Böyle Aile Olmaz Olsun! – Bir Pazar Günü Masasında Kopan Fırtına
“Yeter artık!” diye bağırdım, sesim salonun duvarlarında yankılandı. O an, herkesin elindeki çatal-bıçak havada asılı kaldı. Kayınvalidem, gözlüklerinin üzerinden bana bakarken, kayınpederim sandalyesinde hafifçe doğruldu. Eşim Murat ise başını önüne eğmiş, tabağındaki pilava bakıyordu. Çocuklarım, Elif ve Can, korkuyla bana döndüler. O pazar günü, eşimin ailesinin evinde yediğimiz öğle yemeği, hayatımın en uzun ve en acı dolu saatlerine dönüştü.
Her pazar olduğu gibi, yine sabahın erken saatlerinde kalkıp çocukları hazırlamıştım. Elif’in saçlarını örerken, “Anne, babaannem yine bana kızacak mı?” diye sormuştu. “Hayır kızım, bugün her şey güzel olacak,” demiştim ama içimde bir sıkıntı vardı. Murat, her zamanki gibi sessizdi. Arabada giderken, radyoda çalan eski bir Türk sanat müziği parçası bile içimizdeki gerginliği dağıtamamıştı.
Masada ilk başta her şey normaldi. Kayınvalidem, “Elif, neden hala düzgün oturamıyorsun? Bir kız çocuğu böyle mi davranır?” dediğinde, Elif’in yanakları kızardı. Can ise çorbasını döktüğünde, kayınpederim “Bu çocuk hiç mi terbiye görmedi?” diye homurdandı. Murat, annesinin ve babasının sözlerine tek kelime etmedi. Ben ise içimden, “Bir gün dayanamayacağım,” diye geçiriyordum. O gün, o an geldi.
Kayınvalidem, Elif’in tabağındaki yemeği işaret ederek, “Senin annen sana yemek yemeyi bile öğretememiş,” dediğinde, içimdeki tüm sabır tükendi. “Yeter artık!” diye bağırdım. Herkes sustu. “Benim çocuklarım sizin aşağılamalarınızı hak etmiyor! Onlar çocuk, hata yapacaklar, öğrenerek büyüyecekler. Siz her pazar onları küçük düşürüyorsunuz, ben de susuyorum. Ama artık susmayacağım!”
Murat, başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde şaşkınlık ve korku vardı. Kayınvalidem ise öfkeyle, “Sen bize nasıl böyle konuşursun? Biz ailemizi düşünüyoruz, çocukların iyiliği için söylüyoruz!” dedi. “Hayır,” dedim, “siz kendi doğrularınızı dayatıyorsunuz. Çocuklarımın özgüvenini kırıyorsunuz. Onların yanında olmanız gerekirken, onları utandırıyorsunuz.”
O an, Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Can ise bana sarıldı. “Anne, eve gidelim,” dedi. Murat, hâlâ sessizdi. Kayınpederim, “Bu evde saygı kalmamış,” diye söylenirken, ben çocuklarımı kucakladım ve ayağa kalktım. “Biz gidiyoruz,” dedim. Murat’a döndüm, “Geliyor musun?” O ise sadece başını eğdi.
Eve dönerken, arabadaki sessizlik kulaklarımı sağır etti. Elif, “Anne, ben kötü bir çocuk muyum?” diye sordu. Gözlerimden yaşlar aktı. “Hayır kızım, sen harika bir çocuksun. Kimse sana aksini söyleyemez,” dedim. Can ise arka koltukta sessizce ağlıyordu. O an, çocuklarım için verdiğim mücadelede yalnız olduğumu hissettim.
O günden sonra, Murat’la aramızda görünmez bir duvar örüldü. Akşamları eve geç gelmeye başladı. Çocuklar, babalarının ilgisizliğini fark ediyordu. Bir gece, Murat’la oturup konuşmak istedim. “Murat, neden çocuklarını savunmadın?” dedim. O ise, “Ailemle aramı bozmak istemedim. Sen de biraz alttan alsan olmaz mıydı?” dedi. O an, içimdeki öfke yeniden alevlendi. “Ben çocuklarımın ruhunu korumak zorundayım. Onlar senin ailenin sözleriyle her hafta biraz daha kırılıyor. Senin sessizliğin, onların acısını büyütüyor,” dedim. Murat, bana bakmadan, “Bilmiyorum,” dedi ve odadan çıktı.
