Babamın Annemle Tartışması: Bir Ev, Bir Aile ve Bir Sır
“Sen nasıl yaparsın bunu anne? O ev bizimdi, çocukluğumun geçtiği yerdi!” Babamın sesi, sabahın sessizliğini yırtarken annem mutfakta gözyaşlarını gizlemeye çalışıyordu. Ben ise kapının aralığından, ellerim titreyerek onları izliyordum. Babaannem, İstanbul’un eski mahallelerinden birinde, üç katlı, cumbalı o güzelim evi satmıştı. Kimseye danışmadan, kimseye haber vermeden. O ev, ailemizin hafızasıydı; bayram sofraları, çocuk kahkahaları, dedemin eski radyosu… Şimdi ise bir yabancının olacaktı.
Babam, “Senin yüzünden mi yaptı? Sen mi doldurdun annemi?” diye anneme bağırırken, annem sadece başını sallıyordu. Annem, “Ben de senin kadar şaşkınım, inan bana,” dedi kısık bir sesle. Ama babam inanmıyordu. Çünkü herkes biliyordu ki, babaannemin en çok annemi dinlediğini düşünürdü. Oysa gerçek bambaşkaydı.
O günün akşamı, aile WhatsApp grubunda patlayan mesajlar, evin satışından daha büyük bir deprem yarattı. Amcam, “Bu nasıl olur? Biz yıllardır bekliyoruz, belki bir gün bize kalır diye!” diye yazdı. Yengem, “Kredi çekmedik, çocuklar büyüyor, ev lazım, şimdi ne yapacağız?” diye sitem etti. Babam ise, “Kimseye güven kalmamış, annem bile…” diye yazdıktan sonra gruptan çıktı. O an, ailemizin ne kadar kırılgan olduğunu anladım.
Babaannem ise sessizdi. Herkes ona kızgındı, ama kimse nedenini sormuyordu. Bir gün cesaretimi topladım ve onu aradım. “Babaanne, neden sattın evi?” dedim. Sesi titriyordu, “Kızım, herkes o eve göz dikmişti. Herkes bekliyordu ki, ben ölünce paylaşacaklar. Kimse gelip halimi hatırımı sormuyordu. Sadece evin anahtarını bekliyorlardı. Ben de dedim ki, bu ev kimsenin değil, benim. Satıp, kalan ömrümde rahat yaşamak istedim. Kimseye muhtaç olmak istemedim.”
O an, babaannemin yalnızlığını iliklerime kadar hissettim. Herkesin gözünde bir miras, bir yatırım aracı olan ev, onun için bir yük olmuştu. Oysa biz, o evdeki anılarımızı, geçmişimizi kaybetmiştik. Babam günlerce konuşmadı. Annem, “Baban çok kırıldı, annesine de, kendine de,” dedi. Ben ise, ailemin bu kadar kolay dağılmasına şaşırıyordum.
Bir hafta sonra, ailede büyük bir toplantı yapıldı. Herkes babaannemin evinde toplandı, ama bu sefer evde bir huzursuzluk vardı. Amcam, “Anne, o parayı ne yapacaksın? Bizim de hakkımız var!” dedi. Yengem, “Çocuklarımız var, biz de zor durumdayız!” diye ekledi. Babam ise sessizdi, gözleri doluydu. Babaannem ise, “Ben ölmeden önce kendi kararımı verdim. Kimseye muhtaç olmadan yaşamak istiyorum. Parayı da istediğim gibi harcayacağım,” dedi kararlı bir sesle.
O an, ailedeki herkesin gerçek yüzü ortaya çıktı. Herkesin derdi, babaannemin iyiliği değil, evin kendisiydi. Annem bana döndü ve fısıldadı, “İşte gerçek aile bazen böyle olur. Herkes çıkarını düşünür.”
Aylar geçti, babaannem yeni bir apartman dairesine taşındı. Kimse onu eskisi kadar sık aramaz oldu. Babam, “Annem bizi sattı,” derken, ben babaannemin yalnızlığını düşünüyordum. Bir gün, babaannemi ziyarete gittim. Kapıyı açtığında yüzünde buruk bir gülümseme vardı. “Hoş geldin kızım, kimse gelmiyor artık,” dedi. Oturduk, çay içtik. Bana, “Biliyor musun, bazen insan en yakınlarından bile uzaklaşmak zorunda kalıyor. O evde herkesin gözü vardı, ama kimse bana bakmıyordu,” dedi. Gözleri doldu, ben de ağladım.
Ailemiz bir daha eskisi gibi olmadı. Bayramlarda herkes başka başka yerlere gitti. Babam, amcamla konuşmaz oldu. Annem, “Her şey bir ev yüzünden mi?” diye sık sık iç geçirirdi. Ben ise, o evin sadece bir bina olmadığını, ailemizin kırılganlığının, açgözlülüğünün ve sevgisizliğinin bir aynası olduğunu anladım.
Şimdi, geçmişe bakınca, o evin satılmasıyla sadece bir mülkü değil, bir aileyi de kaybettiğimizi düşünüyorum. Acaba, bir ev, bir aileden daha mı değerliydi? Yoksa biz, değerlerimizi çoktan kaybetmiş miydik?