“Senin O Eve Taşınmana Asla İzin Vermem!” – Kayınvalidemle Yaşadığım Çıkmaz
“Senin o eve taşınmana asla izin vermem, çünkü bir kere girersen bir daha çıkmazsın!” diye bağırdı kayınvalidem, gözleri öfkeyle dolu. O an mutfakta, elimde çay tepsisiyle donup kaldım. Eşim Burak, annesinin bu kadar sert çıkışını beklemiyordu, yüzü bir anda bembeyaz oldu. Oysa ki tek istediğimiz, onun sahip olduğu ve yıllardır boş duran ikinci dairesine taşınmaktı. İstanbul’da kiralar almış başını gitmiş, bizim ise yeni evli bir çift olarak bütçemiz kısıtlıydı.
O günün sabahı, annemle telefonda konuşurken “Kızım, kayınvalidenle bir konuş, o boş dairede oturmanız hem sizin için hem de onlar için iyi olur,” demişti. Annem haklıydı; zaten kayınvalidem, Nermin Hanım, o daireyi yatırım diye tutuyordu ama yıllardır kapısı açılmamıştı. Biz ise Burak’la evlendikten sonra onun küçücük çocukluk odasında, iki bavul ve bir yatakla yaşamaya çalışıyorduk. Her sabah, Burak işe giderken ben de iş arıyordum, ama İstanbul’da iş bulmak da ev bulmak kadar zordu.
O gün, akşam yemeğinde konuyu açmaya karar verdik. Burak, “Anne, o ikinci daireyi bize bir süreliğine versen? Kira da öderiz, hem senin için de bir gelir olur,” dedi. Nermin Hanım’ın kaşı bir anda havaya kalktı. “O ev benim emeklilik güvencem. Siz girerseniz, bir daha çıkmazsınız. Ben de mağdur olurum!” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Sanki ben, onun gözünde sadece bir yük, bir tehdit gibiydim.
Burak, “Anne, biz senin oğlunuz. Sana zarar vermek istemeyiz. Sözleşme de yaparız, istersen noter huzurunda,” dedi. Ama Nermin Hanım’ın kararı kesindi. “Hayır! O evde kimse oturmayacak. Ben kararımı verdim.”
O gece, Burak’la odasına çekildiğimizde, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. “Ben mi yanlışım Burak? Sanki annen beni hiç istemiyor gibi hissediyorum,” dedim. Burak, “Hayır, seninle ilgisi yok. Annem hep böyleydi, her şeyin kontrolü onda olsun ister,” dedi ama sesi titriyordu. O da annesinin bu kadar katı olmasına içerlemişti.
Ertesi gün, annem aradı. “Ne oldu, konuştunuz mu?” dedi. “Anne, Nermin Hanım kesinlikle izin vermiyor,” dedim. Annem bir süre sessiz kaldı, sonra “Kızım, insan evladına destek olmaz mı? Ben olsam, elimde imkan olsa, size hemen verirdim,” dedi. O an, içimde bir öfke kabardı. Kendi annemle kayınvalidemi karşılaştırmak istemiyordum ama insanın canı yanınca düşünmeden edemiyor.
Günler geçtikçe, evdeki hava iyice ağırlaştı. Nermin Hanım, sabahları kahvaltı hazırlarken bana soğuk davranıyor, Burak’la göz göze gelmemeye çalışıyordu. Bir gün, mutfakta bulaşık yıkarken, “Senin annen de mi böyleydi? Her şeyi kendi istediği gibi mi yapardı?” diye sordu. Ne cevap vereceğimi bilemedim. “Annem hep destek olurdu,” dedim sessizce. O an, Nermin Hanım’ın gözlerinde bir anlık bir yumuşama gördüm ama hemen ardından yüzü tekrar sertleşti.
Bir akşam, Burak işten geç geldi. Yorgun ve moralsizdi. “Bugün işyerinde de sorun çıktı. Müdürüm, performansımı beğenmediğini söyledi. Sanki her şey üst üste geliyor,” dedi. Ona sarıldım, “Birlikte atlatacağız,” dedim ama içimde bir umutsuzluk vardı. O gece, Burak uyurken ben pencerenin önünde oturup İstanbul’un ışıklarına baktım. “Neden bu kadar zor?” diye düşündüm. Bir ev, bir yuva kurmak neden bu kadar imkansız olmalıydı?
Bir gün, Burak’ın kız kardeşi Elif geldi. Elif, annesinin gözbebeğiydi. “Anne, abimlerle neden bu kadar inatlaşıyorsun? O ev yıllardır boş. Hem onlar da kira ödeyecekler,” dedi. Nermin Hanım, “Sen anlamazsın Elif. O ev benim tek güvencem. Bir kere verirsem, bir daha alamam. Herkesin niyeti başta iyi olur ama sonra işler değişir,” dedi. Elif, “Anne, abim sana zarar vermez. Hem ablam da çok iyi biri. Biraz yumuşak olsan her şey daha kolay olacak,” dedi. O an, Elif’in bana sahip çıkması içimi ısıttı ama Nermin Hanım’ın kararı değişmedi.
Bir akşam, Burak’la dışarıda yürüyüşe çıktık. “Başka bir şehirde olsak, belki bu kadar zorlanmazdık,” dedi. “Ama ailemiz burada, işimiz burada. Kaçıp gitmek kolay mı?” dedim. Burak, “Bazen annemin bu kadar katı olmasına anlam veremiyorum. Sanki bizi hiç düşünmüyor,” dedi. O an, Burak’ın gözlerinde çaresizliği gördüm. O da annesinin sevgisini, desteğini bekliyordu ama alamıyordu.
Bir gün, iş görüşmesine çağrıldım. Heyecanla hazırlandım, Burak bana şans diledi. Görüşmeden çıktığımda, içimde bir umut vardı. Eve döndüğümde, Nermin Hanım salonda oturuyordu. “İş buldun mu?” diye sordu. “Henüz belli değil ama umutluyum,” dedim. O an, ilk defa bana “Kolay gelsin,” dedi. Küçük bir adımdı ama benim için çok önemliydi.
Günler geçtikçe, Burak’la başka bir ev bulmaya karar verdik. Küçücük, eski bir daireydi ama kendi başımıza olacaktık. Annem, “Kızım, önemli olan huzurunuz,” dedi. Evi tuttuk, taşınmaya başladık. O gün, Nermin Hanım kapıda durdu, gözleri dolu doluydu. “Kusura bakmayın, ben de kolay bir hayat yaşamadım. Herkes kendi başının çaresine bakmalı,” dedi. O an, ona kızgınlığım biraz azaldı. Belki de kendi korkuları, geçmişte yaşadıkları onu böyle yapmıştı.
Şimdi, yeni evimizde, Burak’la birlikte yeniden bir hayat kurmaya çalışıyoruz. Zor oldu, çok gözyaşı döktüm, çok kırıldım ama sonunda kendi yuvamızı kurduk. Bazen düşünüyorum, aile olmak sadece kan bağıyla mı olur, yoksa birbirine destek olmakla mı? Sizce, bir anne evladına böyle davranmalı mı? Yoksa hayatın zorlukları insanı bencilleştirir mi?