Geceleri uyuyamaz oldum. Elif, rüyasında babaannesinin ona bağırdığını görüp ağlayarak uyanıyordu. Can, okuldaki öğretmenine “Ben kötü bir çocuk muyum?” diye sormuş. Öğretmeni beni arayıp, “Can’ın morali çok bozuk, evde bir sorun mu var?” dediğinde, içim parçalandı. Çocuklarımın ruhunda açılan yaraların sorumlusu ben miyim, yoksa onları korumaya çalışırken daha mı çok zarar veriyorum, bilmiyordum.
Bir gün, okuldan dönerken Elif bana, “Anne, neden babaannem beni sevmiyor?” diye sordu. Ne diyeceğimi bilemedim. “Bazen insanlar sevgilerini göstermekte zorlanır,” dedim ama biliyordum ki bu cevap ona yetmeyecekti. Akşam Murat eve geldiğinde, Elif ona sarılmak istedi ama Murat, “Yorgunum kızım,” diyerek odasına geçti. Elif’in gözlerindeki hayal kırıklığını asla unutamayacağım.
Bir süre sonra, kayınvalidem aradı. “Senin yüzünden oğlum bize küstü. Çocuklarını da bize düşman ettin,” dedi. “Ben çocuklarımı korumak zorundayım. Onların yanında olmanız gerekirken, onları kırdınız,” dedim. “Sen bizim ailemizi dağıttın,” diye bağırdı ve telefonu kapattı. O an, yalnızlığımın ne kadar derin olduğunu hissettim.
Kendi ailem ise uzakta, başka bir şehirdeydi. Annemle telefonda konuşurken, “Kızım, çocukların için doğru olanı yapıyorsun. Ama Murat’la konuşmaya çalış. Evlilikte her şeyden önce çocuklar gelir,” dedi. Annemin sözleri içimi biraz rahatlatsa da, Murat’ın sessizliği ve kayınvalidemin baskısı arasında sıkışıp kalmıştım.
Bir akşam, Elif ve Can’ı uyuttuktan sonra, Murat’la bir kez daha konuşmaya karar verdim. “Murat, çocuklarımızı korumak için mücadele ediyorum. Onların ruhunda açılan yaralar kolay kolay kapanmaz. Senin ailenin sözleri onları her hafta biraz daha kırıyor. Lütfen, bir kez olsun onların yanında ol,” dedim. Murat, uzun süre sustu. Sonra, “Ben de arada kalıyorum. Annemle babamı üzmek istemiyorum. Ama çocukların da üzülmesini istemem,” dedi. “O zaman bir karar ver. Ya çocuklarının yanında olacaksın ya da ailenin baskısına boyun eğeceksin,” dedim. Murat, gözlerime bakmadan, “Zamanla düzelir,” dedi.
Ama hiçbir şey düzelmedi. Her pazar, kayınvalidem arayıp çocukları görmek istediğini söyledi. Ben ise artık gitmek istemiyordum. Çocuklarımın gözlerindeki korku ve endişe, her pazar biraz daha büyüyordu. Bir gün, Elif bana, “Anne, bir daha babaanneme gitmek istemiyorum,” dedi. O an, kararımı verdim. “Tamam kızım, bir daha gitmeyeceğiz,” dedim. Murat bu kararıma çok kızdı. “Ailemizi tamamen kopardın,” dedi. “Ben çocuklarımı korudum,” dedim.
Şimdi, geceleri çocuklarım huzurla uyuyor. Ama Murat’la aramızda hâlâ bir soğukluk var. Bazen, verdiğim mücadelede haklı olup olmadığımı sorguluyorum. Çocuklarım için doğru olanı yaptım mı, yoksa ailemizi daha da mı parçaladım? Siz olsaydınız ne yapardınız? Çocuklarınız için her şeyi göze alır mıydınız?