Artık Susmak İstemiyorum – Tuğçe’nin Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen… Beni buradan al.” Sesim titriyordu, gözyaşlarım yanaklarımı yakıyordu. Okulun tuvaletinde, kapıyı kilitlemiş, dizlerimi karnıma çekmiş, telefonun ucunda annemin nefesini bekliyordum. O sabah, her zamanki gibi kahvaltı masasında babamın öfkeli bakışlarıyla karşılaştım. Annem, gözlerini kaçırarak bana peynir uzatırken, abim Murat sessizce ekmeğini kemiriyordu. Babamın sesi birden yükseldi: “Yine geç kalacaksınız! Ne biçim aile olduk biz böyle?” Annem hemen toparlanmaya çalıştı, ben ise içimdeki korkuyu bastırmaya çalışarak çantamı aldım. Ama o gün, içimde bir şey kırılmıştı. Artık susmak istemiyordum.
Okula gittiğimde, sınıf arkadaşlarım arasında kendimi her zamankinden daha yalnız hissettim. Öğretmenimiz Ayşe Hanım, ödevimi yapmadığım için bana kızdı. Oysa dün gece, babamın bağırışları arasında kitaplarımı açacak gücü bulamamıştım. Zil çaldığında, herkes bahçeye koşarken ben tuvalete sığındım. Ellerim titriyordu, kalbim deli gibi atıyordu. Telefonumu çıkardım, annemi aradım. “Anne, lütfen… Beni buradan al.” Sadece bu cümleyi kurabildim. Annem önce sessiz kaldı, sonra sesi titreyerek, “Kızım, ne oldu? İyi misin?” dedi. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim korku, utanç ve öfke gözyaşlarımla birlikte aktı gitti.
O gün annem okula geldi. Müdür odasında, annemle göz göze geldiğimizde, ilk defa annemin gözlerinde de korku gördüm. Müdürümüz, “Tuğçe, ne oldu anlatır mısın?” dediğinde, sesim titreyerek, “Evde çok bağırıyorlar. Korkuyorum. Gece uyuyamıyorum,” dedim. Annem ağlamaya başladı. Müdürümüz, rehberlik öğretmenini çağırdı. O an, sanki üzerimden koca bir yük kalktı. Artık yalnız olmadığımı hissettim.
O günden sonra her şey değişti. Babam, annemin kararlı duruşuyla ilk defa evden uzaklaştırıldı. Annem, “Kızım, yıllardır sustum ama artık ben de susmak istemiyorum,” dedi. Evimizde sessizlik hâkimdi ama bu kez huzurlu bir sessizlikti. Abim Murat, ilk başta babamı özlediğini söyledi. “Babamı neden gönderdiniz? O bizim babamız!” diye bağırdı bir gece. Annem, gözyaşları içinde, “O da değişmek zorunda Murat. Biz artık korkmak istemiyoruz,” dedi. O an abim de ağlamaya başladı. Sarıldık, uzun süre hiç konuşmadan ağladık.
Okulda ise işler kolay olmadı. Bazı arkadaşlarım, “Tuğçe’nin babası evden kovulmuş,” diye dedikodu yaptı. Sınıfta bana garip bakışlar attılar. En yakın arkadaşım Elif bile bir süre benimle konuşmadı. Bir gün cesaretimi toplayıp Elif’in yanına gittim. “Biliyor musun, bazen en çok güvendiğin insanlar en çok canını yakar,” dedim. Elif başını eğdi, “Ben de bazen babamdan korkuyorum,” dedi. O an anladım ki, yalnız değilim. Belki de birçok çocuk aynı korkuları yaşıyor ama kimse konuşmaya cesaret edemiyor.
Aylar geçti. Annem bir iş buldu, ben de derslerime daha çok çalışmaya başladım. Rehberlik öğretmenimle her hafta konuştum. Bana, “Kendini suçlama Tuğçe. Senin suçun değil,” dediğinde, ilk defa kendimi biraz olsun affettim. Babam ise bir süre sonra terapiye başladı. Bir gün, annemle konuşmak için eve geldi. “Kızım, sana ve annenize çok acı çektirdim. Özür dilerim,” dedi. O an içimde bir şeyler kıpırdadı. Kızgınlığım hâlâ vardı ama ilk defa babamı dinlemek istedim. Annem, “Değişmek kolay değil ama denemek zorundayız,” dedi. O günden sonra babamla aramızda mesafe olsa da, artık korkmuyordum.
Hayatımız yavaş yavaş düzene girdi. Annem daha güçlü, ben daha cesur, abim ise daha anlayışlı oldu. Okulda da zamanla arkadaşlarım bana alıştı. Elif’le yeniden yakınlaştık. Bir gün bana, “Senin kadar cesur olabilmeyi isterdim,” dedi. O an, yaşadıklarımın sadece bana değil, başkalarına da umut olabileceğini anladım.
Şimdi, o karanlık tuvalet köşesinde titreyen küçük kız değilim. Artık susmak istemiyorum. Belki de en zor olan, ilk adımı atmaktı. Ama şimdi biliyorum ki, konuşmak bazen hayat kurtarır. Siz hiç, korkularınızla yüzleşmek zorunda kaldınız mı? Ya da içinizde biriktirdiğiniz acıları paylaşmak istediniz mi?