilerdeki fazlalıkları boşaltmaya karar vermiştim. Kiler soğuktu, tozlu ve nemliydi. Annemden kalan eski bakır sahanlar, Murat’ın askerlik anı kutusu, çocuklarımız için biriktirdiğimiz eski oyuncaklar… Ama en köşede, üzerine zamanın izini bırakmış kırık bir sandık vardı. İçimden bir ses, açmamı söyledi. Sandığı açınca bir defter dikkatimi çekti: ince siyah sırtlı, ucuz, üzerinde silik harflerle “M.K.” yazılı bir günlüğe benziyordu. Murat’ın çocukluğundan kalma bir şey sandım önce, sonra yaprağını açtım.

İlk sayfa: 12 Mart 2007. Mavi bir kalemle yazılmış cümleleri okudukça içimde bir ürperti hissettim. “Hayatımın en zor kararlarını verirken, kimse bana ne hissettiğimi sormuyor. Ben bile bazen kendime sormuyorum.” Günlük Murat’ın kendi el yazısıydı. Ama içeriği… Satırlar ilerledikçe yabancı hissetmeye başladım. Sanki yanımda oturan, her sabah yüzüne baktığım adam değil de başka birinin iç sesiyle konuşuyordu. “Yalnızım,” yazmış. “Evlilik soğuk bir tavan gibi üzerime çöküyor ama kimse anlamıyor. Bakalım ben ne kadar daha dayanabileceğim?”

Boğazımda düğümlenen ağrıyla bir sonraki tarihe atladım. “Nisan 2008: Tuğba ile ilk ciddi tartışmamız. Gözlerindeki kırgınlık hâlâ aklımda. O an ayrılmak istedim, ama karar veremedim.” Tuğba benim ismim. O an ellerim titremeye başladı. Bir yandan kızgınlık, bir yandan merak. Acaba sonra ne yazmış? Acaba beni hâlâ seviyor mu? Yoksa yıllardır fark etmeden birbirimize yabancı mı olduk?

Her sayfa bir yara gibiydi, satırlar delik deşik. “Hatalı mıyım bilmiyorum. Kimi zaman, başka bir hayatım olsaydı diye düşünüyorum. Tuğba mutlu mu gerçekten benimle?” Günlük boyunca aklıma gelmeyen şüpheler, korkular ve anılar canlandı. Son zamanlarda neden bu kadar uzak davrandığını, neden artık birlikte bir şey yapmak istemediğini, akşamları sessizce çalışmaya kapandığını, telefonuna gelen mesajları neden hep masa altında okuduğunu…

Göz göze geldiğimiz o son kavga günü aklıma geldi: “Tuğba, neden bu kadar kırıcı olabiliyorsun?” demişti bana. Oysa ben de yalnızım, ben de mücadele ediyorum, kimse bilmiyor. Ama ya Murat, ya o daha fazlasını saklıyorsa? Defterin yarısına gelmişken, bir sayfada şu notu buldum: “Yıldızlar altında yürüyüşe çıkma hayalim var ama hep yalnız yapıyorum bu yürüyüşleri. Tuğba ile paylaşmak istedim, cesaret edemedim. Aramızda ince bir çizgi var, bazen aşılamayacak gibi.”

İşte o an kalbim sıkıştı. Yıllar boyunca aşkımıza, kurduğumuz hayata güvenmiştim. Her şey olması gerektiği gibiydi sanki: çocuklarımız sağlıklı, evimiz sıcacık, arkadaşlarımızla gülüp eğleniyorduk. Ama defterdeki cümleler farklı bir hikâye anlatıyordu. Murat bana söylemediklerini deftere dökmüş, bana uzak ve kırgın bir adamı anlatıyordu.

Sayfalar arasında gezindikçe Murat’ın hayatının bana açılmamış odaları olduğunu fark ettim. Birbirimize anlattıklarımızdan çok daha fazlası vardı. “Aramızdaki bu uzaklık, yanlış anlaşmalar… Belki de ben, iyi bir eş olamadım,” yazmış bir sayfada, yanına koyu harflerle “unutma: kırık kalpleri tamir etmek zor” eklemişti.

