Ailemizin Ortasında Bayıldım: Eşim Bebeğimizle İlgilenmiyor ve Ben Tükeniyorum

“Zeynep, biraz daha sabret, bebek büyüyünce her şey düzelecek.” Annemin sesi kulağımda yankılanıyor, ama ben mutfakta, ellerim titreyerek çay bardağını tepsiye koymaya çalışıyorum. Gözlerim kararıyor, başım dönüyor. O anda, kayınvalidemle göz göze geliyorum, yüzünde her zamanki gibi hafif bir memnuniyetsizlik var. “Kızım, çayı dökme, dikkat et,” diyor. İçimden bağırmak istiyorum: Benim ne halde olduğumu kimse görmüyor mu?

Bundan sadece üç ay önce, kucağımda minik Defne’yle eve döndüğümüzde, eşim Emre’yle bir takım olacağımızı, her şeyin üstesinden birlikte geleceğimizi sanıyordum. Ama Emre, doğumdan sonra bambaşka birine dönüştü. İlk günler, “Sen dinlen, ben ilgilenirim,” dediğinde içim umutla dolmuştu. Ama o sözler, birkaç gün sonra yerini sessizliğe, ilgisizliğe bıraktı. Gece Defne ağladığında, ben kalktım. Gündüz, altını değiştirdim, emzirdim, gazını çıkardım. Emre ise işten gelip televizyonun karşısına geçti, telefonunu karıştırdı. “Çok yoruldum,” dediğinde, ben de yorgundum ama kimse bana sormuyordu.

Bir gece, Defne sabaha kadar ağladı. Gözlerim kan çanağına dönmüştü, başım çatlıyordu. Emre’ye, “Bir saatliğine sen ilgilenir misin, biraz uyuyayım?” dedim. Yorgun bir bakış attı, “Yarın işim var, uykusuz kalamam,” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı. Oysa ben de insanım, ben de uykusuzum, ben de yorgunum. Ama kimse bunu umursamıyor gibi.

Ailelerimiz ziyarete geldiğinde, herkes Defne’yi sevmek için sıraya giriyor, bana ise “Annelik böyle, alışacaksın,” diyorlardı. Kayınvalidem, “Bizim zamanımızda kimseye laf söylenmezdi, kadın dediğin güçlü olur,” diye ekliyordu. Annem ise, “Bak, Emre iyi bir çocuk, işten geliyor, evine bakıyor. Sen de biraz sabırlı ol,” diyordu. Oysa ben, her gece ağlayarak uyuyordum. Bazen Defne’yle birlikte ağlıyordum. Emre ise hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.

O gün, aile yemeği için herkes bizde toplandı. Sofrayı hazırlarken, Defne ağlamaya başladı. Emre, “Sen ilgilen, ben misafirlerle ilgileneceğim,” dedi. O an, içimde bir öfke patladı ama sesimi çıkaramadım. Defne’yi kucağıma aldım, susturmaya çalıştım. Bir yandan mutfağa koştum, yemekleri kontrol ettim. Herkes sofrada kahkahalar atarken, ben mutfakta tek başıma ağlıyordum. Annem yanıma geldi, “Kızım, biraz dinlen, ben yardım ederim,” dedi. Ama ben, “İyiyim,” dedim, çünkü kimseye yük olmak istemiyordum.

Çay servisi sırasında, birden gözlerim karardı. Herkesin önünde yere yığıldım. Sonra hatırladığım, annemin panikle “Zeynep! Zeynep!” diye bağırması. Gözümü açtığımda, koltukta yatıyordum. Herkes başıma toplanmıştı. Emre, yüzünde suçlulukla bana bakıyordu ama bir şey söylemedi. Kayınvalidem, “Kızım, kendine dikkat et, bebek var, senin güçlü olman lazım,” dedi. Annem ise gözyaşları içinde elimi tutuyordu. O an, içimde bir boşluk hissettim. Kimse benim ne yaşadığımı, ne kadar tükendiğimi anlamıyordu.

