Kapalı Kapılar Ardında: Oğlumun Hayatında Bir Yabancı Olmak

“Anne, lütfen artık ısrar etme. Zeynep bugün misafir istemiyor.” Oğlumun sesi kapının ardından yankılandı, tıpkı kalbimde yankılandığı gibi. Elimde getirdiğim börek tepsisiyle apartman koridorunda öylece kaldım. Kapı yüzüme kapanırken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O an, oğlumun hayatında artık bir misafirden farksız olduğumu anladım.

Benim adım Gülten. Altmış yaşındayım. Yıllarca oğlum Emre’yi tek başıma büyüttüm. Eşim, Emre daha on yaşındayken bizi terk ettiğinde, dünyam başıma yıkılmıştı ama oğlum için güçlü olmak zorundaydım. Onun için çalıştım, onun için yaşadım. Her şeyim oydu. Üniversiteyi kazandığında gözlerim dolmuştu; “Seninle gurur duyuyorum oğlum,” demiştim, o da bana sarılmıştı. O günleri hatırladıkça şimdi içim daha çok acıyor.

Emre beş yıl önce Zeynep’le evlendi. Düğünlerinde gözyaşlarımı tutamamıştım; hem mutluluktan hem de içimdeki garip bir korkudan. Zeynep’i ilk gördüğümde güzel, akıllı bir kız olduğunu anlamıştım ama bana karşı hep mesafeli davrandı. “Anneciğim” demezdi, adımı bile zorla söylerdi. Başta önemsemedim; belki zamanla alışır, dedim. Ama zaman geçtikçe aramızdaki mesafe daha da büyüdü.

İlk yıl onları sık sık aradım, “Bir ihtiyacınız var mı?” diye sordum. Her seferinde Zeynep’in sesi telefonda soğuk gelirdi: “Teşekkürler Gülten Hanım, her şey yolunda.” Bir gün Emre’ye sordum: “Oğlum, bir yanlışım mı var?”

Emre başını öne eğdi: “Anne, Zeynep biraz kendi düzenini kurmak istiyor. Sık sık gelmeni istemiyor.”

O an içimde bir düğüm oluştu. Ben sadece oğlumu görmek istiyordum, başka bir niyetim yoktu ki! Ama anlamaya çalıştım. Kendi ailelerini kursunlar istedim. Araya mesafe koydum, aramadım, gitmedim. Ama zamanla bu mesafe uçuruma dönüştü.

Geçen bayramda yine yalnızdım. Komşular çocuklarıyla kahkahalar atarken ben evde Emre’nin aramasını bekledim. Nihayet telefon çaldı; Emre arıyordu.

“Anne, bayramın kutlu olsun.”

“Teşekkür ederim oğlum. Gelecek misiniz?”

“Zeynep’in ailesine gideceğiz anne. Sonra uğrarız.”

O ‘sonra’ hiç gelmedi. O gün anladım ki ben onların hayatında bir öncelik değilim artık.

Bir gün cesaretimi topladım, börek yaptım ve Emre’lerin evine gittim. Kapıyı Zeynep açtı; yüzünde yapmacık bir gülümseme vardı.

“Merhaba Zeynep kızım, börek yaptım size.”

“Gülten Hanım, keşke arayıp haber verseydiniz. Şimdi uygun değiliz.”

O anda Emre kapıya geldi; gözleriyle adeta ‘anne lütfen’ der gibiydi.

“Anne, bugün biraz yorgunuz. Başka zaman görüşelim mi?”

Börek tepsisini elimde sıkarak merdivenlerden indim. Gözyaşlarımı tutamadım. O gün apartmanın önünde oturup uzun uzun düşündüm: Nerede yanlış yaptım? Neden oğlumun hayatında bu kadar yabancılaştım?

Kardeşim Ayşe’ye anlattığımda o da şaşırdı: “Gülten abla, belki de Zeynep seni tehdit olarak görüyor? Kendi annesiyle daha yakın olmak istiyor olabilir.”

Ama ben kimsenin annesinin yerini almak istemedim ki! Sadece oğlumun hayatında bir yerim olsun istedim.

Bir gün Emre’yi iş çıkışı yakaladım.

“Oğlum, bana ne oldu? Neden beni hayatından bu kadar uzaklaştırdın?”

Emre gözlerini kaçırdı: “Anne, Zeynep hassas biri. Seninle anlaşamıyor. Ben de iki arada kaldım.”

“Peki ya ben? Ben ne olacağım Emre? Sen benim tek evladımsın!”

Emre sessiz kaldı. O an anladım ki oğlum da çaresizdi ama seçimini yapmıştı.

Geceleri uyuyamaz oldum. Yalnızlık içimi kemiriyordu. Komşular torunlarıyla oynarken ben pencereden onları izliyordum. Bir gün Emre’nin çocuğu olduğunu öğrendim; bana haber bile vermemişlerdi! Kalbim paramparça oldu.

Aylar sonra Emre aradı: “Anne, baba olduk.”

Gözlerimden yaşlar süzüldü: “Neden bana söylemediniz?”

“Zeynep istemedi anne… Doğumda yanında annesi vardı.”

O an içimdeki tüm umutlar söndü. Torunumu göremeden büyüyecektim demek ki…

Bir gün cesaretimi toplayıp tekrar kapılarına gittim. Bu kez kapıyı açmadılar bile… Sadece içeriden Zeynep’in sesi geldi:

“Gülten Hanım, lütfen ısrar etmeyin!”

O an apartman boşluğunda yankılanan sesin bana ait olmadığını hissettim; ben artık onların hayatında yoktum.

Şimdi her gece eski fotoğraflara bakıyorum; Emre’nin çocukluğuna, birlikte çekildiğimiz bayram resimlerine… İçimde hep aynı soru: Nerede hata yaptım? Bir anne olarak oğlumun hayatında neden bu kadar yabancılaştım?

Bazen düşünüyorum; belki de Türk ailelerinde gelin-kayınvalide çatışması hiç bitmeyecek… Ama en çok da şunu merak ediyorum: Bir anne olarak sevilmeyi ve saygı görmeyi hak etmiyor muyum? Sizce ben mi fazla oldum, yoksa onlar mı beni unuttu?