Kaybolan Evim: Bir Türk Gencinin Mücadelesi

“Burası benim odam!” diye bağırdım, sesim titreyerek. Kapının önünde durmuş, ellerimi yumruk yapmıştım. Karşımda, babamın yeni eşi Şermin Hanım’ın oğlu Burak, bana küçümseyici bir bakış attı. “Artık değil, babam öyle dedi,” dedi alaycı bir sesle. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Annemin ölümünden sonra babamın hızla yeniden evlenmesiyle başlayan bu kabus, şimdi evimin her köşesine yayılmıştı. Odamı, kitaplarımı, hatta annemden kalan eski bir atkıyı bile elimden almışlardı. Babam ise, sanki hiçbir şey olmamış gibi, mutfakta yeni karısına çay koyuyordu.

O sabah kahvaltı masasında otururken, Şermin Hanım’ın kızı Elif’in bana ait olan defteri karaladığına şahit oldum. “Bunu bana kim verdi?” diye sordum, sesim çatallandı. Elif, “Artık hepimiz kardeşiz, her şey ortak,” dedi. Babam göz göze gelmekten kaçındı. Annemin bana öğrettiği sabrı hatırlamaya çalıştım ama gözlerim doldu. O an, bu evde artık bana yer olmadığını anladım. Ama içimde bir ses, “Burası senin evin, bırakma!” diye haykırıyordu.

Okulda da işler iyi gitmiyordu. Arkadaşlarım, babamın yeniden evlendiğini duyunca bana acıyan gözlerle bakıyorlardı. En yakın arkadaşım Mert, “Abi, dayanamazdım ben senin yerinde olsam,” dediğinde, içimdeki yalnızlık daha da büyüdü. Eve döndüğümde, Burak’ın benim bilgisayarımı kurcaladığını gördüm. “Ne yapıyorsun?” diye sordum. “Senin artık hiçbir şeyin yok, alışsan iyi olur,” dedi. O an, ona saldırmak istedim ama kendimi tuttum. Annemin bana öğrettiği sabır, şimdi bana işkence gibi geliyordu.

Bir gece, annemin eski günlüğünü bulmak için gizlice depoya girdim. Günlüğü bulduğumda, sayfalarına dokunurken gözyaşlarım aktı. Annem, “Hayatta ne olursa olsun, kendi değerini unutma,” diye yazmıştı. O an karar verdim: Bu evi, bu hayatı geri alacaktım. Ama nasıl?

Ertesi gün, babamla konuşmaya karar verdim. “Baba, ben bu evde kendimi yabancı gibi hissediyorum,” dedim. Babam, gözlerini kaçırarak, “Alışacaksın oğlum, herkes için zor,” dedi. “Ama benim odamı, eşyalarımı aldılar. Annemin hatıralarını bile…” dedim, sesim titreyerek. Babam, “Şermin de çocuklarını düşünüyor, biraz anlayışlı ol,” dedi. O an, babamın artık bana ait olmadığını, yeni ailesine ait olduğunu hissettim. İçimdeki öfke büyüdü.

Bir süre sonra, evdeki huzursuzluk daha da arttı. Burak ve Elif, bana sürekli sataşıyor, eşyalarımı izinsiz alıyorlardı. Şermin Hanım ise, her fırsatta beni suçluyor, “Sen de biraz uyum sağla artık!” diyordu. Bir akşam, babam işten geç gelince, Şermin Hanım bana bağırdı: “Senin yüzünden bu evde huzur yok!” O an, dayanamayarak dışarı fırladım. Soğukta, apartmanın merdivenlerinde otururken, annemin bana sarıldığı günleri hatırladım. “Neden ben?” diye sordum kendime. “Neden benim evim, benim hayatım elimden alındı?”

O gece, Mert’i aradım. “Dayanamıyorum artık,” dedim. Mert, “Gel bizde kal bir süre,” dedi. Ama kaçmak istemedim. Bu ev benimdi, annemin hatırasıydı. O yüzden, mücadele etmeye karar verdim. Önce, Burak’ın bana ait olan eşyalarıma zarar verdiğini kanıtlamak için telefonumla video çektim. Sonra, babama gösterdim. Babam, ilk kez Burak’a kızdı. “Oğlumun eşyalarına dokunma!” dedi. O an, içimde bir umut yeşerdi.

Ama işler hemen düzelmedi. Şermin Hanım, babama baskı yapmaya başladı. “Ya ben ya oğlun!” dedi bir gece. Babam, sessizce odama geldi. “Oğlum, biraz daha sabret. Her şey düzelecek,” dedi. Ama gözlerinde korku vardı. O an, babamın da bu evde mutsuz olduğunu anladım. Belki de o da kaybolmuştu, tıpkı benim gibi.

Bir gün, okuldan eve döndüğümde, annemin eski fotoğraflarının çöpe atıldığını gördüm. Kalbim sıkıştı. Çöpten fotoğrafları çıkarıp, odama sakladım. O gece, annemin fotoğrafına bakarak, “Sana söz veriyorum, bu evi geri alacağım,” dedim.

Bir plan yaptım. Okulda daha başarılı olmaya, burs almaya karar verdim. Böylece, kendi ayaklarım üzerinde durabilecektim. Aynı zamanda, babamla daha fazla konuşmaya, ona annemin hatıralarının benim için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya başladım. Babam, yavaş yavaş bana hak vermeye başladı. Şermin Hanım ise, bana karşı daha da sertleşti. Ama ben yılmadım.

Bir gün, Burak bana saldırdı. Okuldan eve dönerken, apartmanın önünde beni bekliyordu. “Senin yüzünden annem babamla kavga ediyor!” diye bağırdı. Kavga ettik. Komşular ayırdı bizi. Babam eve gelince, olanları öğrendi. Bu kez, ilk kez, “Yeter artık!” diye bağırdı. “Bu evde herkes birbirine saygı gösterecek!” O an, ilk kez, babamın gerçekten benim yanımda olduğunu hissettim.

Zamanla, evdeki dengeler değişmeye başladı. Babam, Şermin Hanım’a, “Oğlumun annesinin hatıralarına dokunmayacaksın,” dedi. Ben de, Burak ve Elif’le mesafemi koruyarak, kendi alanımı savundum. Okulda burs kazandım. Kendi odamı, kendi köşemi yeniden kurdum. Annemin günlüğünü, fotoğraflarını sakladım. Artık, bu evde bir yabancı değil, kendi hayatının sahibi bir gençtim.

Şimdi, geceleri annemin fotoğrafına bakarken, “Acaba annem olsa ne derdi?” diye düşünüyorum. “Bir insan, kendi evini, kendi hayatını geri almak için ne kadar mücadele etmeli?” Siz olsanız, vazgeçer miydiniz yoksa savaşır mıydınız?