Bir Kaçışın Eşiğinde: Bir Kadının Köyden Kurtuluş Hikayesi
“Zeynep, kalk! Daha ahır temizlenecek, süt sağılacak!” Kayınvalidemin sesi, sabahın köründe beynimi zonklatıyor. Gözlerimi açmadan, içimdeki isyanı bastırmaya çalışıyorum. Yastığımın ucunda, üç yaşındaki kızım Elif’in minik eli. Onun huzurla uyuyan yüzüne bakarken, içimdeki fırtına daha da büyüyor. Ben bu köyde, bu evde, bu hayatta sıkışıp kaldım. Her sabah aynı: Kayınvalidem Hatice Hanım’ın bitmek bilmeyen emirleri, kayınpederim Mustafa Bey’in sessiz ama baskıcı bakışları, eşim Murat’ın ise “Ne var, herkes böyle yaşıyor!” diye kestirip atan umursamazlığı.
Daha on sekizimdeydim, Murat’la evlendiğimde. İstanbul’da okumuş, hayalleri olan bir genç kızken, babamın “Kız kısmı okuyup da ne olacak, evinin kadını olsun!” sözüyle köydeki bu hayata sürüklendim. Başta Murat’ın gülüşüne, bana olan ilgisine kandım. Ama evlendikten sonra her şey değişti. Sanki ben artık onların malıydım. Sabahın altısında kalk, tavuklara yem ver, ahırı temizle, tarlaya git, akşam yemeğini hazırla… Elif doğduğunda, bir nebze olsun değişir sandım. Ama tam tersi oldu. Şimdi hem Elif’e bakıyor, hem de evin bütün işlerini tek başıma yapıyordum.
Bir gün, akşam yemeğinde, kayınvalidem yine başladı: “Zeynep, yarın sabah erkenden kalkacaksın. Kuzu doğuracak, başında durman lazım. Sonra da bahçede domates fidelerini dikeceğiz. Elif’i de yanına al, alışsın artık.” Murat ise başını kaldırmadan, “Annem ne diyorsa o!” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Ben Elif’i, çocukluğunu yaşasın, mutlu olsun diye büyütmek isterken, onlar onu da bu hayatın içine çekmeye çalışıyorlardı. O gece, Elif’i uyuttuktan sonra, pencereden dışarı baktım. Ay ışığı, köyün toprak yollarını aydınlatıyordu. İçimden, “Buradan gitmeliyim,” dedim. “Hem kendim, hem Elif için.”
O günden sonra, kaçış planları yapmaya başladım. Gizlice, Elif’in ve benim en gerekli eşyalarımızı bir çantaya koydum. Kimliğim, biraz para, Elif’in sevdiği oyuncak ayısı, birkaç kıyafet… Her gece, çantayı yatağımın altına sakladım. Murat’ın ve ailesinin anlamaması için, her zamanki gibi davranmaya çalıştım. Ama içimdeki korku ve heyecan, her geçen gün büyüyordu.
Bir akşam, Murat eve sarhoş geldi. Yine köy kahvesinde arkadaşlarıyla içmiş, eve gelince de bana bağırmaya başladı: “Senin yüzünden annem hasta oldu! Bir iş beceremiyorsun! Şehirli olacaksın ya, burnun havada!” O an, Elif korkuyla ağlamaya başladı. Onu kucağıma aldım, “Korkma kızım, ben yanındayım,” dedim. Murat, “Bırak o çocuğu, gel buraya!” diye bağırdı. Kayınvalidem ise, “Zeynep, kadın dediğin kocasına hizmet eder! Bizim zamanımızda böyle miydi?” diye ekledi. O gece, Elif’le birlikte odama kapandım. Sabaha kadar uyuyamadım. Gözümde yaşlarla, “Burada kalırsam, Elif de benim gibi olacak,” dedim. “Hayalleri, umutları elinden alınacak.”
Bir sabah, Murat ve ailesi tarlaya gitmişti. Evin içinde bir sessizlik vardı. Elif’i giydirdim, çantamızı aldım. Kapıdan çıkarken, kalbim deli gibi atıyordu. Köyün minibüsüne binip, en yakın kasabaya gitmeyi planladım. Oradan da İstanbul’a, ablamın yanına… Ama tam kapıdan çıkarken, komşu Ayşe Teyze beni gördü. “Zeynep, nereye böyle?” diye sordu. Bir an duraksadım, “Elif’i doktora götüreceğim, ateşi var,” dedim. Şüpheyle baktı ama bir şey demedi. Hızla köyün çıkışına yürüdüm. Minibüs durağına vardığımda, elim ayağım titriyordu. Elif, “Anne, nereye gidiyoruz?” diye sordu. “Güzel bir yere, kızım. Orada mutlu olacağız,” dedim.
Minibüs geldiğinde, şoför Hüseyin Abi, “Hayırdır Zeynep, bu saatte nereye?” dedi. “Kasabaya, Elif’i doktora götüreceğim,” dedim yine. Minibüs hareket ettiğinde, pencereden köyüme son kez baktım. İçimde hem bir korku, hem de bir özgürlük hissi vardı. Kasabaya vardığımızda, ablamı aradım. “Ablacığım, ben geliyorum. Elif’le birlikte. Bize yardım eder misin?” dedim. Ablam, “Tabii ki Zeynep! Hemen gelin, burada güvendesiniz,” dedi. O an, ilk defa umutlandım.
Ama işler o kadar kolay değildi. Murat, kayınvalidem ve kayınpederim, kasabada olduğumu öğrenmişler. Bir gün, kasabadaki evin önünde Murat’ı gördüm. Bağırarak, “Zeynep, hemen eve dön! Yoksa Elif’i senden alırım!” dedi. Elif korkudan ağlamaya başladı. Ablam araya girdi, “Defol git buradan! Zeynep artık senin kölen değil!” dedi. Murat, “Sen karışma! Zeynep benim karım!” diye bağırdı. O an, polise gitmekten başka çarem olmadığını anladım. Karakola gidip, olanları anlattım. Polisler, “Korkma Zeynep, seni ve kızını koruyacağız,” dediler. O an, ilk defa kendimi güvende hissettim.
Boşanma davası açtım. Mahkemeler, tehditler, köyden gelen dedikodular… Herkes, “Zeynep yuvasını yıktı!” dedi. Ama ben, Elif’in gözlerindeki mutluluğu gördükçe, doğru yaptığımı biliyordum. İstanbul’da yeni bir hayat kurduk. Zor oldu, çok ağladım, çok korktum. Ama Elif’in her sabah bana sarılıp, “Anne, burada çok mutluyum,” demesi, her şeye değdi.
Şimdi, geceleri Elif uyurken, pencereden İstanbul’un ışıklarına bakıyorum. “Acaba başka kaç kadın, benim gibi bir çıkış yolu arıyor?” diye düşünüyorum. “Bir anne, çocuğu için neleri göze alabilir? Siz olsaydınız, ne yapardınız?”