Kardeşler Arasında: Annemin Gölgesinde Kalan Hayatım
“Zeynep, seninle konuşmamız lazım,” dedi Murat, sesi her zamankinden daha boğuktu. Kahvaltı masasının başında, elindeki çayı titreyerek bıraktı. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Annemin odasından gelen öksürük sesiyle irkildim. “Ne oldu yine?” dedim, ama cevabını tahmin ediyordum. Murat gözlerini kaçırdı, “Annemiz artık yalnız kalamaz. Dün gece yine düştü. Komşu Ayşe teyze bulmuş yerde.”
Bir an nefesim kesildi. Annem seksen yaşında, son yıllarda iyice çöktü. Babamı kaybettiğimizden beri evin yükü bana kalmıştı zaten. Ama şimdi… “Bak Murat,” dedim, sesim titriyordu, “Ben de çalışıyorum. İki çocuğum var. Her şeyi ben nasıl yetiştireyim?”
Murat başını eğdi, “Biliyorum Zeynep. Ama başka çaremiz yok. Benim işim malum, sabah çıkıp gece dönüyorum. Sen evdesin…”
İşte tam orada koptum. “Evdeyim ama çalışıyorum! Online ders veriyorum, çocukların ödevleriyle ilgileniyorum, evin işi bitmiyor! Sen hiç bunları düşünmüyorsun!”
Murat sustu. Sessizlikte annemin boğuk sesi yankılandı: “Zeynep… Su isterim…”
Koştum yanına. Annemin elleri titriyordu, gözleri dolmuştu. “Kızım, ben sana yük oldum biliyorum,” dedi kısık bir sesle.
“Anne, öyle deme…” dedim ama içimde bir öfke kabarıyordu. Neden hep ben? Neden Murat’ın ya da küçük kardeşim Derya’nın hayatı değişmiyor da benimki altüst oluyor?
O gün akşam Murat ve Derya’yı topladım. “Bakın,” dedim, “Annemize bakmak hepimizin sorumluluğu. Ben tek başıma altından kalkamam.”
Derya hemen savunmaya geçti: “Ben de yeni işe başladım abla! Patronum izin vermez ki… Hem annem seni daha çok dinliyor.”
Murat araya girdi: “Bir bakıcı bulsak? Belki devletin evde bakım hizmetlerinden yararlanabiliriz.”
Başımı salladım. “Bakıcıya paramız yetmez. Devlet desteği için de bin türlü evrak istiyorlar, aylarca bekleniyor.”
O gece uyuyamadım. Eşim Cem’in sesiyle irkildim: “Zeynep, kendini harap etme. Belki anneni yanımıza alırız?”
Gözlerim doldu. Kendi evimde bile nefes alamazken, annemi de alırsam tamamen yok olacağımı hissettim.
Ertesi gün annemi doktora götürdüm. Doktor, “Yalnız kalamaz,” dedi net bir şekilde. Eve dönerken annem elimi tuttu: “Kızım, ben ölsem de kurtulsan…”
Yüreğim parçalandı. Eve vardığımızda çocuklar kavga ediyordu, yemek yanmıştı. Annem köşede sessizce ağlıyordu.
Bir hafta boyunca Murat ve Derya’dan ses çıkmadı. Her şey yine bana kalmıştı. Bir sabah Cem’le tartıştık: “Senin ailen, senin sorunun gibi davranıyorlar!” dedi öfkeyle.
“Ben ne yapayım Cem? Annemi sokağa mı atayım?”
Cem sustu ama aramızdaki mesafe büyüdü.
Bir akşam Derya aradı: “Abla, annemi bir hafta bana getir, bakarım.”
Sevindim ama annem gitmek istemedi: “Ben seni bırakmak istemem Zeynep.”
Kendimi tuzağa düşmüş gibi hissettim. Bir yanda annemin sevgisi ve vicdan azabım, diğer yanda kendi hayatım ve ailem…
Bir gün Murat aradı: “Zeynep, işten izin aldım, iki günlüğüne anneme ben bakayım.”
İçimde bir umut yeşerdi ama iki gün neye yeterdi ki? O iki günde kendime vakit ayırmaya çalıştım; çocukları parka götürdüm, biraz kitap okudum ama aklım hep annemdeydi.
İki gün sonra Murat aradı: “Zeynep, çok zor ya… Ben bu işi yapamam.”
Telefonu kapattığımda ağladım. Kimse anlamıyordu beni.
Bir gece annem ateşlendi, ambulans çağırdık. Hastanede saatlerce bekledik. O an anladım ki; bu yükü tek başıma taşıyamam.
Ertesi gün aile toplantısı yaptık. “Ya dönüşümlü bakacağız ya da huzurevine vereceğiz,” dedim kararlı bir şekilde.
Derya ağladı: “Huzurevi mi? Anneciğim orada yapamaz!”
Murat sessiz kaldı.
Annem ise sadece şunu söyledi: “Siz mutlu olun yeter…”
O an içimdeki zincirler koptu. Yıllarca herkesin mutluluğu için kendi hayatımdan vazgeçmişim.
Şimdi size soruyorum: Bir kadının omuzlarına bu kadar yük binmeli mi? Kendi hayatımızdan vazgeçmek zorunda mıyız ailemiz için? Siz olsanız ne yapardınız?