Her Akşam O Pencerede
Saat tam sekiz. Mutfağın floresan ışığı gözlerimi kamaştırıyor, elimdeki çay bardağını masaya bırakırken annemin sesi koridordan yankılanıyor: “Yine mi pencereye oturacaksın, Emir?” Cevap vermiyorum. Zaten ne söylesem, duvar gibi suskunluğuna çarpıp geri dönüyor. Işığı kapatıyorum, mutfağı loş bir maviye boyayan sokak lambasının ışığında pencerenin önüne geçiyorum. Karşı apartmanın dördüncü katındaki pencereyi arıyorum gözlerimle. Her akşam orada bir gölge beliriyor. Kim olduğunu bilmiyorum, ama varlığı bana garip bir huzur veriyor.
İstanbul’un bu eski mahallesinde, herkes birbirini tanır gibi yapar ama kimse kimseyi gerçekten bilmez. Annemle ben de öyleyiz. Babam üç yıl önce evi terk ettiğinden beri aramızda görünmez bir duvar var. Annem, babamın yokluğunu bana yükledi, ben ise sessizce pencereye sığındım. O pencere, hayatımda tutunabildiğim tek şey oldu. Her akşam, karşıdaki o yabancının siluetini izlerken, kendi yalnızlığımı unutuyorum bir süreliğine.
Bir akşam, annem yine mutfağa girdi. “Emir, neden hep o pencereye bakıyorsun? Orada ne var?” diye sordu. Sesi yorgun ve kırgındı. Ona anlatmak istedim; orada birini beklemediğimi, sadece kendimi bulmaya çalıştığımı… Ama kelimeler boğazımda düğümlendi. “Hiç,” dedim. “Sadece bakıyorum.” Annem başını iki yana salladı, gözlerinde biriken yaşları saklamaya çalıştı. O an, onun da yalnız olduğunu fark ettim. Ama ikimiz de birbirimize ulaşamıyorduk.
Bir gece, karşıdaki pencere karanlık kaldı. O an içimde bir boşluk hissettim, sanki biri bana ait son umudu da alıp gitmişti. O gece uyuyamadım. Sabah annemle kahvaltı ederken, “Karşıdaki pencere neden karanlık kaldı sence?” diye sordum. Annem şaşkınlıkla bana baktı. “O evde yaşlı bir kadın oturuyor, geçen hafta hastaneye kaldırılmış,” dedi. İçimde bir sızı hissettim. O kadını hiç tanımamıştım, ama varlığı bana güç veriyordu. Şimdi ise, onun yokluğunda kendi yalnızlığım daha da büyüdü.
O günden sonra, annemle aramızda küçük bir değişim başladı. Bir sabah, annem mutfağa geldiğinde beni pencerenin önünde buldu. Sessizce yanıma oturdu. Birlikte karşı apartmana baktık. “Biliyor musun Emir,” dedi, “ben de bazen babanın döneceğini düşünüyorum. O yüzden her akşam kapıya bakıyorum.” O an, annemin de benim gibi bir pencereye, bir umuda tutunduğunu anladım. İçimde bir şeyler kırıldı, ama aynı zamanda iyileşmeye başladı.
Günler geçti, karşıdaki pencere tekrar aydınlandı. Yaşlı kadın eve dönmüştü. O akşam, annemle birlikte pencereye oturduk. Çaylarımızı yudumlarken, annem bana çocukluğumdan hikâyeler anlattı. İlk kez, annemin gözlerinde sıcaklık gördüm. O an, yalnız olmadığımı hissettim. Belki de, pencereye bakmak sadece bir kaçış değildi; aynı zamanda birbirimize ulaşmanın bir yoluydu.
Bir gece, annem bana döndü ve “Emir, hayat bazen çok zor geliyor bana. Seninle konuşmak istiyorum ama nasıl başlayacağımı bilmiyorum,” dedi. Elini tuttum. “Ben de konuşmak istiyorum anne, ama bazen kelimeler yetmiyor,” dedim. O an, ikimizin de aynı acıyı paylaştığını, ama farklı şekillerde baş etmeye çalıştığımızı anladım.
Bir sabah, annem mutfağa girdiğinde gözleri şişmişti. “Babandan haber aldım,” dedi. “Yeniden evlenmiş.” İçimde bir öfke ve hüzün karışımı bir duygu yükseldi. Annem ağlamaya başladı. Yanına oturdum, sarıldım. “Anne, biz birbirimize yeteriz,” dedim. O an, ilk defa annemin gözyaşlarını silerken kendimi güçlü hissettim.
Zamanla, annemle aramızdaki duvarlar yıkılmaya başladı. Artık her akşam birlikte pencereye oturuyor, hayatı konuşuyorduk. Karşıdaki yaşlı kadın bazen pencereye çıkıp el sallıyordu. Biz de ona el sallıyorduk. O küçük selamlaşmalar, hayatımızda yeni bir umut oldu.
Bir gün, annem bana “Emir, hayat bazen beklemediğimiz yerden bize bir pencere açar,” dedi. “Önemli olan, o pencereden bakmayı cesaret edebilmek.” O an, annemin ne demek istediğini anladım. Hayatın zorluklarına rağmen, birbirimize tutunarak ayakta kalabilirdik.
Şimdi, her akşam saat sekizde, annemle birlikte pencereye oturuyoruz. Karşıdaki yaşlı kadın da orada. Üçümüz, farklı hayatlar yaşasak da, aynı pencereden birbirimize bakıyoruz. Belki de, yalnızlıklarımızı paylaşarak iyileşiyoruz.
Bazen düşünüyorum: Acaba herkesin hayatında böyle bir pencere var mı? Siz de bazen bir pencereye bakıp, içinizdeki boşluğu doldurmaya çalışıyor musunuz?