Bir Doğum Günü Gecesinde Kırılan Hayaller
“Halina, içkiyi fazla mı kaçırdın, neden böylesin?” Vedat’ın sesi, masanın öteki ucunda birbirlerine laf yetiştiren iki adamın gürültüsüyle birleşip kafamın içinde yankılandı. Kafamı kaldırdım, gözlerim buz gibi sade kahverengiye çarpınca daha da yorgun hissettim. Karşımdaki Vedat’tı, on üç yıllık eşim, ama bana sanki yabancı bir adam gibi bakıyordu. O an başımı ellerimin arasına aldım ve gözlerimi dans eden misafirlere kaydırdım. Herkes koşturarak, kahkahalarla kutlama çabasında, suni bir neşe içinde hareket ediyordu. Müdürümüz Nihat Bey, altmış yaşına yeni girmişti ve sahnede, kollarını iki yana açıp solistin narin sesine ayak uyduruyordu. Masada Vedat’la ben, diğer köşede ise Mehmet ve Orhan; biri sakince kolunu masaya bırakarak uyukluyor, öteki ise boğuk bir öfkeyle tartışmaya girişmişti. Sanki burada değilmişim gibi, sohbetlerin dışındaydım ve nesnel bir kenardan izliyordum her şeyi; sanki üstüme oturmayan bir elbisenin içinde bocalıyor gibi.
Etrafımdaki neşeye inat, içimde tarifsiz bir sıkıntı vardı. Az önce tam dansa çıkacakken, Vedat’ın soğuk bakışlarını fark ettim ve ayağımı geri çektim. O, bunu görmezden gelip telefonu ile ilgilendi. Bir an için gözlerim Nihat Bey’e takıldı; özenle toplanmış saçları, özenli kestirilen bıyığı, gözlerinde hala genç ve özgüvenli bir parıltı. Kadınlar gölgelerinde ona hayranlıkla bakıyorlardı. Başka bir hayatımda, belki gençliğimde bana da böyle bakmışlardı. Şimdi ise, Vedat’ın yanında solan bir çiçek gibi hissediyordum.
“Halina, neden konuşmuyorsun? Şenlik var, hadi dans edelim,” dedi Vedat, yüksekçe bir tonda, zoraki neşeyle. İçimden ona bağırmak geldi: “Ne dansı Vedat? İçin için yanıyorum, duymuyor musun?” Ama ağzımdan sadece kısa bir cümle çıktı: “Yorgunum, sen git.”
O an Vedat’ın gözlerinde beliren o kırılgan, küskün çocuk oldu yine. Ama ne zaman ona yaklaşıp da bir şeyler anlatmaya çalışsam, ya sinirleniyor ya da alaycı bir gülümsemeyle geçiştiriyordu. Çoktan başka bir kadınla ilgilenmemeye başlamıştı; beni hayatındaki bir yük, sorumluluk olarak taşıyordu sanki. “Ben de gideyim bari şu müdür bey gibi dans edeyim, belki bir kadının ilgisini çekerim,” diye mırıldandı Vedat, sonra sandalyesini gıcırdatarak kalktı ve kalabalığa karıştı. İçimde ince bir acı hissettim ama görünürde umursamıyormuş gibi kaşığımı tabağımda döndürmeye devam ettim.
Bir zamanlar birbirimizi var gücümüzle seven iki gençtik. Annemle Vedat’ın ilk karşılaşma gecesini hatırlıyorum. Annem, “Bu oğlanda bir gariplik var Halina,” demişti, ben ise delicesine âşıktım. Şimdi annemin cemaatten arkadaşıyla, o soğuk gece anlatışları aklıma geliyor. Kocamla evimizde sohbet etmeye bile korkuyordum artık.
Misafirler arasında gezen garson, boş kadehimi fark ettirdi; sanırım üçüncüsünü içiyordum. Camdaki yansımama bakıp kendimle yüzleşmemek için başımı çevirdim. O sırada solist kadın, Nihat Bey’e dönerek hafifçe: “Ne kadar canlı, hâlâ genç!” dedi. Yanındaki kadınlar gülüştü. İçimde karışık bir kıskançlık ve hasret kabardı. Belki genç olsaydım, belki çok güzel olsaydım, bana da böyle bakarlardı. Halbuki gecenin başında üzerime özenle seçtiğim mavi elbisemle az da olsa güzel hissediyordum ama ne fayda, yaşanmışlık omuzlarıma çökmüştü.
