Kayıp Bir Evlat, Sessiz Bir Anne: Zeynep’in Hikayesi

“Emre! Emre, neredesin oğlum?” diye bağırdım yine, sesim mutfağın soğuk duvarlarında yankılandı. O an, sabahın köründe posta kutusunun başında titreyen ellerimle anahtarı çevirirken, içimdeki boşluğun bir kez daha büyüdüğünü hissettim. Dokuz ay oldu. Dokuz koca ay… Her sabah, ilk ışıklar camdan süzülürken, umutla posta kutusunu açıyorum. Belki bir mektup, belki bir not… Ama her defasında bomboş. Sanki Emre hiç var olmamış gibi.

Kocam Hasan, artık bu konudan hiç bahsetmiyor. “Zeynep, yeter artık! Kendini harap ediyorsun,” diyor. Ama nasıl unutulur bir evlat? Nasıl susulur? Oğlumun odasına her girdiğimde, kokusu hâlâ yastığında. Kitapları, defterleri, hatta yarım bıraktığı çayı… Her şey yerli yerinde. Sadece Emre yok.

Kızım Elif ise bambaşka bir dünyada yaşıyor sanki. Telefonuna gömülmüş, göz göze gelmemek için elinden geleni yapıyor. Bir gün patladım: “Senin hiç umurunda değil mi kardeşin?” dedim. Gözleri doldu ama yine de sustu. Sonra odasına kapanıp saatlerce ağladı. O an anladım ki, herkes kendi acısında boğuluyor bu evde.

Emre’nin kaybolduğu gün, her şey sıradandı aslında. Okula gitmek için evden çıktı. “Anne, akşam geç kalabilirim, arkadaşlarla kütüphaneye gideceğiz,” dedi. Sonra bir daha dönmedi. Polisler geldi, sorular sordular, arkadaşlarını aradılar. Ama hiçbir iz yoktu. Sanki yer yarılmış da içine girmişti oğlum.

Mahallede dedikodular başladı tabii. “Zeynep Hanım’ın oğlu kesin bir şeye bulaştı,” diyenler oldu. Kimisi “Kendi isteğiyle gitmiştir,” dedi. Kimisi de “Allah sabır versin,” deyip geçiştirdi. Ama kimse gerçekten anlamadı benim acımı.

Bir gece Hasan’la kavga ettik. “Senin yüzünden oldu! Çok baskı yaptın çocuğa!” diye bağırdı bana. Ben de ona: “Sen hiç ilgilenmedin ki! Hep işin peşindeydin!” dedim. O an evdeki sessizlik yerini fırtınaya bıraktı. Elif kapısını kapatıp kulaklarını tıkadı. Biz ise birbirimize yabancı iki insan gibi sustuk sonunda.

Geceleri uyuyamıyorum artık. Emre’nin fotoğrafına bakıp dua ediyorum: “Allah’ım, ne olur oğlumu bana geri ver.” Bazen rüyamda görüyorum onu; bana gülümsüyor, “Anne korkma, iyiyim,” diyor. Uyanınca yastığım sırılsıklam oluyor.

Bir gün posta kutusunda bir zarf buldum. Kalbim deli gibi atmaya başladı. Zarfın üstünde ne isim vardı ne adres… Ellerim titreyerek açtım. İçinden sadece bir kağıt çıktı: “Beni arama anne.” O an dizlerimin bağı çözüldü, yere yığıldım. Hasan koştu geldi, Elif ağlamaya başladı. Polisler geldi tekrar; “Bu Emre’nin el yazısı mı?” diye sordular. Emin olamadım… Sanki onun yazısıydı ama sanki değildi de.

O günden sonra evdeki hava daha da ağırlaştı. Hasan iyice içine kapandı, Elif ise büsbütün uzaklaştı bizden. Ben ise her sabah aynı rutini tekrarlamaya devam ettim: posta kutusu, Emre’nin odası, dua…

Bir akşam Elif yanıma geldi, sessizce oturdu yanımda. “Anne,” dedi fısıltıyla, “Belki de Emre gerçekten gitmek istedi… Belki de biz onu anlamadık.” O an içimde bir şeyler koptu. Kendi anneliğimi sorgulamaya başladım: Çok mu baskı yaptım? Onu çok mu korumak istedim? Belki de kendi korkularımı ona yükledim.

Bir gün mahallede komşum Ayşe Hanım’la karşılaştım. “Zeynep, senin yaşadığını kimse anlamaz,” dedi. “Ama pes etme! Oğlun neredeyse bir gün döner.” O sözler bana biraz umut verdi ama aynı zamanda içimi daha da acıttı.

Hasan’la aramızdaki mesafe büyüdükçe büyüdü. Bir gece bana dönüp “Belki de boşanmalıyız,” dedi sessizce. Gözlerim doldu ama karşı çıkamadım. Çünkü biz artık aynı acının içinde kaybolmuş iki yabancıydık.

Bir gün Emre’nin en yakın arkadaşı Murat geldi eve. Gözleri yerdeydi, sesi titriyordu: “Teyze… Emre son zamanlarda çok mutsuzdu,” dedi. “Bize hiç anlatmadığı şeyler vardı galiba.” O an anladım ki oğlumun iç dünyasını hiç görememişim.

Her gün televizyonlarda kayıp çocuk haberleri izliyorum şimdi. Her yeni haberle yüreğim sıkışıyor; her yeni yüz bana Emre’yi hatırlatıyor.

Bazen düşünüyorum: Toplum olarak neden bu kadar suskunuz? Neden aile içinde konuşamıyoruz? Neden çocuklarımızı dinlemiyoruz? Belki de en büyük suçumuz bu sessizlik…

Şimdi yine posta kutusunun başındayım. Ellerim titriyor ama hâlâ umutluyum. Belki bir gün Emre döner… Belki de dönmez ama ben beklemeye devam edeceğim.

Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir anne olarak susar mıydınız yoksa mücadeleye devam mı ederdiniz?