O gece, herkes gittikten sonra Emre’yle yüzleştim. “Ben bu yükü tek başıma taşıyamam,” dedim. “Sen de babasın, Defne sadece benim çocuğum değil.” Emre, başını öne eğdi. “Haklısın, ama ben de çok yoruluyorum. İş, ev, sorumluluklar…” dedi. “Peki ya ben?” dedim, “Benim hiç hakkım yok mu dinlenmeye, uyumaya, kendime bakmaya?” O an, gözlerimden yaşlar süzüldü. Emre, bana sarılmaya çalıştı ama geri çekildim. “Böyle devam ederse, ben bu evliliği sürdüremem,” dedim. O an, Emre’nin gözlerinde ilk kez gerçek bir korku gördüm.

Ertesi gün, annem aradı. “Kızım, iyi misin?” dedi. “İyiyim anne,” dedim ama sesim titriyordu. “Bak, evlilik kolay değil. Bazen sabretmek lazım. Ama kendini de ihmal etme. Gerekirse yardım iste,” dedi. O an, annemin de yıllarca neler yaşadığını, neleri içine attığını düşündüm. Belki de bizim ailede kadınlar hep susmuş, hep sabretmişti. Ama ben, Defne için, kendim için bu zinciri kırmak istiyordum.

Bir hafta boyunca Emre, biraz daha ilgili olmaya çalıştı. Gece Defne ağladığında bir iki kez kalktı, altını değiştirdi. Ama sonra yine eski haline döndü. Ben ise her geçen gün daha da tükeniyordum. Bazen aynada kendime bakıyor, “Bu kadın kim?” diye soruyordum. Gözlerimin altı mor, saçlarım dağınık, yüzümde sürekli bir yorgunluk ifadesi. Arkadaşlarım aradığında, “Her şey yolunda,” diyordum ama içim kan ağlıyordu.

Bir gün, Defne’yi uyuttuktan sonra balkona çıktım. İstanbul’un gece ışıkları altında, sessizce ağladım. “Ben ne zaman mutlu olacağım?” diye sordum kendime. Evliliğim, hayal ettiğim gibi değildi. Emre’yle konuşmaya çalıştım, ama hep bir bahanesi vardı. “İşler yoğun, patron baskı yapıyor, yoruluyorum…” Oysa ben de çalışıyordum, doğum iznim bitince işe dönecektim. O zaman ne olacaktı? Kim ilgilenecekti Defne’yle? Ben mi yine her şeyi sırtlanacaktım?

Bir akşam, annemle uzun uzun konuştum. “Anne, ben çok yoruldum. Emre bana hiç destek olmuyor. Bazen Defne’ye bakarken bayılacak gibi oluyorum,” dedim. Annem, “Kızım, erkekler bazen anlamıyor. Konuş, anlat, birlikte çözüm bulun,” dedi. Ama ben artık anlatmaktan yorulmuştum. Emre ise, “Sen abartıyorsun, herkesin çocuğu var, herkes aynı şeyleri yaşıyor,” diyordu. O an, yalnızlığım daha da büyüdü.

Bir gün, Defne’yi doktora götürdüm. Doktor, “Siz de çok yorgun görünüyorsunuz. Kendinize vakit ayırın, yardım isteyin,” dedi. Gözlerim doldu. “Yardım isteyecek kimsem yok,” dedim. Doktor, “Eşinizle konuşun, bu yükü tek başınıza taşıyamazsınız,” dedi. O an, karar verdim. Emre’yle bir kez daha konuşacaktım. Eğer değişmezse, kendi yolumu çizecektim.

O akşam, Emre işten gelince, Defne’yi ona verdim. “Ben biraz uyuyacağım. Lütfen ilgilen,” dedim. Emre, önce şaşırdı, sonra isteksizce Defne’yi aldı. Ben ise odama geçip kapıyı kapattım. İlk kez, kendim için bir şey yapmıştım. O gece, üç saat aralıksız uyudum. Uyandığımda, kendimi biraz daha güçlü hissettim. Belki de bazen, kendi sınırlarımı çizmem gerekiyordu.

Şimdi, bu satırları yazarken, hala yorgunum. Ama artık biliyorum ki, kimse bana yardım etmezse, ben kendim için savaşmak zorundayım. Defne için, kendim için… Evliliğim devam edecek mi, bilmiyorum. Ama artık susmayacağım, kendimi yok saymayacağım.

Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir kadın, bir anne olarak, bu yükü tek başına taşımak zorunda mı?