Kapı Kapanmıyorsa: Bir Anadolu Kasabasında Sınırlarımı Koruma Mücadelem
“Elif, kapıyı neden kilitledin kızım? Bizden mi sakladığın bir şey var?” Nermin Hanım’ın sesi, sabahın köründe evin koridorunda yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Kapıyı kilitlememin tek sebebi, bir an olsun yalnız kalabilmekti. Ama bu evde, bu kasabada, hatta bu ailede, mahremiyet diye bir şey yoktu.
Eşim Murat, her zamanki gibi işe gitmek için hazırlanıyordu. Göz göze geldik. Gözlerinde yorgunluk, bıkkınlık ve biraz da suçluluk vardı. Çünkü o da biliyordu: Annesiyle babası bizim evde, bizim hayatımızda, bizim nefesimizde bile vardı. “Anne, Elif’in biraz yalnız kalmaya ihtiyacı var. Lütfen…” dedi Murat, ama sesi cılız çıktı. Nermin Hanım ise elindeki çay tepsisini masaya bıraktı, bana döndü: “Benim oğlumun karısı, bana kapı mı kapatıyor? Biz aile değil miyiz?”
O an, içimdeki öfkeyi bastırmak için dişlerimi sıktım. Bu evlilikte, bu kasabada, herkesin gözü üzerimdeydi. Komşu Ayşe Teyze, markette kasiyer Zeynep, hatta bakkal Hüseyin Amca bile bizim evde olup biteni konuşuyordu. Çünkü Nermin Hanım, her fırsatta, en küçük tartışmamızı bile mahalleye anlatıyordu. “Elif bu sabah kahvaltıyı geç hazırladı, Murat işe aç gitti,” ya da “Elif akşam yemeğinde tuzu fazla kaçırmış, Halil Bey’in tansiyonu çıktı.”
Bir gün, işten eve dönerken, kasabanın meydanında oturan kadınların arasında ismimi duydum. “Elif’in kayınvalidesiyle arası pek iyi değilmiş,” dedi biri. Diğeri ekledi: “Kızcağız şehirden gelmiş, kasaba hayatına alışamamış.” O an, gözlerim doldu. Ben bu kasabaya Murat için gelmiştim. İstanbul’da, kendi ayaklarımın üzerinde duran bir kadındım. Ama Murat’ın ailesiyle yaşamak zorunda kalınca, kendi hayatımdan vazgeçmek zorunda kaldım.
Bir akşam, Murat’la oturup konuşmaya karar verdim. “Murat, ben böyle devam edemem. Annemle babanla aynı evde yaşamak beni tüketiyor. Kendi evimizde, kendi hayatımızı kurmak istiyorum.” Murat başını öne eğdi. “Biliyorum Elif, ama babamın kalbi zayıf. Annem de yalnız kalmak istemiyor. Biraz daha sabret, olur mu?”
Sabretmek… Bu kelime, kasabada kadınların en çok duyduğu kelimeydi. Sabret, sus, sineye çek. Ama ben artık sabredemiyordum. Bir gece, odamda otururken, Nermin Hanım kapıyı çalmadan içeri girdi. “Elif, Murat’ın gömleklerini ütüledin mi? Yarın misafir gelecek, Halil Bey’in gömleği de ütülensin.” O an, gözlerimden yaşlar süzüldü. “Nermin Hanım, lütfen… Biraz yalnız kalmak istiyorum. Kendi odamda bile rahat edemiyorum.”
Nermin Hanım’ın yüzü asıldı. “Sen bizim ailemize gelin geldin, kendi başına hareket edemezsin. Bizim evimizde herkes birbirine hesap verir.”
O gece, Murat’la tartıştık. “Sen neden annene karşı çıkmıyorsun? Benim de bir hayatım var, benim de sınırlarım var!” dedim. Murat sessizce yatağa döndü. “Elif, annem yaşlı. Onu üzmek istemiyorum.”
Geceleri uykusuz geçirmeye başladım. Sabahları gözlerim şiş, ruhum yorgun kalkıyordum. İşe gitmek için evden çıkarken, Nermin Hanım kapıda bekliyordu. “Elif, akşam erken gel. Halil Bey’in ilaçlarını sen verirsin.” Kendi annemle bile bu kadar yakın değildim. Ama burada, her hareketim izleniyor, her adımım sorgulanıyordu.
