Küpe Hırsızlığı: Kendi Evimde Yabancı

“Bu imkânsız! Bunlar benim küpelerim!” diye bağırdım, bilgisayar ekranına bakarken ellerim titriyordu. Annem mutfaktan seslendi: “Aylin, ne oldu yine? Sabah sabah ne bu telaş?” Cevap veremedim, boğazımda bir düğüm vardı. O küpeler, babamın bana üniversiteyi kazandığımda hediye ettiği, her özel günde taktığım, bana uğur getirdiğine inandığım küpelerdi. Onları en son üç gün önce, iş görüşmesine giderken takmıştım. Eve döndüğümde, yorgunluktan hemen yatağa atmıştım kendimi. O günden beri de ortada yoklardı. Önce klasik bir unutkanlık sandım, belki başka bir kutuya koymuşumdur dedim. Ama şimdi, Allegro’da, tanımadığım bir satıcının ilanında karşıma çıkınca, içimde bir şeyler koptu.

O an, evdeki sessizlik bile bana yabancı geldi. Annem yanıma geldi, ekrana baktı. “Ne oldu, neye bakıyorsun?” dedi. Gözlerim doldu, “Anne, bunlar benim küpelerim. Bak, şurada minik bir çizik var, ben çocukken düşürmüştüm. Bu benim küpelerim!” Annem bir an duraksadı, sonra omzuma dokundu. “Kızım, belki benzer bir modeldir. Her şeyini kaybediyorsun zaten, yine bir yere koymuşsundur.”

Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Son zamanlarda sadece küpelerim değil, başka küçük eşyalarım da kaybolmuştu. Birkaç defa cüzdanımdan para eksilmişti, ama bunu da kendi dalgınlığıma vermiştim. Şimdi ise, her şeyin bir araya gelmesiyle, evimde bir yabancının varlığına inanmaya başladım. Ama kimdi bu? Evde sadece annem, babam ve ben yaşıyorduk. Kardeşim Zeynep, üniversite için başka şehirdeydi. Annemle babam ise, yıllardır aynı rutinde, evden işe, işten eve dönerlerdi. Bizim evde yabancı birinin olması imkânsızdı. Ya da ben öyle sanıyordum.

O gün, akşam yemeğinde masaya oturduğumda, içimdeki huzursuzluk büyüdü. Babam her zamanki gibi sessizdi, annem ise sürekli bana bakıyordu. Birden, “Aylin, bugün biraz tuhafsın. Bir şey mi oldu?” dedi. Elimde olmadan patladım: “Evde bir şeyler kayboluyor! Küpelerim, cüzdanımdan para… Şimdi de internette satılıyorlar! Kim yapıyor bunu?” Babam kaşığını bıraktı, annem ise gözlerini kaçırdı. “Kızım, saçmalama. Evde yabancı yok ki. Belki temizlikçi kadın yanlışlıkla bir şeyleri almıştır,” dedi annem. Ama biz haftalardır temizlikçi çağırmıyorduk. O an, annemin gözlerinde bir şeyler yakaladım. Bir suçluluk, bir korku…

O gece uyuyamadım. Annemin davranışları kafama takılmıştı. Sabah erkenden kalkıp, evdeki tüm çekmeceleri, dolapları, kutuları aradım. Hiçbir şey bulamadım. Sonra, annemin odasına girdim. Onun makyaj masasının çekmecesini açtığımda, aradığım cevabı buldum. Orada, benim kaybolan diğer takılarım, biriktirdiğim bozuk paralar, hatta çocukluğumdan kalma bir kolye vardı. Şok oldum. Annem neden bunları saklıyordu? O an, annemin kapıda dikildiğini fark ettim. Gözleri dolmuştu. “Aylin, lütfen… Açıklayabilirim,” dedi titrek bir sesle.

Oturduk. Annem, gözyaşları içinde anlatmaya başladı. “Baban işini kaybetti, biliyorsun. Maddi olarak çok zor durumdayız. Ben de… Sana söyleyemedim. Evdeki bazı eşyaları, takılarını, bozuk paralarını internetten satmaya başladım. Sana zarar vermek istemedim, ama başka çarem yoktu. Baban gururundan kimseye söyleyemiyor. Ben de bir şekilde evin masraflarını karşılamaya çalıştım.”

O an, içimdeki öfke yerini acıya bıraktı. Annem, bana zarar vermek için değil, ailemizi ayakta tutmak için bu yolu seçmişti. Ama yine de, bana sormadan, gizlice eşyalarımı satması, aramızdaki güveni sarsmıştı. “Anne, bana neden söylemedin? Beraber bir çözüm bulabilirdik. Ben de çalışıyorum, katkıda bulunabilirdim,” dedim. Annem başını eğdi. “Senin de hayallerin var, seni üzmek istemedim. Zaten yeterince yükün var. Ama artık saklayacak gücüm kalmadı.”

O gün, babamla da konuştuk. Babam, işsizliğin getirdiği utançla, gözlerime bakamıyordu. “Kızım, ben sana örnek olmak isterdim. Ama hayat bazen insanı çaresiz bırakıyor,” dedi. O an, ailemizin ne kadar kırılgan olduğunu, her birimizin kendi acısını, korkusunu nasıl sakladığını anladım. Birbirimize destek olmamız gerekirken, sırlarımızla birbirimizi daha da uzaklaştırmıştık.

Bir hafta boyunca evde gergin bir hava vardı. Annem, bana karşı mahcup, babam ise sessizdi. Ben ise, bir yandan aileme kızgın, bir yandan da onları anlamaya çalışıyordum. İş yerinde bile aklım evdeydi. Akşamları eve döndüğümde, annemle uzun uzun konuştuk. Ona, birlikte hareket etmemiz gerektiğini, sorunları paylaşmanın bizi güçlendireceğini anlattım. Annem, ilk defa içini bu kadar döktü. “Bazen, anne olmak her şeyi tek başına halletmek demek sanıyorsun. Ama aslında, en çok da çocuklarına güvenmen gerekiyor,” dedi.

Bir gün, Zeynep aradı. Ona hiçbir şey anlatmamıştım. Sadece sesini duymak istedim. “Aylin abla, iyi misin? Sesin kötü geliyor,” dedi. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Zeynep, “Keşke bana da söyleseydiniz. Ben de çalışıyorum, ailem için elimden geleni yaparım,” dedi. O an, aile olmanın ne demek olduğunu bir kez daha anladım. Sadece iyi günde değil, kötü günde de birbirimize sarılmamız gerekiyordu.

Bir ay sonra, babam yeni bir iş buldu. Annem, bana her şeyi anlattığı için rahatlamıştı. Ben ise, ailemle aramdaki güveni yeniden inşa etmeye çalışıyordum. Kaybolan küpelerimin yerine yenisini aldım, ama o ilk küpelerimin manevi değerini hiçbir şey dolduramazdı. Yine de, yaşadıklarımızdan sonra, ailemin yanında olmanın, onlara güvenmenin ne kadar önemli olduğunu anladım. Artık evimizde sır yoktu. Her şeyi konuşabiliyor, birlikte çözüm arayabiliyorduk.

Bazen, geceleri yatağımda uzanırken, kendi kendime soruyorum: “Bir insan, ailesine güvenini kaybedince, yeniden nasıl inşa eder? Siz olsanız, affedebilir miydiniz?”