Mavi Gölün Kıyısında Kaybolan Huzurum: Ailemle Sınır Çizmenin Bedeli
“Yeter artık, lütfen biraz sessiz olur musunuz?” diye bağırdım, sesim titreyerek. Annem, elindeki çay bardağını masaya bıraktı, gözleriyle beni süzdü. Babam ise televizyonun sesini kısmak yerine daha da açtı. O an, Mavi Göl’ün kıyısında huzur bulma hayalim bir kez daha yıkıldı. Oysa bu tatili, yıllardır hayalini kurduğum o sessizliği bulmak için planlamıştım. Eşim Murat’la baş başa kalıp, evliliğimizdeki çatlakları onaracağımızı sanıyordum. Ama her zamanki gibi, ailemin “sürpriz” ziyaretiyle her şey altüst oldu.
Göl kenarındaki küçük evimizin kapısı, sabahın erken saatlerinde çaldı. Kapıyı açtığımda, karşımda annem, babam, teyzem ve kuzenim Elif’i görünce şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim. Annem, “Kızım, sürpriz! Seninle göl havası almaya geldik,” dediğinde, içimde bir şeyler koptu. O an, istemediğim halde onları içeri almak zorunda hissettim kendimi. Murat’ın yüzündeki gerginliği görmemek imkânsızdı. O, sessizce mutfağa geçti, ben ise misafirperverliğin gereğini yerine getirmeye çalıştım.
İlk gün, herkesin keyfi yerindeydi. Annem, “Bak kızım, şu gölün kenarında yürüyüş yapmak ne güzel,” deyip durdu. Teyzem ise, “Senin evliliğin de bizimkine benzemesin, Murat’a dikkat et,” diyerek bana akıl vermeye başladı. Kuzenim Elif, sürekli telefonuyla oynuyor, arada bana göz ucuyla bakıp, “Ablacım, burada internet çekmiyor, ne yapacağım?” diye şikâyet ediyordu. Babam ise, gölün kenarında mangal yakmak için sabırsızlanıyordu. Oysa ben, sadece Murat’la baş başa bir akşam yemeği hayal etmiştim.
İkinci gün, sabah kahvaltısında tartışmalar başladı. Annem, “Kızım, neden Murat bu kadar sessiz? Bir derdi mi var?” diye sordu. Murat, “Yok, bir şeyim yok,” dedi ama gözleriyle bana yardım ister gibi baktı. Teyzem, “Bak, erkekler böyle olur. Senin üstüne düşmen lazım,” diyerek bana akıl vermeye devam etti. O an, içimde bir öfke yükseldi. Neden kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu? Neden herkes, kendi bildiğini dayatıyordu?
Günler geçtikçe, evin içinde huzurdan eser kalmadı. Annem, mutfağa girip her şeyi kendi istediği gibi düzenlemeye başladı. “Kızım, buzdolabını yanlış yerleştirmişsin, bak böyle daha iyi olur,” dediğinde, içimdeki sabır taşı çatladı. Murat, akşamları göl kenarında yürüyüş yapmak isterken, babam illa ki mangal yakmak istiyordu. “Oğlum, gel bir el at, ateşi harla,” dediğinde Murat’ın yüzündeki isteksizliği görmemek mümkün değildi.
Bir akşam, Murat’la göl kenarında yürüyüşe çıkmak istedik. Annem hemen peşimize takıldı. “Kızım, gece gece nereye gidiyorsunuz? Bak, burada kurt varmış,” dedi. Teyzem de, “Aman ha, dikkat edin,” diye ekledi. O an, Murat’ın elini sımsıkı tuttum. Gözlerim doldu. “Biz biraz yalnız kalmak istiyoruz,” dedim ama kimse anlamadı. O gece, Murat’la uzun uzun konuştuk. “Sena, ben böyle devam edemem. Ya ailene sınır koyarsın ya da ben bu evliliği sürdüremem,” dedi. O an, içimde bir şeyler yıkıldı. Murat’ı kaybetmekten korkuyordum ama ailemi de üzmek istemiyordum.
Ertesi sabah, annem mutfakta yine bana akıl veriyordu. “Bak kızım, evlilik böyle yürür mü? Sen çok yumuşaksın, biraz dik dur,” dedi. O an, gözlerimden yaşlar süzüldü. “Anne, ben de insanım. Benim de sınırlarım var. Lütfen biraz bana ve Murat’a alan bırakın,” dedim. Annem şaşkınlıkla bana baktı. “Kızım, biz senin iyiliğini istiyoruz,” dedi. “Biliyorum ama bazen iyilik yapmak, karşındakini boğmak demek oluyor,” dedim. O an, evin içi buz gibi oldu. Teyzem, “Bak, annene böyle konuşma,” dedi. Babam ise, “Biz gidelim en iyisi,” diyerek kapıya yöneldi.
O gün, ailem evi terk etti. Evde bir sessizlik hâkim oldu. Murat, yanıma gelip beni kucakladı. “Sena, bunu yapabildiğine inanamıyorum. Çok güçlüsün,” dedi. Ama içimde bir boşluk vardı. Ailemi üzmüştüm, ama kendi evliliğimi ve ruh sağlığımı kurtarmıştım. O günden sonra, ailemle aramda bir mesafe oluştu. Annem, uzun süre aramadı. Teyzem, akrabalar arasında hakkımda konuşmuş. “Sena çok değişti, kocası için ailesini sattı,” demişler. Ama ben, ilk defa kendim için bir şey yapmıştım.
Aylar geçti, ailemle ilişkilerim yavaş yavaş düzeldi. Annem, bir gün beni arayıp, “Kızım, seni anlamakta zorlandım ama şimdi daha iyi anlıyorum,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Anne, ben sizi seviyorum ama kendi hayatımı da yaşamak istiyorum,” dedim. Annem, “Haklısın kızım, bazen biz de haddimizi aşıyoruz,” dedi. O gün, içimde bir huzur hissettim. Murat’la evliliğimiz de güçlendi. Artık sınırlarımı daha net çizebiliyordum.
Ama hâlâ kendime soruyorum: Neden en yakınlarımıza sınır koymak bu kadar zor? Neden kendi mutluluğumuz için “hayır” demek, suçluluk duygusu yaratıyor? Sizce de aileyle aramıza mesafe koymak, bencillik mi yoksa kendimize saygı mı?