Tırnaklarımdaki Yarım Ayın Hikayesi
“Zeynep, neden tırnaklarına öyle bakıyorsun?” Annemin sesi, mutfakta kaynayan çayın buharı kadar ağır ve bulanıktı. O sabah, ellerimi masanın üstünde birleştirip tırnaklarımın dibindeki o soluk yarım ayı inceliyordum. Sanki orada, parmak uçlarımda, hayatımın cevabı gizliydi. Annem, göz ucuyla bana bakıp başını tekrar gazeteye gömdü. Babamın gidişinden sonra evdeki sessizlik, tırnaklarımın dibindeki o sessiz beyazlık kadar belirgindi.
İstanbul’un gri sabahlarından biriydi. Dışarıda martılar bağırıyor, içimde ise bir fırtına kopuyordu. Babam üç yıl önce, bir sabah ansızın evi terk etmişti. O günden beri annemle aramızda görünmez bir duvar vardı. Ben ise, o duvarın ardında, kendi bedenimdeki değişimleri anlamaya çalışıyordum. Tırnaklarımın dibindeki yarım ayı ilk defa o sabah fark ettim. İnternetten okuduğum bir yazıda, bu yarım ayların sağlıkla ilgili ipuçları verdiği yazıyordu. “Acaba bende de bir şey mi var?” diye düşündüm.
O gün okula giderken, otobüste camdan dışarı bakıp kendi yansımamı izledim. Arkadaşlarımın hayatı bana hep daha kolay gelirdi. Onların anneleriyle babaları hâlâ aynı evdeydi, akşam yemeklerinde birlikte gülüyorlardı. Benim evimde ise, annemle aramızda geçen konuşmalar ya gereksizdi ya da yarım kalıyordu. Babamın yokluğu, tırnaklarımın dibindeki o eksik beyazlık gibi, hep bir şeylerin tamamlanmadığını hissettiriyordu.
Okulda, en yakın arkadaşım Elif yanıma geldi. “Zeynep, iyi misin? Çok dalgınsın.” dedi. Ona tırnaklarımdaki yarım ayı gösterdim. “Biliyor musun, bu lunula deniyormuş. Sağlıkla ilgiliymiş. Sende var mı?” dedim. Elif ellerine baktı, sonra bana sarıldı. “Senin derdin tırnakların değil ki, Zeynep. Senin derdin baban.” dedi. O an gözlerim doldu. Elif’in haklı olduğunu biliyordum ama bunu kendime bile itiraf edemiyordum.
O akşam eve döndüğümde, annem mutfakta sessizce yemek yapıyordu. Masaya oturdum, ellerimi tekrar inceledim. Annem birden, “Babanı özlüyor musun?” diye sordu. O kadar beklenmedik bir soruydu ki, ne diyeceğimi bilemedim. “Bilmiyorum anne. Sadece… her şey eksik gibi.” dedim. Annem gözlerini kaçırdı, tencerenin kapağını kapattı. “Bazen insanlar gitmeyi seçer, Zeynep. Bizim suçumuz değil.” dedi. Ama ben, babamın gidişinde kendi payımı aramaktan vazgeçemiyordum.
Bir gece, odamda otururken babamdan kalan eski bir defteri buldum. İçinde bana yazdığı bir mektup vardı. “Sevgili kızım, hayat bazen beklemediğimiz şekilde değişir. Senin güçlü olmanı istiyorum. Ellerindeki yarım aylar, sana her zaman umut versin.” O an, tırnaklarımdaki o beyazlık bana babamın sevgisini hatırlattı. Ama aynı zamanda, onun yokluğunun acısını da.
Liseye başladığımda, annemle aramızdaki mesafe daha da arttı. O, kendi acısına gömülmüş, ben ise kendi bedenimdeki işaretleri çözmeye çalışıyordum. Bir gün, tırnaklarımın dibindeki yarım ayların küçüldüğünü fark ettim. Korktum. İnternetten okuduklarım, vitamin eksikliğinden kansere kadar her şeyi yazıyordu. Anneme söylemek istedim ama aramızdaki duvarı aşamadım. Bunun yerine, Elif’e anlattım. Elif, “Doktora gitmelisin.” dedi. Ama ben, anneme yük olmak istemiyordum. Zaten yeterince üzgündü.
Bir sabah, okula giderken bayıldım. Gözümü açtığımda, annem başucumdaydı. Gözleri yaşlıydı. “Zeynep, neden bana hiçbir şey söylemedin?” dedi. O an, aramızdaki duvarın ilk kez çatladığını hissettim. Annem beni hastaneye götürdü. Doktor, kansızlık ve vitamin eksikliği teşhisi koydu. “Bu yaşta bu kadar stres, bu kadar yük fazla.” dedi. Annem bana sarıldı. “Bundan sonra her şeyi birlikte aşacağız.” dedi. O an, tırnaklarımdaki yarım ayın anlamı değişti. Artık bana babamı değil, annemin sevgisini hatırlatıyordu.
Zamanla, annemle daha çok konuşmaya başladık. Birlikte yemek yaptık, yürüyüşlere çıktık. Babamdan kalan acı, yerini yavaş yavaş kabullenişe bıraktı. Tırnaklarımın dibindeki yarım aylar tekrar belirginleşti. Artık onlara baktığımda, geçmişin acısını değil, geleceğin umudunu görüyordum. Ama bazen, geceleri yatağımda yatarken, hâlâ kendime soruyorum: Bir insan, eksik kalan bir parçayla nasıl tamamlanır? Siz hiç, tırnaklarınızdaki yarım ayı fark ettiniz mi? Belki de hayatımızdaki küçük işaretler, en büyük cevapları saklıyordur.