Bir gün, iş yerinde bir arkadaşım, Derya, bana “Elif, neden bu kadar üzgünsün?” diye sordu. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Derya, “Kendi sınırlarını çizmezsen, kimse senin yerine çizmez,” dedi. O an, içimde bir umut ışığı yandı. Belki de gerçekten, kendi sınırlarımı korumak için bir adım atmalıydım.
O akşam, eve döndüğümde, Nermin Hanım yine salonda oturuyordu. “Elif, sofrayı kur. Misafir gelecek.” Derin bir nefes aldım. “Nermin Hanım, bu akşam çok yorgunum. Sofrayı siz kurabilir misiniz?” Gözleri büyüdü, sesi titredi: “Sen bana karşı mı geliyorsun?”
O an, Halil Bey de salona girdi. “Ne oluyor burada?” dedi. Nermin Hanım, “Elif bana yardım etmiyor,” diye şikayet etti. Murat ise köşede sessizce oturuyordu. “Ben sadece biraz dinlenmek istiyorum,” dedim. “Kendi odamda, kapım kapalı, bir saat yalnız kalmak istiyorum.”
O gece, Murat’la uzun uzun konuştuk. “Elif, ben de yoruldum. Ama ailem… Onları bırakmak kolay değil.”
“Peki ya ben?” dedim. “Benim ne hissettiğim önemli değil mi? Ben de bu ailenin bir parçasıysam, benim de isteklerim, ihtiyaçlarım olmalı.”
Murat sustu. O an, gözlerinden yaşlar süzüldü. “Haklısın Elif. Ama ne yapacağımı bilmiyorum.”
Bir sabah, annemden bir mesaj aldım: “Kızım, mutlu musun?” O an, içimde bir şeyler koptu. Anneme mutlu olduğumu söyleyemedim. Çünkü değildim. Kendi evimde, kendi hayatımda, kendi kararlarımı veremiyordum.
Bir gün, kasabada yürürken, eski bir öğretmenim olan Sevim Hanım’la karşılaştım. “Elif, seni çok üzgün görüyorum. Kendini bu kadar harcama. Hayat kısa, kendi mutluluğunu da düşünmelisin,” dedi. O an, gözlerim doldu. Belki de gerçekten, kendi mutluluğum için bir şeyler yapmalıydım.
O akşam, Murat’la son bir kez konuştum. “Murat, ya kendi evimize çıkarız, ya da ben bu evde daha fazla kalamam. Kendi sınırlarımı korumak istiyorum. Kendi hayatımı yaşamak istiyorum.”
Murat uzun süre sustu. Sonra, “Tamam Elif. Yarın emlakçıya gidelim,” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi. Belki de gerçekten, kendi hayatımı kurabilirdim.
Ama ertesi sabah, Nermin Hanım her zamankinden daha erken uyandı. “Elif, nereye gidiyorsunuz?” dedi. Murat, “Anne, kendi evimize çıkmak istiyoruz,” dedi. Nermin Hanım’ın gözleri doldu. “Bizi bırakıp gidiyorsunuz, öyle mi?”
O an, Halil Bey de geldi. “Oğlum, anneni üzme. Biz yaşlandık, size ihtiyacımız var.”
Murat bana baktı. Gözlerinde kararsızlık vardı. Ben ise ilk kez kendim için bir adım atmıştım. “Nermin Hanım, Halil Bey, sizi seviyoruz. Ama biz de kendi hayatımızı kurmak istiyoruz. Yardıma ihtiyacınız olduğunda her zaman yanınızda olacağız. Ama artık kendi evimizde yaşamak istiyoruz.”
O an, evde bir sessizlik oldu. Nermin Hanım ağlamaya başladı. Halil Bey başını öne eğdi. Murat ise elimi tuttu. “Elif, birlikte başaracağız,” dedi.
O gün, kasabada yeni bir ev aramaya başladık. Kolay olmadı. Komşular, akrabalar, herkes konuştu. “Elif, kayınvalidesini bırakıp gitmiş,” dediler. Ama ben ilk kez, kendi hayatım için bir adım atmıştım.
Şimdi, yeni evimizde, kapımı kapatıp yalnız kalabiliyorum. Kendi sınırlarımı koruyabiliyorum. Ama bazen, geceleri, Nermin Hanım’ın ağlayan gözleri aklıma geliyor. Vicdan azabı mı, yoksa özgürlüğün bedeli mi bu?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için ailenizi üzmeyi göze alır mıydınız?