Sofrada otururken biri; Mehmet, diğer köşeden seslendi: “Halina, bir şey mi oldu sana, kımıldamıyorsun bu gece?” Yalnızlığımı, yabancılığımı ifşa etmişti. “Yok, iyiyim Mehmet…” diye geçiştirdim. Ama içimden haykırmak istiyordum; “İyi değilim, mutsuzum, aradığım hiçbir şeyi bulamıyorum.”
Nihat Bey’le göz göze geldik. Hafifçe başını eğdi, gülümsedi. Tesadüfi bir davranıştı, belki de kibarlıktı. Ama o anda, bir kadın olarak biri tarafından görülmek, fark edilmek bana bir mucize gibi geldi. O baktıkça içimde kıpırdanan duyguyu, gençliğimin hatırasından gelen bir heyecan sandım. O koca salonda yüzlerce insan arasında ilk defa kendimi canlı ve görünür hissettim. Ama hemen sonra, bunun yanlışlığını, saçmalığını düşündüm; kimdim ben, kimin yanında kendime anlam bulmaya çalışıyordum?
Arka sıradaki kadınlar, dedikoduya tutuşmuştu: “Vedat daha geçen hafta Selin’le baş başaymış.” Duymazdan gelmeye çalıştım ama kelimeler kulağıma saplandı. Gerçekten de artık birbirimizden uzaktık Vedat’la; cümlelerimiz bitmiş, evimizin sessizliğinde birbirimize yabancılaşmıştık. Eve döndüğümüzde de “iyi geceler” bile demeden yatakhaneye iki yalnız insan gibi yataklarımızı bölüşüyorduk. Kimi akşamlar ona anlatmak isterdim: İşte böyle geceler tarifsiz bir boşluk hissiyle geçiyor. Belki de biz evliliğin bir hayali olduğuna inanmış, sonra yavaş yavaş hayal kırıklıklarının gerçekliğine teslim olmuşuz.
Sahnede müzik bitti, Nihat Bey hızla alkışlandı. “Halina, hadi kalk, biraz oynayalım. Evde bütün gün somurtuyorsun; burada bari eğlenelim!” dedi Vedat, bu kez sinirli bir tonda. Gözlerimizin içine bakıyordu; bana meydan okur gibi. Üzerimde baskısı hissediliyordu, herkesin önünde ayıbımız ortaya çıkacakmış gibi utandım. “Vedat, istemiyorum!” dedim sertçe. Bir an dudağını ısırarak uzaklaştı, hemen ardından Nihat Bey, kibarca elini uzattı bana: “Belki bana eşlik edersiniz Halina Hanım? Böyle güzel bir gecede tek başınıza oturmayın.” Donup kaldım. Masadaki kadınlar, masum ama baskıcı bakışlarla izliyorlardı. Ne yapsam dedikodulara malzeme olacak. Ama bir kadın olarak biri tarafından fark edilmiş olmak, hayatımda ilk defa bu kadar değerli ve bir o kadar da acı verici hissettirdi bana. Vedat’ın, salonda yürürken bana son bir bakış atışını, gözlerinde sanki ‘Beni ne hale getirdin!’ diye haykırışını gördüm o an. Belki de herkesin gözünde evliliğimiz artık bitmişti.
Nihat Bey’in elini kibarca geri çevirdim. “Çok teşekkür ederim, ama kalmak istiyorum. Seyretmek daha iyi sanırım bu gece.” dedim, sonra sandalyeme iyice gömüldüm. O an, masada içimi dökmek, gerçekleri haykırmak ve yıllardır içimde biriktirdiğim yorgunluğun hesabını vermek istedim. Konuşamadım. Yutkundum.
Gece ilerlerken, Vedat yanıma geldi, yavaşça sordu: “Bu kadar mutsuzken neden evlisin Halina?” Bir an sustum. Sonra dedim ki: “Kendime ve sana bir türlü itiraf edemediğimden. Belki de bu evlilik bana kalan tek anlam, tek gerçekti. Belki de alışkanlıklarımızla, korkularımızla yaşlanıyoruz Vedat.”
O gece, eve dönerken camdan bakıp, “Başka hayatlar mümkün mü gerçekten?” diye düşündüm. Kim bilir, belki de bizim hikayemizde kaybolan her şey, başka birinin hayatında yeniden başlar.