Bir Yılbaşı Gecesi: Hediyelerden Öte Bir Sevgi Arayışı
“Anne, bu yılbaşı bana ne alacaksın?” diye sordu Emir, gözlerini kocaman açarak. O an, mutfağın loş ışığında elimdeki patatesleri soymayı bırakıp ona baktım. İçimde bir şeyler kırıldı. Küçük kardeşi Kerem ise masanın ucunda sessizce defterine bir şeyler karalıyordu. Oğullarımın ikisi de babasız büyüyordu; biri on yaşında, diğeri dört. Hayatım boyunca en çok korktuğum şeydi yalnız kalmak, ama kader beni tam da bu köşeye sıkıştırmıştı.
İlk başlarda, eşim bizi terk ettiğinde, her şeyin üstesinden geleceğime inanıyordum. Annem yanımdaydı; sabahları çocukları okula o götürüyordu, akşamları ise mutfakta yemek kokuları arasında bana moral vermeye çalışıyordu. Ama zaman geçtikçe, yorgunluğumun üstüne bir de annemin eleştirileri eklendi. “Sen böyle giderse çocuklar dağılır,” derdi sık sık. “Bir babaya ihtiyaçları var.”
Ama ben ne yapabilirdim ki? İkinci bir evlilik düşünmek bile lükstü benim için. Sabahları saat altıda kalkıp temizlik işine gidiyor, akşamları ise markette kasiyerlik yapıyordum. Eve geldiğimde ayaklarım zonkluyor, gözlerim kendiliğinden kapanıyordu. Çocuklarımı öpmeye bile bazen gücüm kalmıyordu.
Yılbaşı yaklaştıkça, mahalledeki herkesin evinde bir telaş vardı. Komşu Ayşe abla, oğluna yeni bir bisiklet almıştı. Emir’in gözleri parlıyordu bisikleti görünce. Kerem ise sessizce bana sarılıp “Anne, sen yorulma yeter,” diyordu. Ama ben onların gözlerindeki o beklentiyi görmezden gelemiyordum.
Bir akşam annemle mutfakta tartıştık. “Bak kızım,” dedi annem, “çocuklar hediye bekliyor. Onlara bir şey alamazsan üzülürler.”
“Anne, ben neyle alayım? Zaten borç içindeyim. Onların karnı doysun yeter,” dedim sesim titreyerek.
Annem gözlerini kaçırdı. “Ben de biliyorum zor olduğunu ama çocuk bunlar… Arkadaşlarından geri kalmasınlar.”
O gece uyuyamadım. Yatakta dönüp dururken kendi kendime sordum: Sevgi sadece hediye midir? Ben oğullarıma sevgimi göstermek için illa pahalı oyuncaklar mı almak zorundayım? Yoksa onlara verdiğim emek, sabahın köründe kalkıp çalışmam, akşam eve gelip yorgun argın da olsa onlara sarılmam yeterli mi?
Yılbaşı gecesi geldiğinde evdeki hava gergindi. Annem mutfağa kapanmış börek açıyor, Kerem televizyonun karşısında uyukluyor, Emir ise pencereden dışarı bakıyordu. Bir ara Emir yanıma geldi.
“Anne, babam neden yok?”
Bir an nefesim kesildi. Ne cevap vereceğimi bilemedim. “Bazen insanlar birbirini anlamıyor oğlum,” dedim güçlükle.
Emir başını eğdi. “Ben de mi kötü bir çocuk oldum?”
“Hayır oğlum! Sen harika bir çocuksun,” dedim ve onu kucakladım.
O sırada annem içeri girdi. “Hadi sofraya gelin,” dedi sertçe.
Sofrada herkes sessizdi. Birden Kerem elini kaldırdı.
“Anne, ben sana hediye aldım!”
Şaşkınlıkla baktım. Küçük elleriyle cebinden buruşturulmuş bir kağıt çıkardı. Üzerine titrek harflerle “Seni çok seviyorum anne” yazmıştı.
Gözlerim doldu. O an anladım ki, bazen en büyük hediye sevgiyi gösterebilmekti.
Ama gece bitmedi. Sofra toplandıktan sonra annemle yine tartıştık.
“Bak kızım,” dedi annem, “bu çocuklar böyle büyüyemez. Herkesin babası var, senin çocukların eksik büyüyor.”
“Anne yeter!” diye bağırdım ilk defa. “Ben elimden geleni yapıyorum! Onlara hem anne hem baba olmaya çalışıyorum! Sen hiç anlamıyorsun!”
Annem sustu, gözleri doldu. O an fark ettim ki, annem de kendi çaresizliğini bana yansıtıyordu.
Gece herkes uyuduktan sonra mutfağa geçtim. Pencerenin önünde oturup dışarıdaki karı izledim. İçimde bir boşluk vardı ama aynı zamanda oğlumun verdiği o küçük kağıt parçası kalbimi ısıtmıştı.
Ertesi sabah Emir yanıma geldi.
“Anne, ben büyüyünce sana çok güzel hediyeler alacağım,” dedi.
Gülümsedim ve onu öptüm.
Hayat bazen insana ağır geliyor ama belki de en önemli şey sevgiyi gösterebilmekti…
Sizce de sevgiyi göstermek için illa pahalı hediyeler almak şart mı? Yoksa en büyük hediye birbirimize sarılmak mı?