Gerçekleşmeyen Düğün Hayalleri: Bir Türk Kadınının Hikayesi

“Elif, sonunda evleniyorsun!” Annemin sesi, mutfakta çay demlenirken yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Annem Danuta, gözlerinde umut ve gururla bana bakıyordu. “Bak kızım, şimdi herkes sana imrenecek. Hem de damadımız Engin gibi bir delikanlı bulmuşken, sakın bırakma!” dedi. Oysa ben, Engin’i seviyor muydum? Yoksa sadece herkesin benden beklediği gibi mi davranıyordum?

Küçükken, düğünümün nasıl olacağını hayal ederdim. Beyaz gelinlik, kalabalık bir salon, herkesin gözleri üzerimde… Ama büyüdükçe, bu hayallerin bana ait olmadığını, aslında annemin ve çevremin hayalleri olduğunu fark ettim. Üniversiteyi bitirip eve döndüğümde, annem her fırsatta “Kızım, yaşın geçiyor, bak komşunun kızı da nişanlandı,” demeye başlamıştı. Babam ise sessizdi, ama bakışlarında bir beklenti vardı. Sanki ben evlenmeden onların içi rahat etmeyecekti.

Engin’le tanışmam da annemin zoruyla olmuştu. “Bak, Engin’in ailesi çok düzgün. Babası emekli öğretmen, annesi de çok hanımefendi. Hem iş güç sahibi, maaşı da iyi,” demişti annem. İlk buluşmamızda Engin’in bana sorduğu ilk soru, “Çocukları sever misin?” olmuştu. O an, içimde bir huzursuzluk hissettim. Sanki kendi hayatım değil de, başkalarının yazdığı bir senaryoyu oynuyordum.

Aylar geçti, Engin’le görüşmeye devam ettik. O iyi bir insandı, bana saygılıydı ama aramızda bir tutku yoktu. Bir gün, en yakın arkadaşım Zeynep’le buluştuğumda, ona içimi döktüm. “Zeynep, ben gerçekten evlenmek istiyor muyum, yoksa sadece annemi mi mutlu etmeye çalışıyorum?” dedim. Zeynep gözlerimin içine baktı, “Elif, hayat senin. Mutlu olmayacaksan, kimseyi mutlu edemezsin,” dedi. O an, ilk defa kendi sesimi duydum.

Ama annem… Annem her gün düğün hazırlıklarından bahsediyor, çeyiz sandığını açıp bana gösteriyordu. “Bak, bu dantelleri ben senin için ördüm. Şu fincan takımı, babaannenin yadigarı. Hepsi senin evin için,” diyordu. Onun gözlerindeki heyecanı görünce, ona hayır demek imkansız geliyordu. Babam ise akşamları sessizce çayını içerken, “Kızım, Engin iyi bir çocuk. Sana kötü davranmaz,” diyordu. Sanki mutluluğun tek yolu evlilikmiş gibi…

Bir akşam, Engin’le baş başa otururken, bana “Elif, annemler düğün tarihini soruyor. Senin ailen ne diyor?” diye sordu. İçimde bir panik başladı. “Bilmiyorum Engin, ben… Ben hazır değilim galiba,” dedim. Engin’in yüzü düştü. “Bak Elif, ben seni seviyorum. Ama eğer istemiyorsan, bana açıkça söyle,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Bilmiyorum Engin, gerçekten bilmiyorum,” dedim. O gece eve döndüğümde, annem beni kapıda bekliyordu. “Ne oldu, niye ağlıyorsun?” dedi. “Anne, ben evlenmek istemiyorum,” dedim. Annemin yüzü bir anda asıldı. “Kızım, herkes senden bunu bekliyor. Bizim yüzümüzü kara çıkarma. Bak, yaşın geçiyor. Sonra pişman olursun,” dedi. O an, içimde bir isyan yükseldi. “Anne, ben başkalarının hayatını yaşamak istemiyorum!” diye bağırdım. Annem şaşkınlıkla bana baktı, gözleri doldu. “Biz senin iyiliğini istiyoruz,” dedi sadece.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda annemin sözleri, Engin’in bakışları, Zeynep’in nasihatleri dönüp duruyordu. Sabah olduğunda, babamla mutfakta karşılaştık. “Kızım, annen üzülüyor. Sen ne istiyorsan onu yap, ama bil ki biz her zaman yanındayız,” dedi. O an, gözlerimden yaşlar süzüldü. “Baba, ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Belki de evlilik bana göre değil,” dedim. Babam başını salladı, “Sen mutlu ol yeter,” dedi.

Düğün hazırlıkları iptal edildi. Annem günlerce benimle konuşmadı. Komşular, akrabalar aradı, “Ne oldu, niye vazgeçtin?” diye sordular. Herkesin gözünde ben artık “naz yapan kız”dım. Ama ilk defa, kendim için bir karar vermiştim. Zeynep’le bir kafede otururken, “İyi ki cesaret ettin Elif. Bak, şimdi kendin için yaşıyorsun,” dedi. Ama içimde bir boşluk vardı. Annemin kırgın bakışları, Engin’in sessizliği, toplumun yargılayıcı sözleri…

Aylar geçti. Annemle aramız yavaş yavaş düzeldi. Bir gün, çay içerken bana “Belki de haklıydın kızım. Ben de gençken kendi hayallerimi yaşayamadım. Hep başkalarının istediği gibi davrandım,” dedi. O an, annemin de bir zamanlar benim gibi hayalleri olduğunu anladım. Ona sarıldım. “Anne, ben seni üzmek istemedim. Sadece kendi yolumu çizmek istedim,” dedim. Annem gözlerimin içine baktı, “Sen mutlu ol yeter,” dedi.

Şimdi, kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum. Kendi kararlarımı kendim veriyorum. Belki toplumun gözünde eksik, belki de yanlışım. Ama ilk defa, kendim için yaşıyorum. Bazen geceleri, “Acaba doğru mu yaptım?” diye düşünüyorum. Ama sonra aynaya bakıp, “Bu hayat benim, başkalarının değil,” diyorum.

Siz hiç, herkesin sizden bir şeyler beklediği bir dünyada, kendi sesinizi duymaya çalıştınız mı? Ya da sırf başkalarını mutlu etmek için, kendi mutluluğunuzdan vazgeçtiniz mi?