Sessizliğin Ardında Kalanlar: Bir Anne ve Kızının Yıllar Sonra Yeniden Buluşması
— Günaydın.
Annemin sesi, yıllardır duymadığım bir yankı gibi odanın köşelerinde dolaştı. O kadar kısık, o kadar yabancıydı ki, bir an için başka birinin konuştuğunu sandım. Ellerim titredi, çay bardağını masaya bırakırken porselenin çıkardığı ses, evdeki sessizliği böldü. O sessizlik ki, yıllardır aramızda ördüğümüz görünmez duvarların yankısıydı.
On yıl olmuştu. On yıl boyunca aynı evde, aynı sofrada, ama bambaşka dünyalarda yaşamıştık. Annemle aramıza giren o büyük kavga… Babamın ölümünden sonra her şey değişmişti. O gün, annemin bana attığı o suçlayıcı bakışlar, “Senin yüzünden oldu!” diye bağırışı… O an içimde bir şeyler kırılmıştı. O günden sonra ne annem bana sarıldı, ne ben ona bir şey sordum. Sadece sustuk. Her sabah aynı masada oturduk, ama göz göze gelmedik. Herkes kendi acısına gömüldü.
Bugün ise ilk defa annem bana seslenmişti. “Günaydın,” dediğinde, içimde bir şeyler kıpırdadı. Sanki yıllardır beklediğim bir özür gibiydi bu kelime. Ama aynı zamanda korkutucuydu; çünkü sessizliğin ardında biriken her şeyin patlamasından korkuyordum.
— Anne…
Sesim çatallandı. Ne diyeceğimi bilemedim. Yıllardır konuşmadığım bir dil gibi geldi annemle konuşmak. O ise gözlerini yere indirdi, elleriyle masanın kenarını sıktı.
— Kızım…
Bu iki kelimeyle gözlerim doldu. Annem bana en son böyle seslendiğinde on sekiz yaşındaydım. Şimdi yirmi sekizim ve hayatımda ilk kez bu kadar yalnız hissediyorum.
— Ben… Özür dilerim, dedi annem. Sesi neredeyse fısıltıydı.
O an içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. Yıllarca beklediğim özür buydu belki de. Ama neden şimdi? Neden bunca yıl sustu?
— Neden şimdi? dedim istemsizce. Neden bunca yıl sustun anne?
Annemin gözleri doldu. Titreyen elleriyle başörtüsünü düzeltti.
— Bilmiyorum… Belki de korktum. Belki de seni kaybetmekten korktum. Ama zaten kaybettim, değil mi?
O an içimdeki buzlar çözülmeye başladı. Annemin de benim kadar acı çektiğini ilk kez fark ettim. Hep güçlü görünmeye çalışmıştı; ama şimdi karşımda yaşlanmış, yorgun ve pişman bir kadın vardı.
— Ben de seni kaybettim anne…
Bir süre sessizce oturduk. Dışarıda kuşlar cıvıldıyordu ama evin içinde hâlâ o ağır hava vardı. Sonra annem derin bir nefes aldı.
— Baban öldüğünde… Sana haksızlık ettim. O acıyla baş edemedim. Biliyorum, sen de çok acı çektin. Ama ben seni suçladım…
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. Babamın ölümünden sonra her şeyin suçlusu benmişim gibi hissettirmişti annem bana. Oysa ben de babamı kaybetmiştim; hem de en çok ona ihtiyacım olduğu yaşta.
— Anne, ben de çok yalnız kaldım o zamanlar… Okulda herkes babamı soruyordu, ben cevap veremiyordum. Sen ise bana hiç sarılmadın…
Annem ağlamaya başladı. Yıllarca tuttuğu gözyaşları şimdi sel olmuştu.
— Affet beni kızım… Ne olur affet…
O an ona sarılmak istedim ama vücudum kıpırdayamadı. İçimde hâlâ kırıklar vardı; ama ilk defa annemin de insan olduğunu gördüm.
Birden kapı çaldı. Komşumuz Ayşe Teyze elinde tabakla içeri girdi.
— Kızlar, börek getirdim size! Hayırdır, ağlıyor musunuz?
Annem hemen gözyaşlarını sildi, ben ise başımı öne eğdim.
— Yok Ayşe Abla, biraz eski günleri andık da… dedim zoraki bir gülümsemeyle.
Ayşe Teyze masaya böreği koydu, bize baktı.
— Aile olmak kolay değil kızım… Ben de yıllarca anneme kırgındım ama şimdi keşke yanımda olsa diyorum.
Ayşe Teyze çıktıktan sonra annemle göz göze geldik.
— Kızım… Yeniden başlayabilir miyiz? dedi annem umutsuzca.
Bir an düşündüm. On yıl boyunca içimde büyüttüğüm öfke ve kırgınlık, bir anda eriyip gitmedi elbette. Ama ilk defa annemin de pişman olduğunu gördüm.
— Deneyelim anne… Ama kolay olmayacak.
Annem başını salladı.
O günden sonra evdeki sessizlik yavaş yavaş azalmaya başladı. Akşamları birlikte televizyon izlemeye başladık; bazen eski fotoğraflara bakıp ağladık, bazen de güldük. Annem bana çocukluğumdan hikâyeler anlattı; ben ona iş yerindeki sıkıntılarımı anlattım.
Ama en çok da affetmenin ne kadar zor olduğunu öğrendim bu süreçte. Her şey bir anda düzelmedi; bazen yine tartıştık, bazen yine sustuk. Ama artık aramızda konuşulmamış şeyler yoktu.
Bir gün annem bana sarıldı ve “İyi ki varsın kızım,” dedi.
O an yıllardır beklediğim huzuru hissettim.
Şimdi düşünüyorum da; acaba affetmek mi daha zor, yoksa yıllarca susmak mı? Siz olsanız hangisini seçerdiniz?