Yağmur Altında Bir Umut: 14 Yıllık Tesadüf

“Yine yağmur başladı. Şemsiyem yok, montum ise belime kadar sırılsıklam… Şişli’nin tenha bir sokağında, ayaklarım hızla eve gitmeye çalışırken, ansızın önüme yığılan adamı fark ettim. Kapkara saçları sakalına karışmış, ayakkabısı delinmişti. Titriyordu; başını kaldıramadı bile. Annemle yine kavga ettiğimiz o gün, okul masrafları, sahne hayallerim yüzünden evdeki huzurun yerle bir oluşu… İçimdeki kızgınlıkla, önümü çevirmek istedim. Ama adamın gözlerinden akan yaş, sanki bana “Beni de adam yerine koy. Sadece bir anlığına,” diyordu. Cebimdeki son 10 lirayı uzattım, sırtımdaki atkıyı çıkardım, sessizce omzuna bıraktım. Hiç konuşmadı, ama gitmeden bana bir bakış attı; utanarak, çaresizce, umutla. Yanımdan geçen insanlar hep hızlıydı, kimse görmezden gelmiyordu ama kimse durup dokunmuyordu da. Ben de yürüdüm; ellerim üşüyerek, ruhum ağırlaşarak, geceyi bitirdim.

O günden sonra hep yağmur yağdığında o adamı düşündüm. Sanki içimde bir vicdan kefesi, ona yardım ettiğim için rahatlamış; hayalleriyle kavga eden ruhum ise daha da acımıştı. Evde annemin, bana ‘Boş hayaller peşinde koşuyorsun! Müzisyen olup ne olacaksın?” deyişleri kulaklarımda çınladıkça, ben de onun gibi savrulmaya korktum. Babam dört yıl önce bizi terk edip gittiğinden beri annem her şeyi tek başına çekmek zorunda kalmıştı ve ben de ona yük getirdiğimi düşündüğüm her an utanıyordum. Ama sırf o gece yaşadıklarım yüzünden, belki de birileri için bir umut olabilirim, diye sahne hayallerimden vazgeçmedim.

Yıllar geçti… Hayat beni oradan oraya savurdu. Bir süre lisede müzik öğretmenliği yaptım. Sokak müzisyenliği yaptığım geceler de oldu, düğün salonlarında piyano da çaldım. Sonunda bir gün, azimle, kendi müzik atölyemi açtım. Burası küçük bir yerdi; ama içerisi kahkaha, umut, yaşam doluydu. Enerjini alan çocuklar, içlerinde korkuları büyüten gençler, hayallerini bana anlatan yetişkinler… Hamiyet teyze bile torununun düğünü için bana besteler sipariş ettiğinde, içimde derin bir huzur hissettim. Herkesten çok annemle çatışıyoruz hâlâ ama gözlerinde eskisi gibi umutsuzluk yerine bir parıltı var artık. Hayatı hep zorlukla kavrayan annem, bir gün bana ‘Belki de insanlar ancak bir başkasının dokunuşuyla iyileşir. Sen bana o dokunuşu gösterdin,’ dediğinde gözyaşlarımı tutamadım.

Aradan tam on dört yıl geçti. Yine yağmurlu bir akşam, atölyede öğrenci velileriyle sohbet ederken, Mehmet adında genç bir müzisyenle tanıştırıldım. ‘Çok özel bir sesi var, eğer kabul ederseniz sizinle bir düet yapmak istiyor’ dediler. İçimden, ‘Yolumu yenilere açmalıyım, kim bilir kimin hikayesiyle buluşurum?’ dedim. O akşam, küçük bir izleyici grubuna çalacak, beraber sahne alacak, belki yeni bir dostluk kuracaktım.

Sahneye çıktığımda genç adam gözümden kaçmadı: Uzun boylu, kara saçlı, yıpranmış bir ceket giymiş; ama yüzünde anlaşılması zor bir huzur vardı. Piyanoya geçti ve ‘Bu şarkı, geçmişte bana bir umut ışığı olan kadına, bu geceyle ithaf edilmeli. Onu asla unutmadım! Çünkü kötü zamanımda bana bir atkı ve bir merhamet vermişti,’ dediğinde beynimde şimşek çaktı. Kalbim sıkıştı, ellerim titredi. Onun gözlerine baktığımda, aradan geçen onca zamana rağmen o yağmurlu gecedeki adamın, şimdi karşımda duran genç adam olduğunu anladım.

O sırada salonda bir uğultu oldu. Herkes anlamaya çalışıyordu. Mehmet çalmaya başladığında, sesi bütün salonu sardı, şarkısı yüreğime dokundu. Gözlerimden yaşlar süzüldü ve kendime, ‘Ne çok insan, bir başka insanın küçük bir dokunuşuna muhtaçmış…’ dedim. Mehmet şarkı bittikten sonra yanına çağırdı beni. “O atkı… O bakış… Unutmadım abla; o gece yaşadığım umut, dünyamı değiştirdi. Bugünkü adam, her gece sizi düşündü. O gün siz bana insan olduğunu hatırlattınız, ben de bugün, başkalarını hatırlatmaya çalışıyorum,” dedi. Bütün salon ayağa kalktı. Annem de oradaydı; ilk kez gözlerinde bana karşı derin bir gurur gördüm. Mehmet’le kucaklaştık, sadece ikimizin bildiği bir sır gibi birbirimize gülümsedik.

O akşam, atölye çıkışında annem yanıma geldi. “Senin hayallerin belki de başka hayatların kurtuluşu oldu kızım… Çok boş göründü bana hep, ama şimdi anlıyorum: İnsan hayatı bazen bir atkı kadardır, bazen de yağmurda paylaşılan kısa bir bakış.” Kırgınlıklarımıza gülümsedik, tesadüflerin büyüsünü tekrar düşündük. Mehmet ise, sahneye hazırlanırken bana dönüp “Bazen bir duvarın dibinde, bazen milyonların karşısında; insanı kurtaran yine insandır abla,” dedi. O an anladım; küçücük iyiliklerin, hayatlarda kocaman yankılar uyandırdığını.

Şimdi, yıllar önce bir atkı uzatıp bir umut bırakmanın bana dönen mutluluğuyla; geçmişin fırtınaları ve annemle olan mücadelelerim sayesinde büyüdüğümü hissediyorum. Her yağmur yağdığında, aklıma Mehmet geliyor ve içimden aynı soruyu soruyorum: Acaba siz hiç, bir yabancıya umut verdiniz mi? Yoksa cefasını yaşarken hep tanıdıklarınızı mı düşündünüz?