Boşanmak Utanç mı, Yoksa Kurtuluş mu?

“Sakın boşanmayı düşünme, kızım! Bütün aileye rezil oluruz.” Annemin sesi telefonda yankılandığında, mutfağın ortasında elimde çay bardağıyla donup kaldım. O an, içimde bir şeyler koptu. Sanki boğazıma bir düğüm oturdu, nefes almakta zorlandım. Annemin sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. “Sen bizim yüzümüzü yere düşüremezsin, Zeynep. Bizim ailede boşanmak yok!”

Oysa ben, her sabah aynı adamla uyanmanın ağırlığını, her akşam eve dönerken içimde büyüyen huzursuzluğu anlatamıyordum kimseye. Kocam Serkan’la evliliğimizin ilk yılları güzeldi, evet. Ama zamanla, onun ilgisizliği, öfkesi, bana karşı küçümseyici bakışları, beni yavaş yavaş yok etti. Bir gün, banyoda aynaya bakarken kendimi tanıyamadım. Gözlerimin altındaki morluklar, yüzümdeki solgunluk… “Bu ben miyim?” dedim kendi kendime. O an karar verdim: Artık mutsuzluğuma daha fazla tahammül edemeyecektim.

Ama işte, annem… Her konuşmamızda aynı cümleler, aynı baskı. “Komşular ne der, akrabalar ne der? Senin yüzünden başımızı kaldıramayız!” Bir gün, annemle yüz yüze konuşmaya karar verdim. Evlerine gittiğimde, annem mutfakta, babam ise televizyonun karşısında oturuyordu. Annem bana çay koyarken, gözlerimin içine bakmadan, “Serkan iyi çocuktur, biraz sabret. Her evlilikte olur böyle şeyler,” dedi. Dayanamadım, gözlerim doldu. “Anne, ben mutsuzum. Her gün biraz daha tükeniyorum. Serkan bana bağırıyor, aşağılıyor. Artık dayanamıyorum,” dedim. Annem, çay tepsisini masaya bırakırken, “Sen de biraz alttan al. Bizim zamanımızda kadınlar kocalarına böyle şeyler söylemezdi. Sabretmek gerek,” diye karşılık verdi.

O an, annemin gözlerinde korkuyu gördüm. Kendi gençliğinde yaşadığı acıları, sustuğu yılları… Ama yine de, bana sabretmemi söylüyordu. Babam ise, “Kızım, evlilik kolay değil. Herkesin derdi var. Boşanmak kolay, ama sonrası zor. Hem çocuk ne olacak?” dedi. Evet, oğlum Efe… Onun için de endişeliydim. Ama bir çocuğun mutsuz bir evde büyümesinin, boşanmış anne-baba ile büyümesinden daha iyi olup olmadığını bilmiyordum.

O gece eve döndüğümde, Serkan yine geç gelmişti. Yorgun, sinirli ve alaycıydı. “Yine annenlere mi gittin? Onlar dolduruyor kafanı, değil mi?” dedi. Cevap vermedim. İçimde bir fırtına kopuyordu. Oğlum Efe odasında sessizce oyun oynuyordu. Yanına gittim, saçlarını okşadım. “Anne, sen üzgün müsün?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Biraz yorgunum, canım oğlum,” dedim. O an, Efe’nin gözlerinde korkuyu gördüm. Annemle babamın tartışmalarını duyan bir çocuk gibi…

Ertesi gün, iş yerinde de aklımda hep aynı soru vardı: “Boşanmak utanç mı, yoksa kurtuluş mu?” Arkadaşım Derya, bana destek oldu. “Zeynep, kimse senin hayatını senin kadar iyi bilemez. Mutlu değilsen, kimse için kendini feda etme,” dedi. Ama annemin sesi hâlâ kulaklarımdaydı. “Ailemiz ne der, komşular ne der?”

Bir akşam, Serkan’la büyük bir kavga ettik. Beni yine küçümsedi, bağırdı. O an, içimdeki korku yerini öfkeye bıraktı. “Artık yeter!” diye bağırdım. “Ben bu evde mutsuzum! Seninle yaşamak istemiyorum!” Serkan şaşırdı, ilk kez bu kadar net konuştum. “Ne diyorsun sen? Boşanmak mı istiyorsun? Herkesin diline düşeceğiz!” dedi. “Varsın düşelim!” dedim. “Benim hayatım, başkalarının ne dediğinden daha önemli!”

O gece, oğlumla birlikte annemlere gittim. Annem beni kapıda görünce, gözleri doldu. “Ne yaptın Zeynep?” dedi. “Kurtuldum anne,” dedim. “Artık kendim için yaşayacağım.” Annem uzun süre sessiz kaldı. Sonra, bana sarıldı. “Kızım, ben de gençken çok acı çektim. Ama korktum, sustum. Sen güçlü ol. Belki de haklısın,” dedi. O an, annemin gözlerinde ilk kez anlayış gördüm.

Boşanma süreci kolay olmadı. Akrabalar arkamdan konuştu, komşular fısıldaştı. Ama ben, her geçen gün biraz daha güçlendim. Oğlum Efe, zamanla alıştı. Onunla birlikte yeni bir hayat kurduk. Kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim. Bazen yalnız hissettim, bazen korktum. Ama artık aynaya baktığımda, gözlerimde yeniden ışık görüyorum.

Şimdi, annem bana her aradığında, “İyi misin?” diye soruyor. “İyiyim anne,” diyorum. “Çünkü artık kendim için yaşıyorum.”

Bazen düşünüyorum: Toplumun baskısı, ailelerin korkuları, kadınların suskunluğu… Hangisi daha ağır? Boşanmak mı utanç, yoksa bir ömür boyu mutsuz yaşamak mı? Sizce hangisi daha zor?