Kelimeler boğazımda düğüm oldu. Yanı başımda uyuyan, sabah bana çay hazırlayan o adam, yıllardır içten içe yalnız mıydı? Peki ya ben? Duygularımı ben de bastırıyor, korkularımı hiç konuşmuyor muydum gerçekten? Aniden, yıllarca birlikte yaşadığım adamı hiç tanımamış olma ihtimaliyle yüzleşmek zorunda kaldım.

Defterin bir yerinde, “Nisan 2012: İşten geç dönüyorum. Tuğba yine üzgün bakıyor. Aramızda aşılmaz bir duvar var sanki. Ona ulaşmak için ne yapsam yetersiz geliyor. Bazen, hayatımda başka bir kadının varlığı olsa daha iyi mi olurdu diye düşünüyorum… Ama sonra vicdan azabı vuruyor. Bu düşünceler bile ihanettir.” Satırı okurken içimden bir parçanın koptuğunu hissettim. Murat, başka bir kadını mı düşünüyordu, yoksa sadece hayatındaki eksikliği kendi kendine mi sorguluyordu? Bir anda, kalbimin yarısı öfkeyle dolarken diğer yarısı hüzünle kırıldı. Ben de zaman zaman Murat’a karşı yabancı hissetmemiş miydim? Ben de bazen “her şey yolunda mı gerçekten?” diye sorgulamamış mıydım?

Saatlerce kilerde sessizce oturdum. Defteri elimde tutarken zamanın akışını unuttum. Kafamda binlerce soru, yüreğimde fırtınalar. Mutfağa çıkıp su almak istedim, ama yüzümü Murat’a göstermekten korktum. İçimden “Acaba o da benimle aynı utancı tekrar tekrar yaşıyor mu?” dedim. Akşam Murat eve erken geldi, yüzünde her zamanki yorgun tebessüm. Ama ben ona nasıl bakacağımı bilmiyordum artık. Onunla konuşmak, ona sormak istiyordum: “Murat, hala beni seviyor musun? Sana yetiyor muyum?”

O gece yatağa girerken gözlerim tavanda bir noktada donup kaldı. Murat yavaşça bana döndü: “Bir şeyin var, Tuğba. Anlatmak ister misin?” Sustum. O an içimden geçenleri, bulduğum günlüğü, hissettiklerimi anlatamazdım. Cesaret edemedim. Belki de onun gibi bende de söylenmeyen çok şey vardı içinde. Sabah gözümü açtığımda, içimdeki sorular daha da büyümüştü. “Yıllarca aynı yastığa baş koyduğumuz adamlar, aslında ne kadarını tanıyoruz? Ellerimizle kurduğumuz evler, sandığımız kadar güçlü mü gerçekten?”

O günden sonra günlük aklımdan hiç çıkmadı. Murat bana her zamanki gibi davrandı, ama ben her kelimesini sorguladım. Yemek yaparken ona bakışlarım değişti, çocuklarımıza göz kulak olurken arka planda bir ses bana “gözünü aç Tuğba!” dedi. Günlüğü ona gösterip hesap sormak istedim. Ancak hangi kelimelerle başlayacağımı, nereye varacağımı bilemedim. İçimde bir yerde hala “belki de bu sadece geçici bir duyguydu” diye kendimi teselli ettim. Ama satırlarda Murat’ın yalnızlığı, arayışı, pişmanlıkları ve korkuları apaçık oradaydı. Belki de en acımasız olanı, evlilik denilen şeyin iki kişinin birbirine tutunma mücadelesinde ne kadar zorlayıcı ve yalnız hissettirebileceğiydi.

En sonunda defteri yine sandığa geri koydum. Ama içimde büyüyen soru bitmedi: “Yeniden başlayabilir miyiz, yoksa bu kırık dökük duvarları onaramadan yollarımız mı ayrılacak?”

Belki de her evli çiftin gizli bir günlüğü vardır; peki ya siz, yanınızdaki insanı ne kadar tanıdığınıza eminsiniz?