Kayınvalidemle Oğlunu Paylaşamamak: Bir Kadının Sessiz Savaşı
“Senin yüzünden oğlum bana yabancı oldu, Elif!” diye bağırdı Hatice Hanım, mutfağın ortasında. O an, ellerim titredi, gözlerim doldu. Yine aynı suçlama, yine aynı bakışlar… Sanki ben, onun oğlunu elinden çekip almışım gibi. Oysa ben sadece bir aile kurmak, huzurlu bir yuva inşa etmek istemiştim. Ama Hatice Hanım, başından beri bana bir gelin değil, bir rakip gibi davrandı.
İlk tanıştığımız günü hatırlıyorum. Oğuz’la nişanlandığımızda, annesi bana soğuk bir tebessümle bakmış, “Oğlumun mutluluğu her şeyden önemli,” demişti. O zaman anlamamıştım bu sözlerin altındaki tehdidi. Evliliğimizin ilk gününden itibaren, Hatice Hanım evimize sık sık gelmeye, her şeye karışmaya başladı. Oğuz’u sürekli arıyor, “Yavrum, iyi misin? Elif sana iyi bakıyor mu?” diye soruyordu. Başlarda bunu annelik sevgisi sandım. Ama zamanla, bu ilginin ardında başka bir şey olduğunu fark ettim: Kıskançlık.
Oğuz, annesinin tek çocuğuydu. Babası yıllar önce vefat etmiş, Hatice Hanım oğlunu büyütmek için hayatını ona adamıştı. Oğuz da annesine çok düşkündü. Ama ben, evlendikten sonra, Oğuz’un annesiyle benim aramda kaldığını hissetmeye başladım. Ne zaman bir karar alsak, Hatice Hanım’ın fikrini sormadan adım atamıyordu. Bir gün, oğlumuz Efe doğduğunda, her şeyin düzeleceğini, Hatice Hanım’ın bana daha sıcak yaklaşacağını ummuştum. Ama yanılmışım.
Efe doğduktan sonra, Hatice Hanım’ın ilgisi bu kez torununa yöneldi. Ama bu ilgi, bana karşı bir silaha dönüştü. “Efe’yi bana bırak, sen dinlen,” diyordu ama her seferinde, “Elif, çocuğa sütünü düzgün veriyor musun? Bu çocuk neden ağlıyor? Senin yüzünden mi hasta oldu?” gibi sorularla beni suçluyordu. Bir gün, Efe ateşlendiğinde, Hatice Hanım bana dönüp, “Sen anneliği bilmiyorsun, Elif. Ben olmasam bu çocuk ne olurdu?” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Oğuz’a anlatmaya çalıştım, “Annen bana haksızlık yapıyor,” dedim. Ama Oğuz, “Annem yaşlı, seni de düşünüyor, büyütme,” diyerek geçiştirdi.
Her geçen gün, evimizdeki huzur biraz daha azaldı. Hatice Hanım, Efe’yi bana bırakmıyor, her fırsatta oğlunu arayıp, “Elif yine yanlış yaptı, Efe’yi üşüttü,” diyordu. Bir gün, Efe’yi parka götürmek istedim. Hazırlanırken, Hatice Hanım kapıda belirdi: “Sen bilmezsin, çocuk bu havada dışarı çıkar mı? Ben götürürüm.” Oğuz, annesinin tarafını tuttu. “Annem haklı, hava serin,” dedi. O an, kendimi evimde yabancı hissettim. Sanki ben, bu ailenin bir parçası değil, istenmeyen bir misafirdim.
Bir akşam, Oğuz işten geç geldi. Efe uyuyordu, ben de mutfakta ağlıyordum. Oğuz geldi, “Ne oldu yine?” diye sordu. “Oğuz, ben bu evde yalnızım. Annen bana güvenmiyor, sürekli beni suçluyor. Sen de beni anlamıyorsun,” dedim. Oğuz, başını öne eğdi. “Annem yalnız, ona da hak ver,” dedi. O an, içimdeki yalnızlık büyüdü. Kendi evimde, kendi ailemde, yalnız kalmıştım.
Bir gün, Hatice Hanım hastalandı. Oğuz, “Annem bize gelsin, ona bakalım,” dedi. Kabul ettim, çünkü insanlık bunu gerektirirdi. Ama Hatice Hanım, evimize yerleşince, her şey daha da zorlaştı. Sabahları Efe’yi ben kaldırmak isterken, Hatice Hanım çoktan odasına gitmiş, “Anneciğim, hadi uyan, babaannen burada,” diyordu. Efe, bana değil, babaannesine koşuyordu. İçim acıyordu. Kendi oğlum bile bana yabancılaşıyordu.
Bir akşam, Efe ateşlendi. Panikledim, hemen doktora götürmek istedim. Hatice Hanım, “Ben bilirim, eskiden oğlumu da böyle büyüttüm, bir şey olmaz,” dedi. Oğuz, annesinin sözünü dinledi. Benim endişem, anneliğim, bir anda yok sayıldı. O gece, Efe’nin başında tek başıma ağladım. Sabah olunca, Hatice Hanım, “Sen anneliği öğrenemedin, Elif,” dedi. Oğuz ise sessizdi.
Zamanla, Efe ile arama duvarlar örüldü. Efe, babaannesinin yanında daha mutlu görünüyordu. Ben ise, her gün biraz daha yalnızlaşıyordum. Bir gün, Efe bana, “Anne, babaannem daha güzel masal anlatıyor,” dediğinde, içim parçalandı. Oğuz’a, “Ben oğlumu kaybediyorum,” dedim. Oğuz, “Abartıyorsun,” dedi. Ama ben, her geçen gün oğlumun bana yabancılaştığını hissediyordum.
Bir gece, Efe ağlayarak uyandı. Yanına koştum, “Anne, babaannemi istiyorum,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. Hatice Hanım, odadan çıkıp, “Gel yavrum, annen seni anlamıyor,” dedi. Oğuz, yine sessizdi. O gece, kendi evimde, kendi yatağımda, oğlumun sevgisi için kayınvalidemle yarıştığımı anladım.
Bir sabah, dayanamadım. Hatice Hanım’a, “Neden bana güvenmiyorsunuz? Ben de anneyim, Efe benim oğlum,” dedim. Hatice Hanım, gözlerimin içine bakıp, “Sen benim oğlumu benden aldın, şimdi de torunumu almana izin vermem,” dedi. O an, her şeyin sebebini anladım. Hatice Hanım, yalnızlığını oğluyla ve torunuyla dolduruyordu. Ben ise, bu savaşta kaybeden taraftım.
Oğuz’a, “Ya bana, ya annene karar ver,” dedim. Oğuz, “Bunu bana yapma, ikinizi de seviyorum,” dedi. Ama ben, artık bu evde nefes alamıyordum. Bir gün, valizimi topladım, Efe’yi kucağıma aldım ve annemin evine gittim. Oğuz, arkamdan gelmedi. Hatice Hanım ise, “Oğlum artık bana kaldı,” dedi.
Aylar geçti. Oğuz aradı, “Efe’yi özledim,” dedi. Efe, “Babaannemi özledim,” dedi. Ben ise, her gece oğlumun bana yabancılaşmasından korkuyorum. Kendi anneliğimi, kendi ailemi savunmak için verdiğim savaşta, en çok kendimi kaybettim.
Şimdi düşünüyorum: Bir kadın, kendi evinde, kendi çocuğu için neden bu kadar mücadele etmek zorunda kalır? Anneler, oğullarını bırakmayı neden bu kadar zor bulur? Sizce, bu savaşın kazananı kim?