“Çocukları Dert Etme, Biz Buradayız—Sadece Elini Uzatman Yeter”
“Zeynep, çocuklar yine kavga ediyor!” diye bağırdı kayınvalidem, mutfağın kapısından başını uzatarak. O an, ellerim bulaşık deterjanında, gözlerim ise camdan dışarıda, yağmurlu bir İstanbul sabahına dalmışken, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Üçüncü çocuğum, Elif, henüz iki aylık. Emzirme saatleriyle, bez değiştirmelerle, uykusuz gecelerle boğuşurken, diğer iki çocuğum, Kerem ve Defne, evin içinde fırtına gibi esiyor. Eşim Serkan ise, pandemi sonrası işini kaybettiğinden beri evde, ama çoğu zaman kendi içine kapanık, sessiz.
O sabah, Elif’in ağlamasıyla uyanmıştım. Gözlerim kan çanağı, vücudum yorgunluktan titriyordu. Serkan yanımda dönüp durdu, ama kalkmadı. “Biraz daha uyuyayım, Zeynep halleder,” dedi mırıldanarak. O an, içimde bir öfke kabardı. Neden hep ben? Neden bu yük sadece bana aitmiş gibi davranılıyor? Elif’i kucağıma alıp salona geçtim. Kerem televizyonun sesini sonuna kadar açmış, Defne ise oyuncaklarını yerlere saçmıştı. “Anne, acıktım!” diye bağırdı Defne. O an, gözlerim doldu. Sanki herkesin hizmetçisiymişim gibi hissettim.
Kayınvalidem, Fatma Hanım, bir süredir bizde kalıyor. “Çocukları dert etme, biz buradayız—sadece elini uzatman yeter,” demişti doğumdan sonra. Ama gerçekler öyle olmuyor. Her şeye karışıyor, her konuda fikri var. “Senin zamanında anneler böyle miydi? Biz üç çocuğu tek başımıza büyüttük, kimseye muhtaç olmadık,” diyor sık sık. Oysa ben, yalnızım. Annem başka şehirde, kardeşim yurtdışında. Fatma Hanım’ın desteği, çoğu zaman eleştiriyle karışık bir gölge gibi üzerimde.
Bir gün, Elif’i uyutmaya çalışırken, Fatma Hanım kapıdan içeri girdi. “Zeynep, bu çocuk niye bu kadar ağlıyor? Süt mü yetmiyor acaba? Belki de mama vermelisin.” O an, gözlerim doldu. “Yeterince iyi bir anne değilim,” diye düşündüm. İçimdeki suçluluk duygusu, her geçen gün büyüyordu. Serkan’a anlatmaya çalıştım. “Serkan, çok yoruldum. Biraz yardım etsen…” dedim. O ise, “Ben de iş arıyorum, kafam dolu. Annem burada, o da yardımcı oluyor işte,” dedi. O an, kendimi görünmez hissettim. Sanki duvarlarla konuşuyordum.
Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra, mutfakta otururken Fatma Hanım yanıma geldi. “Bak kızım, annelik kolay değil. Ama sen de biraz daha güçlü olmalısın. Her şeye ağlamakla olmaz,” dedi. İçimde biriken gözyaşları, yanaklarımdan süzüldü. “Ben de insanım, yoruluyorum,” dedim titrek bir sesle. O ise, “Bizim zamanımızda kadınlar böyle değildi,” diye üsteledi. O an, anneliğin ne kadar yalnız bir yolculuk olduğunu anladım.
Bir gün, Defne ateşlendi. Serkan iş görüşmesine gitmişti, Fatma Hanım ise komşuya uğramıştı. Elif ağlıyor, Kerem ise benden ilgi bekliyordu. Defne’yi kucağıma alıp hastaneye koştum. Hastane koridorunda, elimde iki çocuk, gözlerim dolu dolu, çaresizce beklerken, yanımdan geçen bir hemşire bana acıyarak baktı. “Yardım edeyim mi?” dedi. O an, bir yabancının sıcaklığına ne kadar muhtaç olduğumu fark ettim.
Eve döndüğümde, Serkan ve Fatma Hanım beni suçlar gözlerle karşıladı. “Niye haber vermedin? Çocukları böyle sokağa çıkarmak doğru mu?” dediler. O an, içimde bir şeyler kırıldı. “Yalnızdım, başka çarem yoktu,” dedim. Ama kimse anlamadı. O gece, Elif’i uyuturken, sessizce ağladım.
Bir sabah, Serkan’la tartıştık. “Seninle konuşamıyorum artık. Her şey üstüme geliyor. Biraz anlayış istiyorum,” dedim. O ise, “Ben de zor durumdayım. Herkesin derdi var,” dedi. O an, evliliğimizin ne kadar yıprandığını fark ettim. Birbirimize yabancılaşmıştık.
Bir gün, annem aradı. “Kızım, iyi misin?” dedi. Sesimi duyar duymaz ağlamaya başladım. “Anne, çok yoruldum. Kimse anlamıyor,” dedim. Annem, “Her şey geçer, sabret,” dedi. Ama sabrım kalmamıştı.
Fatma Hanım, bir gün bana, “Bak kızım, çocuklar büyüyünce hepsi unutuluyor. Şimdi zor ama sonra iyi ki yapmışım diyeceksin,” dedi. O an, içimde bir umut ışığı yandı. Belki de haklıydı. Ama yine de, bu yükü tek başıma taşımak istemiyordum.
Bir akşam, Serkan’la otururken, “Böyle devam edemem. Yardıma ihtiyacım var. Birlikte bir çözüm bulmalıyız,” dedim. O ise, “Belki bir psikoloğa gitmeliyiz,” dedi. O an, ilk defa anlaşıldığımı hissettim.
Günler geçtikçe, Elif büyüdü, Kerem ve Defne okula başladı. Fatma Hanım, yavaş yavaş kendi evine dönmeye başladı. Evde sessizlik hakim oldu. Ama içimdeki fırtına dinmemişti. Bir gün, aynada kendime baktım. Gözlerimin altı mor, saçlarım dağınık, ama yüzümde bir gülümseme vardı. “Başardım,” dedim kendi kendime.
Ama hâlâ sorularım var: Neden annelik bu kadar yalnız bir yolculuk? Neden kadınlar, her şeyi tek başına sırtlamak zorunda kalıyor? Siz hiç böyle hissettiniz mi?